Şiir Antoloji.comKitap ŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResim Antoloji.comForum NedirÜyeler Antoloji.comGruplar Antoloji.com Mesajlarım
 
 
http://nedir.Antoloji.Com
Arayın :
                              adana ceyhan burhanlı köyü nedir?
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
  Kişiler
 Genel
 Yaşam
 Edebiyat
 Güncel
 Toplum
 Bilim
 Din
 Müzik
 Tarih
 Cinsel
 TV Dizileri
 Atasözleri
 Deyimler
 Filmler
Futbol Takımları
Köyler
ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ terimi
tarafından 12.10.2009 tarihinde eklendi
ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ sizce ne demek,
ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
BayAhmet Abasık.. Offline
Ahmet Abasıkeleş 1
x
0 person liked.
0 person did not like.
KÖYÜN ÇOBANI

O çok akıllı bir adamdı..Köyde çobanlık yapardı..

Zaten bir çok kişi de köyde çobanlık yapardı.. Fakat o farklıydı.. Aslında çobanlık yapacak biri de değildi.. Ama kader mi diyelim, mecburiyet mi diyelim, bilemiyorum. Çobandı ama kimsenin bilmediğini bilirdi, kimsenin görmediğini görürdü.

Bu çobanlar tek başına yaşayan kişilerdi.Eskiler yumuş uşağı, derlerdi.. Hiç birinin akrabası yoktu.. Köye gelmişlerdi bir türlü... Toros Dağlarından, Çukurovaya inmişlerdi...Ne iş yaparsın, diyince, çobanlık; demişlerdi işte... Kimisi ağaların kapısında hizmetçilik yapardı, karın tokluğuna. Ağanın ineklerini güderler, her türlü ev işlerini ve ihtiyaçlarını da görürlerdi..

Zaten köylüler de bunları adam yerine koymazlardı. Herkes bunlarla gırgor geçerdi...

Bunların tipi köy insanlarından farklıydı. Genellikle gözleri renkliydi.. Çukurovanın kızgın güneşi sarı derilerini kavruk bir gön haline getirmişti.. Giydikleri şalvar bile köylülerin kullandığı kara bezden değildi. Giyim tarzları, hep dağdan inen insanları hatırlatırdı.. Çukurova insanlarının karakteristik özellikleri bunlarda görülmezdi.. Hiç de kendi kişiliklerini bozmadılar..

Hep birilerinin bir kap yemeğine bağımlıydılar. Para bilmezlerdi... Çalışırlar, çalışırlar, sadece karınlarını doyururlardı. Bir de ağaların ahırlarının yanında yatacak yerleri olurdu..

Bunlar hiç evlenmediler, hiç çoluk, çocuk sahibi olmadılar. Nerden geldiklerini hiç söylemediler, zaten kimse de, nerden geldiniz, diye sormadı onlara...

Ama o, farklıydı. Şalvarı bile beyazdı... Kimsenin bilmediğini bilirdi. Nereden bildiğini de kimse bilmezdi.. Oysa her şeyin en iyisini köyün ağaları bilirdi... O, bir çobandı.. Çoban ne bilebilirdi ki! ...Köydeki bütün ağaların bildiklerinden çok fazlasını bilirdi

oysa...Köylüler koyun beslerdi.. Yörükçülükten gelen bir hayvancılık işte... Hep dağlarda, ovalarda otlattılar hayvanlarını... Sonunda Çokurovayı mesken tuttular.. Akrabaların bir kısmı Mersinde, bir kısmı Konyada kaldı... Yerleşik hayata geçilmişti bir kere... Ama yerleşik hayat göçebe düzenle uyuşmuyordu..

Artık yazın yaylalarda, kışın ovalarda değillerdi... Yerleşik düzende yazın da Çukurova'nın sıcağını, nemli, boğucu havasını çekmek zorundaydılar... Yerleşik hayat yeni ve bilinmedik sorunları da beraberinde getirmişti...

Fakat O, farklıydı.. Her seferinde derdi ki hayvanlarınızı Üçtepe'de fazla yaymayın, hayvanlarınız ölür, derdi Üçtepe'de diz boyu üçgül diye bilinen üç yapraklı yoncalar vardı... Hayvanlar akşama kadar, büyük bir iştahla üçgül otlarını yerlerdi..
Onu kimse dinlemezdi.. Bu bir çobandı... Ne bilebilirdi ki? ! ...

Gerçekten de bir süre sonra hayvanlar birer ikişer ölmeye başladı... Kafalar karışmaya başlamıştı... Çoban hayvanlarınız ölür diyordu, kimse dinlemiyordu... Ama hayvanlar da birer, ikişer ölüyordu...

Çobanın akıllı olabileceğine ihtimal veremeyecek kadar da sabit fikirliydiler. Onun bilgili olacağı akıllarına bile gelmiyordu. Çünkü o, bir çobandı.

Çobandı, ama kimdi, nerden gelmişti, nasıl gelmişti, nerden biliyordu? sorularına cevap aramak, kimsenin aklına dahi gelmemişti.. Sabir fikirler ve ön yargılar zaten hep hareket halindeydi. Bu çoban olsa olsa bir büyücü olabilirdi... Başka izahı olamazdı..

Hiç kimse üçgül'ü neden hayvanlara yedirmeyelim? , diye sormak gereği dahi duymadı...Çünkü o, bir çobandı.. Çoban sadece karın tokluğuna hayvan yayardı.. Başka bir şey bilmezdi, bilemezdi... Hele ağalara akıl vermek, kimin haddine...

Fısıltı gazeteleri her gün bir kaç baskı yapmaya başlamıştı.. Bu çoban kötü niyetliydi ve kem gözlere sahipti.. Bu çobanın bu köyden gitmesi gerekti...Bu çoban köyün zenginiliğini ve hayvanları kıskanıyordu... Hayvanlara nazar değdiriyordu ve hayvanlar bundan dolayı ölüyordu... Veee bu çoban, bu köyden bir türlü gitmeliydi..

Oysa üçgül diye bilinen üç yapraklı yoncayı hayvanlar fazla yedikleri zaman; hayvanın karnı yoncayla doluyor ve hayvan geviş getiremediğinden; yani hazmedemediğinden dolayı ölüyordu...
(27.03.2013 00:43)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayAhmet Abasık.. Offline
Ahmet Abasıkeleş
x
Burhanlı Köyü: Benim küçükken tozlerın içinde oynayarak, mikrop kapması sonucu her tarafında çibanlar çıkan, közde soğan pişirilip, sıcak sıcak üzerine sarılan; taş oyunları oynarken kanayan kafasına soğan ezilip tuz ve zeytinyağı karıştırılıp üzerine bağlanan; kışın; yazlık ayakkabılarla okula giderken, ayakları su içinde kalan; göl haline gelen okul bahçesinde öğretmenlerin ayaklarının ıslanmaması için, taştan taşa sıçrayarak yürümelerini hayranlıkla seyreden; pamuk ve buğday başağı toplayan, bozmalardan karpuz toplayan.....İki odalı dam'ın; bir odasında inekler, bir odasında insanların kaldığı.... İşte böyle bir köyden harika insanlar çıkararak, yurdun dört bir yanına aydınlık ve hizmet götüren bir köy hatırlıyorum. (25.07.2010 17:57)
(bakınız: insan, araf, öğretmen, arda, yara, okul, esin, insanlar, yorum, oyun)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayAhmet Abasık.. Offline
Ahmet Abasıkeleş
x
Burhanlı Köyü: Benim küçükken tozlerın içinde oynayarak, mikrop kapması sonucu her tarafında çibanlar çıkan, közde soğan pişirilip, sıcak sıcak üzerine sarılan; taş oyunları oynarken kanayan kafasına soğan ezilip tuz ve zeytinyağı karıştırılıp üzerine bağlanan; kışın; yazlık ayakkabılarla okula giderken, ayakları su içinde kalan; göl haline gelen okul bahçesinde öğretmenlerin ayaklarının ıslanmaması için, taştan taşa sıçrayarak yürümelerini hayranlıkla seyreden; pamuk ve buğday başağı toplayan, bozmalardan karpuz toplayan.....İki odalı dam'ın; bir odasında inekler, bir odasında insanların kaldığı....

İşte böyle bir köyden harika insanlar çıkararak, yurdun dört bir yanına aydınlık ve hizmet götüren bir köy hatırlıyorum.

Ahmet ABASIKELEŞ
Edb. Öğretmeni
(25.07.2010 16:06)
(bakınız: insan, araf, öğretmen, arda, yara, okul, esin, insanlar, yorum, oyun)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayAntoloji Gez.. Offline
Antoloji Gezgini
Burhanlı, Ceyhan

Burhanlı, Adana ilinin Ceyhan ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Orta Asyadan kuraklık döneminde Hazardenizin kuzeyinden göç eden Türkmen boyunun Karakoyunlu aşiretinden olup hayvancılıkla geçim saglayan devletine baglı Türkmenlerden oluşmaktaydı.Uzun bir süre Mersine bağlı, Burhan köyünde leçelik denilen merada hayvancılıkla geçim saglıyorlardı. Daha sonraki yıllarda hayvancılık yapan çogalınca otlak mera dar gelmeye başlayınca bir kısmı Yüreğir ovasınagöç ederek hayvanlarını otlatacak yer ararlarbir müddet orada ikamet ederler daha sonraki dönemlerde orada barınamayınca tekrar Mersinin Burhan köyüne teklrar göç etmek mecburiyetinde kalmışlar daha sonraki 1900 yıllarda buradan göç ederek hayvanlarının sulak ve otlak mera aramak için Adana İli Ceyhan İlçesine baglı Tatarlı köyüne bügünkü kaynargöz mevkine yerleşmek istemişler birkısmı yerleşmiş bir kısmı ise burada bulunan aşiretlerin merasında yabancı aşiretin hayvanlarını otlattırmamak için buradan tekrar ayrılırlar şuandaki köyün yerine gelirler. Burası Güveloğullarının çifliği olarak yerleşim yeri ama ozamanlar çiflik olarak terkedilmiş bir ören yeri olarak buraya taşınırlar.Tatarlıdan göç eden diger bir aşiret ise sulak olan Ağ Fatma çifliğine yerleşirler.Buraya yerleşen aşiret üyelerinin hayvanlarını orada oturan yerleşik aileler bunlar buraya yerleşirse kendilerine yerkalmayacağını düşünüler ve bir gece hayvanların ağılını ateşe vererek hayvanları yakarlar onlarda ayrılarak iki aşiret üyeleri şimdiki Burhan köyüne yerleşirler daha sonra burada bulunan boş arazileri satın alarak yerleşik düzene geçerler.Köye ilk geldiklerinde Süleyman Arıkan yeni dogmuştur.Köyün tapu ve Nüfus kayıtlarına bakılkdığı zaman Uzel Ailelerinin nüfus kayıtları Tatarlı Köyünde çıkmaktadır.Tapu kayıtlarında ise Güveloğlu çifliğinin sahibinin kızlarının adları geçmektedir.

Her ne kadar Osman Erol'dan dinlediğim; göçebelik yıllarında, bir zamanlar büyük bir buhran yaşandığı için; buhran'ın halk dilinde 'hr', üszüzlerinin 'rh' ünsüzü ile yer değişimi sonucunda Burhan'a dönüştüğünü ve Burhan aşireti adını aldıklarını söylese de; Bu pek mantığa uygun gelmemektedir. Çünkü: Türk veya yörük boylarında burhan aşireti yoktur.

Türkiye'nin bir çok yerinde Burhan, Burhaniye, Burhanlı gibi kökeni Ortaasya'ya dayalı yiğitlik, mertlik kavramlarını içeren yer adları mevcuttur. Yine eski Türkçede 'v' yerine 'b' sesi kullanılmaktadır. Bu duruma göre bur ve han bileşik sözcüğü yine yiğitlik içerikli olup; görüşümüzü güçlü kılmaktadır.

Ablam Teslime Abasıkeleş, 1968 li yıllarda köyümüzde öğretmenlik yaparken, Köyün Tarihi ile ilgili bilgileri yaşlılardan derlemesi sonucunda:

1900'lerden önceki köyün adının Güveloğlu Çiftliği olduğunu ortaya çıkarmıştı. Güveloğulları halen Kadirli ilçesinde geniş bir aile olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Ancak bunların niçin ve nasıl gittikleri hakkında bir bilgi olmadığı gibi, Güveloğullarıyla ilişkilendirmemiz de sadece isim benzerliğinden başka bir şey değildir. Çünkü: Çukurovada başka Güveloğlu adına raslamadım. Yörenin yakınlığı ve 1900 lü yıllardan önceki göç dalgalarını hesaba katacak olursak, bu görüş hiç de yabana atılır cinsten değildir.

Kültür

Köyün gelenek ve görenekleri, hızla değişen Türkiye'nin şartlarını aynen taşımaktadır. Hızlı bir şehirleşme sevdası köyü boşalttığı gibi, gelenek ve göreneklere de tırpan vurmuştur.

Köyde boşalma'nın temel sebebi okuma'dır. İkinci sırada yine okuma uğruna ailelerin; Osmaniye, Ceyhan, Adana, Mersin gibi yakın yerleşim bölgelerine, geçimlerini temin için gitmeleridir.

Eskiden maddi yönden çok güçlü olan köy halkının; hükümetlerin de izledikleri negatif tarım politikası izlemeleri sonucu, köye ilgi ve rağbeti azaltmıştır.

Kısaca köy geleneklerinden:

KIZ İSTEME: Kız isteme genelde, kız evine haber göndermek suretiyle, akşam gerçekleştirilir. İstenecek kız ya ailenin bir büyüğü tarafından beğenilmiştir, ya da oğlanla kız, bir birini beğenmişlerdir. Oğlanla kızın bir birine yakınlaşmasına, arkadaşlığına, yabancı biri de neden olabilir. Bu kişiye hacana adı verilir. Kız istemeye oğlan tarafının uygun göreceği; köyde ağırlığı olan ve kız evinin kıramayacağı, erkrkler tercih edilir. Kız tarafı da hatır kırmamak için amca, dayı, hala..vs. kişileri çağırır. Kızı anne, babadan ziyade, sanki bunlar veriyormuş izlenimi yaratılarak, onlara verilen değeri gösterir.

ŞİRİNCELİK: Kız istemeye gidildiğinde, eğer kız verildiyse, oğlan tarafı orada bulunanlara lokum ve bisküi dağıtır. Bu olaya şirincelik adı verilir. Bunun da özelliği; iki bisküi arasına bir lokum preslanerek yenmesidir. Kız tarafı sabah olunca komşulara da lokum, bisküi dağıtır.

NİŞAN MERASİMİ: Kız isteme işinden kısa bir süre sonra, aile büyükleri nişan için gün kararlaştırır. Nişandan amaç; kız ve oğlanın bir birlerini tanımalarını sağlamaktır. Eski devirde şimdiki gibi flört olayı olmadığından, nişan'ın amacı her yerde aynıdır. Nişanda kırmızı renkli şerbet dağıtılır. Gençler içtikleri şerbetin bardağını çalarlar. Ceplerine koyup evlerine götürmeleri, hırsızlıktan ziyade gelenektir işte. İnanışa göre bardak çalan kişi de bir an önce evlenir, diye bilinir.

BAYRAK DİKME TÖRENİ: İki tam gün süren düğün töreni, cuma namazından sonra uzun bir direğe bayrak bağlanıp, en tepesine kuru soğan çakılır. Evin tepesine veya bir ağaç üzerine bayrak direği dikilir. Bu esnada cuma namazından çıkan köy halkı ile köy imamı da kuran okuyup dua ederler.

Niçin soğan geçirilir, bayrak direğinin tepesine? Kimseye sormadım, kimse de söylemedi. Ama düğün sonunda gelin eve girerken kapıya, bal sürülmüş, pamuktan eğirilmiş, tırlık denen yumuşak bir ipliğin kırılarak eve girildiğini...göz önüne getirirsek; acı ve tatlı günler'in bilmece biçiminde söylenişi çıkıyor ortaya.

Bu soğanı iki gün boyunca mutlaka tabanca ile düşürmeye çalışırlar. Düşüremezlerse de en sonunda Terzi Musa mutlaka av tüfeği ile düşürür. Düğün sahibinden de hediyesini alır.

Daha önceden pazarlık usulüyle getirilen davulcular da bayrak dikildikten sonra, davul ve zurna çalarak düğünün başladığını bildirirler. Bu davul, zurna düğün boyunca hiç susmaz.

OKUNTU: Kız ve oğlan tarafı, düğünden önce, köylye düğünleri olduğu, haberini vermek amacıyla ayrı ayrı havlu, elbiselik, gönleklik..vs. dağıtırlar, buna okuntu, denir. Şimdi bunun yerini davetiye almıştır. Aynı zamanda düğün sahibine gütürülen hediyelik eşyaya da okuntu deniyor.

Düğün akşamı gençler oğlan evinde hem hediyelerini götürüp, hm eğlenirler. Düğün sabibi masa başı bir büyük rakı gırakır. Diğer rakıları konuklar kendi ceplerinden karşılar.

KINA MERASİMİ: Gelin alınmadan bir gün önce kız evine kına yakmak için gidilir. Asıl amaç, gelin adayının eline kına yakmaktır. Kına yakılırken köyün genç kızları, gelin adayının etrafını çevirirler, daha dışta kadınlar ve daha geride köy erkekleri daire biçiminde merasimi seyrederler.

Kına merasiminde bir amaç da gelin adayını ağlatmaktır. Gelin adayını ağlatmak için çeşitli mani'ler söylenir. Bu manilerin özel bir bestesi olup, türküden farkıdır. Duygusal bir ortam yaratılır. Gelinin ağlamasının yanında bazı kızlar, kadınlar, kızın anası da ağlamaya ortak olurlar.

Kız anası, kız anası Evinde mumlar yanası, İşte geldim gidiyorum. Hani bunun öz babası

gibi dörtlüklerle geline bir yetim muamelesi yapılarak; ağlamaya zorlanır.

Bazen ağlama işi çok abartılır. Eskiden kızı deveye bindirmişler, gelin gidiyor. Ağlamasına dayanamayıp; istersen gitme!.. demişler. Gelin de; hem ağlarım, hem giderim, diyerek; evden ayrılmanın hüznü ile koca'ya gitmenin sevincini çok güzel bir şekilde ifade etmiş.

Köyün genç kızları gelin başı'nda bulunan parlak tellerden birer tel koparıp alırlar. Yine inanışa göre gelin başı telinden alan kızların bahtı açılıp, bir an önce evlenirler.

ÇABA Gelen misafirler kasıtlı olarak hediyelerini hemen vermezler. İş davulcunun marifetine kalır. Davulce çeşitli akrobatik hareketler yaparak sanatını icra eder. Bu olaya çaba denir. Bu esnada davulcuya verilen para da davulcuyu iyice coşturur. Sonra ev sahibinin payı da verilerek ya halaya durulur ya da bir masaya oturulur.

Halay; Halebî, Adana Üç Ayağı, berdi gibi ağır oynanan havalardan oluşur. Bir süre sonra halay başında duran kişi bir veya iki eline mendil alarak, halay zincirden ayrılır. Tek başına oynar, maharetini sergiler. Halayı genelde erkekler oynar. Sonradan Lorki vs. gibi hızlı halaylar da düğüne girdi. Tabii değişen zaman içerisinde kadınlar da halayda yerini aldı. Eski halaylar unutuldu.

Halayın en güzel yerinde, genellikle başta buluan kişi;'atalım atalım diye bağırır. Diğerleri de; 'nereye?' diye karşılık verirler. Bu sefer de baştaki; 'herkes sevdiğinin üstüne' demesiyle birkikte, hepsi birden; Heeeeyyyyy! diye nara atarlar. Bo arada halay çeken grup, yerlere yatarcasına eğilirler.

ATKI: Köy halkının kız ve oğlan evine götürdüğü hediyeye verilen addır. Bu hediye eskiden ev kurmaya yarayan eşyalar iken sonradan para verme yolu tercih edilmiştir.

SAĞDIÇ: oğlanın ve kızın en yakın iki arkadaşına verilen addır. Bunlardan biri evli, biri bekar olur. Amaç onlara genelde cinsî bilmedikleri konularda, gerekli bilgiyi vermektir. Sağdıçların koluna kırmızı bir bant bağlanır. Bunlar düğünde her konuda söz sahibidir.

GELİN ALMA: Pazar günü öğleyin, oğlan evinde, köy berberi, damat ve sağdıçları sakal traşı eder. Traştan sonra; Traktöre naylon adı verilen römorklar takılır. Köy halkı arabalaa ve römorklere binerek, kız evine giderler. Kız evinde erkek kardeşler gelinin beline kırmızı beyaz kuşak bağlar, bu kuşağı gerdekten önce damat çözer. Gelini vermemek için kızın bir yakını, kapıyı açmaz. Çeşitli para tekliflerinden sonra kapıyı açar, kızın erkek kardeşleri kızı damatatateslim ederler.

Damat kızı alır arabaya bindirir. Kızın bir yakını bayan da arabaya biner. Mezarlığa uğranılır. Köy imamı dua eder. Oğlan evinde yemekler yenir. Düğün sona erer.

BAYRAK İNDİRME: Bayrağın dikildiğini herkes görür de; indirildiğini kimse görmez. Çünkü: Düğün akşamı, sağdıçlarla birlikte, damat yatsı namazına gider. Namazdan sonra damadı eve götürürler. Damadın sırtına güçlü bir yumruk atarak, zifafa gönderirler. Kız tarafından yaşlı bir kadın da evde bulunması geleneği vardır. Eğer gelin kız çıkmışsa, gece bayrak, sağdıçlar tarafından indirilir.

Eğer zifaf sabahı bayrak indirilmemişse, gelin kız çıkmadı anlamı taşır, ki gelin baba evine geri yollanır. Ama böyle bir olayı daha duymadık.

KÖYDEN FIKRALAR

EYİTTEN DE BİRİNCİ OLMASIN: Sağır Veli, diye bilinen Veli Uzel, tarlaya çift sürmeye giderken, Hanımı Nezihe Abla'ya yemek getirirken mutlaka sigara da getirmesini tembih eder. Nezihe Abla da Bakkal Muhammet'e giderek, eşinin sigara istediğini söyler. O da; 'birinci' vereyim mi? der. Nezihe Abla da; ' yok yok, eyitten birinci olmasın!' diyerek ucuz sigara vermesini ima eder. Oysa birinci en ucuz sigaradır.

AMAN KUMAR OYNAMASIN DA KILIÇ ÇEKSİN: Köylü'nün Ebeli Bacı diye bildiği, Ebeli Asker, oğulları Topal Şükrü ve Topal Ali'nin; gecenin geç saatlerine kadar eve gelmemesi üzerine, elinde bir sopayla, bağırarak kahveye girmeye çalışır. Gene kumar oynuyor bu çocuklar, diyerek onları eve götürmek istemesi üzerine de bir köylünün; 'onlar kumar oynamıyor, kılıç çekiyor!' demesi üzerine de sevinerek. 'İyi, kumar oynamasınlar da kılıç çeksinler!' diyerek, gerisin geri, neşeyle evine döner. Oysa kılıç en hızlı kumarlardan, bir kâğıt oyunu adıdır.

Ahmet ABASIKELEŞ Edebiyat Öğretmeni

Teşekkür ederiz

Coğrafya

Adana iline 69 km, Ceyhan ilçesine 36 km uzaklıktadır.

İklim

Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

Nüfus

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

TARIM

Köyün arazisi 20.000 dönümün üzerinde olup; çevrede ev fazla toprağa sahip köylerden biridir.

Eskden asıl tarım ürünü; buğday, karpuz ve pamuk idi. Bunun yanında tarlanın bir kısmı bahçe gibi bölünür; evin ihtiyacı olan; mercimek, mısır, kavun, nohut, susam ekilirdi. 1960 lara kadar, köyde susuz tarım yapılıyordu. Verim azdı. Araplıdan, Bakırlı çiftliğine, su kanalı yapılması üzerine; köylüler de kaçak olarak sudan fayydalanmayı öğrendi. Daha sonra köyün içinden ve kuzeyinden iki büyük kanal açılarak, sudan olabildiğince yararlanıldı. Artık köylü çeşitli uğraşlardan sonra, su alımı konusunda ağırlığını koydu. Ama arazinin düz olmaması, santrafüj de denilen çakma kuyularla da sulama yöntemi benimsendi.

Sulamayla birlikte, prodenya denen kurtçuk, zenk ve kırmızı örümcek gibi zararlı böcekler türedi. Burları yok etmek için, dünyanın yasakladığı DDT diye bilinen, toz ilaç kullanıldı. Bu ilaç zararlı böceklerle birlikte, insanları da tehdit ediyordu. Uzmanlar DDT'nin, kişilerde kalp, damar, kanser vs. gibi hastalıklara yol açtığını söylediler. Gerçekten de o devrin insanları hep erken yaşta ve kalp'ten öldüler. Hiç kimse babası kadar yaşayamadı, desem yanlış olmaz. Bu ilaç 1970' lere kadar kullanıldı.

Çukurova, Avrupa ve Amerika'nın deneme tahtasına çevrildi. Her yıl beş on çeşit zararlı ilaç piyasaya sürüldü.

1970'li yllarda, tüm Çukurova gibi, köyümüz arazisi de devlet eliyle tesviye edildi. Çakma kuyu ve kanalların yerine, büyük beton kanallar ve her tarlaya erişe bilecek, kanaletler yapılarak, modern tarımın izleri görülmeye başlandı.

1974 yılıda Kıbrıs Harekatıyla birlikte, beyaz sinek diye bilinen çok küçük ama, pamuğun suyunu emip, verim düşmesine sebep olan, haşere türedi. Beyaz sineğe hiç bir ilaç tesir edemedi. Beyaz sineğin de bir çeşit savaş olduğu öne sürüldü. Mevcut ilçların sineğe tesir etmemesi üzerine, TEMİK denilen; insan sağlığını DDT'den daha çok tehdit eden, aynı barut renginde, ama kokusu ciğerleri parçalayacak kadar etkli, bir ilaç daha kullanıldı. Aynen DDT gibi, TEMİK'in de; insanın kemiklerine kadar işlediği; ancak ölünce kemikle birlikte çürüyerek toprağa geçtiği öğrenildi ama iş işten geçmişti. Girdi'lerin çok artması, pamukçuluğu bitirdi.

Değişen ve gelişen çağ; tarım ürünlerini de değiştirdi. Sulamayla birlikte ikinci ürün ekilmeye başlandı. Buğday hasadından sonra; önceleri pamuk ekilirken, daha sonraları, soya ve mısır ekilmeye başlandı. Yılda iki ürünün, toprağı zayıflatması ve verimi düşürmesi üzerine, yine tek ürün ekilmeye başlandı. Bu da mısır. Neredeyse buğday ekimi de ortadan kalktı gibi bir şey.

Maalesef artık toprak; gübre ve hormon olmadan verim vermemetedir. Bunun da kanser ve Kalp- damar hastalıklarının sebebi olduğu bilinmektedir. Ülkemizde Doğal ürünlerin değerini bulmaması da köylümüzü böyle girişimlerden uzak tutmaktadır. Dileriz devletin yapacağı katkılarla, zaralı tarım yerini, doğallığa bırakır.

HAYVANCILIK

Önceleri, evler kalabalıktı. Her ailenin üç beş, ineği olurdu. Her evin süt'ü, yoğurdu, tere yağı olurdu. Herkes tavuğunu yetiştirir, etini ve yumurtasını yerdi. Sonra çocukların ortaokul, lise ve üniversitelerde okuması, hayvancılığı pahalı hale getirdi. Bu hayvanların hepsi, nerdeyse ortadan kalktı. 2000'li yıllarda, devlet politikas sonucu, kredi desteğiyle de moden hayvancılık bir kaç aile tarafından tekrar yapılmaya başlandı. Ama yem'in pahalı, süt'ün ucuz olması da, böyle bir girişimi olumsuz etkileycek gibi görünüyor.

Batılı ülkelerin, Kuş gribi safsatası sonucu, devlet tarafından bütün tavuklar yok edilmiş olup; doğanın dengesi bozulmuş ve kene gibi zararlı böcekler insanlarımızın canına mal olacak şekilde çoğalmışlardır.

Son yirmi yılda bir kaç aile koyunculuğu meslek haline getirmiş olup; köyün kurbanlık ihtiyacının bir kısmını karşılamaktalar. Eskiden kurban bayramında, sadece koyun kesme geleneği varken, yakın köylerden yapılan evlilikler sonucu; keçi de kurbanlık hayvarlar arasında yerini almaya başlamıştır.

Ahmet ABASIKELEŞ Edebiyat Öğretmeni

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

> 2004 - Lütfi CAYMAZ
> 1999 - Durmuş UZEL
> 1994 - Durmuş UZEL
> 1989 - Selahattin UYGUN
> 1984 - Mehmet ARIKAN
> 1977 -Turan DURU
> 1987 - ALİ AYDIN

Altyapı bilgileri

Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Dış bağlantılar

* Yerelnet

(13.10.2009 09:25)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.

"ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ NEDİR? adana ceyhan burhanlı köyü ne zaman?

Antoloji.com
28.08.2014 06:06:17  #.234#
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]