Nedir Bölümü Yenilendi. Sayfanın yeni şekli ile ilgili görüşlerinizi bize iletmek için buraya tıklayın.


ALEVİ nedir? ALEVİ kimdir?
Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  ŞiirKitapEtkinliklerŞarkılarResimForumE-KartÜyelerGruplarSMS
http://nedir.Antoloji.Com
  
Arayın :
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
 
  Kişiler
  Genel
  Yaşam
  Edebiyat
  Güncel
  Toplum
  Bilim
  Din
  Müzik
  Tarih
  Cinsel
  TV Dizileri
ALEVİ ALEVİ terimi cansadiş tarafından 01.07.2002 tarihinde eklendi
ALEVİ sizce ne demek,
ALEVİ size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
<< önceki sayfa
Sayfa: 1 8 9 10 11 12 13 14 15
sonraki sayfa >>
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
Aleviler ve Sünnilik

Hiç kuşku yok, demokrasi adabı, onun ötesinde insani duyarlılık, her türden azınlığın haklarına titizlenmeyi gerektirir. Çoğunluk, zaten, sadece çoğunluk olması yüzünden bile 'baskın' ve dolayısı ile 'baskı' olmaya yatkındır. Dahası, bu baskınlık kolaylıkla, 'çoğunluk hoyratlığı'na dönüşebilir. Ve dahası, bu ihtimali göz önünde bulundurmadan sergilenecek her davranış, söylenecek her söz, hoyratlık yoluna en azından zemin hazırlar.
Buraya kadar, her türden azınlığın her türden şikâyetine, talebine, sonuna kadar katılmaya hazırım. Ancak, bu başka; azınlıklarla ilgili her konuda, azınlıkların her söylediğinin, koşulsuz olarak, haklı, adil, demokratik kabul edilmesi, tartışılmasına tahammül edilememesi ve nihayet, çoğunluk diye, her konuda 'Sünni Türk'ü, sanık sandalyesine oturtmaya çalışmak ayrı.
Alevilik, hukuki çerçevede 'azınlık statüsünde' olmasa da, toplumsal çerçevede Türkiye'nin en kalabalık dini azınlığı, bu anlamda siyasal-toplumsal taleplerinin tartışılması son derece doğal. Ancak, Hacı Bektaş Şenlikleri vesilesiyle, şu günlerde, Aleviliğin gündeme gelmesiyle, bir kez daha aynı şey oldu, bu çerçevedeki talep ve şikâyetler, yine Sünnileri itham üslubuna büründü. Örneğin, Radikal İki'de Yüksel Işık, yine, başörtüsünün siyasal simge olması yolundaki 'değerlendirmelerini' Alevilerin haklarının görmezden gelinmesine sorunsuzca bağlayan bir yazı yazmış.
Cevap yazmak niyetinde değilim, ama yaklaşımı çok tipik ve bu tartışmanın gelişmesi açısından dikkate değer. Yüksel, 'Başörtüsü konusunda duyarlı olanlar, inanç özgürlüğüne duyarlı iseler, Alevilere kulak vermeliler' dediği sürece haklı. Nitekim, tren kazasında sergiledikleri yaklaşım dolayısıyla, demokratik hassasiyet açısından, İslami çevreleri ben de, tutarsız olmakla eleştirdim. Ancak, Sünnilerden, kendileri adına bir şey talep ederken, sadece ve sadece Alevilerin taleplerine kulaklarını kapatmamayı, set çekmemelerini bekleyebiliriz. Demokratik hassasiyet, herkes herkesin talebini canhıraş bir şekilde savunacak anlamına gelmiyor. Bu, her grup ve düşünce için geçerli, kendi talebinize yoğunlaşırsınız, başkalarınınkine kör ve engel olmazsınız, o kadar. Aksi takdirde zaten, demokrasiye, azınlıklara hassasiyete gerek kalmazdı, her konuda aynı düşünen, eşit hassasiyet gösteren homojen bir 'kitle' olurduk.
Aleviler de, tabii ki, öncelikle kendi taleplerine yoğunlaşacaklar, ama bu noktada bir sorun var. Sünniler çoğunluk diye, her taleplerini, Sünnilere yüklenmek biçiminde ifade etme alışkanlığından vazgeçmeliler. Alevilerin, nedense, kendilerine ilişkin özgürlük alanını genişletme talebi, hep Sünnilerin alanını daraltma talebi ile birlikte geliyor. Örneğin, imam-hatip liselerinin önündeki engellere tam destek veriyorlar. Diyanet İşleri'nde ve İHL konusunda mesele vergilerinin Sünni kurumlarına akması ise, bunu bir şekilde düzeltmenin yolu bulunur. Ancak, onların itikadı, uzun bir ilahiyat eğitimini gerektirmiyor, ibadet alışkanlıkları farklı diye, Sünni kurumlarının topyekûn ortadan kalkmasını öngöremezler.
Dahası var, bu ülkede Sünnilik çoğunluk mezhebi olabilir, toplumsal ve kültürel bir hegemonyası da olabilir, ama bu çoğunluk halen, çok gündelik
bazı haklarının bile kısıtlandığı bir çoğunluk.
Alevilik ise, sırası geldiğinde, Sünniliğe karşı resmi ideolojiyle birlikte davranabilen, dahası, yeri geldiğinde 'gerçek İslam' söylemi ile, Sünnilik üzerine otorite iddiasında bulunan bir 'azınlık'. Burada da çok ciddi bir sorun yok mu?
Dışarıdan bakıldığında, şöyle bir tuhaflık olduğu doğru; resmi bir kurum olan Diyanet İşleri, Sünniliğin uzantısı, ama sürekli İslam'ı modernize etme yönündeki, yine 'resmi' gayretlerin baş müttefiki ise Aleviler. Olay biraz karmaşık görünüyor değil mi? Evet, öyle. Öyle olduğu için, tartışmanın cemevi-başörtüsü çekişmesinden öteye götürülmesi gerekiyor

Nuray Mert - 17/08/2004 - Radikal
(19.08.2004 12:29)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: aşk, insan, ben, türk, acı, aleviler, deli, özgürlük, din, gerçek)
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
Yavuz Sultan Selim'den sonra Osmanlı'nın baskılarına-katliamlarına maruz kalan kişiler. (19.08.2004 10:37)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: osmanlı, yavuz sultan selim, son, katliam, bas, aruz)
Bay funky_c Offline
funky_c
Bay, 23
Ankara
her zaman her parti tarafından kullanılmışlardır..herkes kendi çıkarına göre yönlendirmişdir onları.. (14.07.2004 19:13)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: zaman, anı, araf)
Bay merke Offline
merke
x
Manisa
okadar çok insan aleviler adına tvlerde konuşuyor ki, okadar çok aydın bizim adımıza ahkam kesiyor biz ne diyelim... (25.06.2004 01:59)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: insan, aleviler, ada, biz, bizim)
Bay DeviLGirL Offline
DeviLGirL
x
Ankara
yarattı mülcemi sandı ki yaran
ALİ'ye kastetti oldu bin pişman
hangi kitapta var ömerle osman
kuranda okunan ALİ değil mi
(11.02.2004 19:17)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: kitap, yara, ali, cem, var, bin, cemi)
Bay DeviLGirL Offline
DeviLGirL
x
Ankara
çok değerli ve elleri öpülesi insanlar... (07.02.2004 22:51)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: insan, insanlar, eller)
Bay Bay Acemi Offline
Bay  Acemi
Bay, 27
Bursa
ALEVÎ-ALEVÎLİK

Dördüncü halife Hz. Ali'nin soyundan gelen, onu diğer sahâbeden ve diğer üç halîfeden üstün tutan mezhebe mensup kimse. Alevîlik düşüncesi, ister açıkça, ister gizlice, Ali'ye uyup onun Kur'an'daki nâs ve Resulullah (s.a.s.) 'ın vasiyetiyle imamlığa tayin edildiğini ileri süren; imametin* onun soyundan dışarı çıkmayacağına inanan ve onu diğer sahâbeden üstün gören zümrelerin başlattığı fikir ve siyasî kavgalarla ortaya çıkan' hareketin genel adıdır. Bu fikir ve harekete katılanlar, Ali'ye (r.a.) uydukları ve onu, öteki sahâbîlerin önüne geçirdikleri için Alevî; buna taraftar olanlara da 'tarafını tutan' anlamında 'Şia'* denilmiştir. Şia, Alevîliğin ifade ettiği katılıktan daha mûtedîl bir kelimedir ve İslâm âlimleri Alevîlik için Şia'dan farklı olarak 'Râfıza' 'Ravâfız' tabirlerini kullanırlar. İslâm tarihinde Hz. Peygamber'den sonra halîfe olarak Hz. Ali'yi tanıyanlara, Ali'ye mensup, inancı bakımından, Ali taraflısı anlamında 'Alevî' tabiri kullanıldı. Alevîlik, halifelikte Hz. Ali'nin hakkının yendiğini, sahâbenin Hz. Peygamber'den sonra Ebû Bekr*'e bey'at etmekle, İslâm'a aykırı hareket ettiği iddiasını yansıtır. Alevîler Hz. Ali'nin hilâfette hak sahibi olduğunu şu sebeplere dayandırırlar: Ali*, Hz. Peygamber'in tabii olarak varisiydi. O, İslam'ı ilk kabul eden kimsedir. Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in amcasının oğlu ve damadıdır. İslâm savaşlarının kahramanıydı. Yaşadığı sürece Hz. Muhammed'in en yakın yardımcısıydı. Onun bütün işlerine bakardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) Ali'ye olan sevgisini ve güvenini bildirerek, onun kendisinden sonra halîfe olacağına işaret etmiştir. Bu yüzden onlar, Ebû Bekir, Ömer* ve Osman*'ın işbaşına getirilişini batıl saydılar. Yani bunu şerîat kurallarına ve Hz. Peygamber'in sünnetine aykırı görerek bununla savaşmayı dinî bir görev kabul ettiler. Ancak, Hz. Peygamber'in, Hz. Ali hakkında söyledikleri ve Ali'nin üstünlükleri doğru olmakla birlikte, Allah Resulü benzer sözleri Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi diğer büyük Sahâbîler hakkında da söylemiştir. Üstelik, hastalandığında imamlığa Hz. Ebû Bekr'i geçirmiştir. Diğer yandan Hz. Peygamber, kendisinden sonra müslümanların başına kimin geçeceğini isim vererek belirtmeden bu dünyadan ayrılmıştır. Böyle bir hadîs olsaydı, Hz. Ebû Bekr'in halife seçildiği sırada yapılan konuşma ve müzâkerelerde bu hadîsin sözkonusu edilmesi gerekirdi. Çünkü ashâb-ı kîrâm, kendi aleyhine bile olsa, Hz. Peygamber'den işittiğini nakletmekten çekinmeyecek derecede üstün mezîyetlere sahiptir. Ancak, Allah Resulü'nün cenaze işleriyle uğraşması yüzünden, halîfe seçimi sırasında hazır bulunamayan Hz. Ali ile bu kadar önemli bir konunun istişare edilmemiş olması bir eksiklik sayılabilir. Fakat, Ensâr'ın hilâfet konusunu müzâkere etmekte olduğu topluluğa Hz. Ömer'le Hz. Ebû Bekr bile sonradan katılmıştı. Bu çok önemli meselede yanlış bir adımın atılması endişesi ve işin kısa sürede çözülmesi zarûreti, seçimin Hz. Ebû Bekir lehine yapılmasını gerekli kılmıştır. Nitekim daha sonra Hz. Ali de Ebû Bekr'e bey'at* etmiştir.

Müslümanlar, Ehl-i Beyt denen 'Ali ve ailesini' öteki Ashâb-ı Kîram'dan ve Allah Resulü'nün öteki halîfelerinden ayırmadan severler. Onun ailesine yapılan haksızlığa ve zulme karşıdırlar ve tarih içinde de karşı olmuşlardır. Meselâ, Ahmed b. Hanbel* (rh.a) , 'Ehlü's-Sünne ve'-l Hadîs' taraftarlarının Hz. Muhammed (s.a.s.) ' in ailesine hak ettikleri muhabbeti gösterdikleri ve Ali İbn Ebî Tâlib'in (r.a.) haklarını tanıdıkları için 'Ali'nin 'şiası, taraftarı' olduğunu ifade etmektedir. Aynı tavrı İmam-ı Â'zam da takınarak Abbasîlere karşı İmam Zeyd'i desteklemiştir. Bu anlamda Şia, îtikâdî ve siyasî bir mezhep olarak kabul edilirken, Alevîlik, Hz. Ebû Bekr es-Sıddık'a (r.a.) , Ömer el-Faruk'a (r.a.) ve Osman Zünnureyn (r.a.) 'e ve daha pek çok ashâb-ı kirâm'a buğz ve düşmanlık taşıyan fikirlerle dolu bir tarîkat görünümündedir. Bu ifrata sebep olan Emevilerdi. Emeviler devrinde, Ömer İbn-i Abdulaziz'in hilâfetine kadar cuma hutbelerinde Ali İbn Ebî Tâlib'e (r.a.) ve ehl-i beytine hakaret edilir ve lânetler okunurdu. Onların bu yanlış hareketleri öteki müslümanları bağlamazdı. Çünkü onlar, bütün müslümanları temsil edemezlerdi. Hele hilâfet konusundaki olayları göze alarak öteki, müslümanları zalim görmek ve göstermek haksızlıktır ve hakdan sapmadır. Ne Resulullah'ın üç halifesi ne de Ashâb-ı Kirâm, Ali İbn Ebi Talib hakkında düşmanlık eseri bırakmamışlardır. Alevîlik, zaman içinde parçalanmış ve sayısı yüze varan tarîkatlara ve yollara ayrılmıştır. Ancak bunları İmam Ebu Câ'fer es-Sâdık'ın içtihatlarıyla amel eden ve müslümanlarla aralarında bir fark görmediklerini söyleyen, yeryüzünde Allah'ın hâkimiyetini istediklerini haykıran Ca'feriyye ve Zeydiye kollarına bağlı müslümanlarla karıştırmamak gerekir. Câferî müslümanları Şia içerisinde incelerken, dünü, bugünü ve îman-amel ilişkisiyle gözönüne almak ve ona göre değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Câferîlerle, Zeydîleri Alevîliğin diğer kolları olan Batînîler, * Karmatîler, * hatta kuzey Afrika ve Mısır'da uzun yıllar hüküm süren Fâtımîlerden, bugün Anadolu'da yaşayan Alevîler'den, Lübnan ve Suriye'deki Dürzî ve Nusayrîlerden ayırt etmek gerekir.

Alevîlerden Gulât olanlar yani aşırı gidenler Hz. Ali'de, diğer halifelerde bulunmayan ilâhî nitelikler ve özellikler olduğuna inanıyorlar. İslâm tarihinde bu görüşü ve inancı daha da ileri götürerek, Allah'ın Ali'nin varlığında, insan suretinde görünüş alanına çıktığını, onun bir ilâh-insan olduğunu söyleyenler bile çıktı. Ali'nin mehdi olduğunu, ölmediğini ve kıyamet gününden önce çıkarak dünyada adaleti sağlayacağını öne sürdüler. Bunlar 'sebeîler'dir. İslâm'da ilk dînî ayrılık hareketini teşkil eden ilk Alevîlik, Hz. Ali daha hayatta iken San'alı bir Yahudi olan İbn Sebe'nin telkini ile başlamıştır. Bundan sonra Ali'nin ve soyunun, hatta İbn Sem'an, Ebû Mansur el-İclî, Ebu'l-Hattâb, Horasanlı Ebû Müslim gibi Ali ile aile bağı bulunmayan ve sadece taraftarlık yapan birtakım yabancıların öncülük ettiği tenâsüha, ibâhaya, farzları terketmenin caiz olduğuna ve imanın, imamı bilmekten ibaret bulunduğuna inanan birçok Alevî kolları meydana çıkmıştır.

Dağınık Alevî kollarını birleştiren Câ'fer es-Sâdık'*a bir aralık gidip gelen ve inanışlarında İslâm'a aykırı şeyler bulunduğu için kovulan, İmam Câfer'in lânetlemesine uğrayan Ebî Mansur el-İclî ile Ebû'l-Hattâb'ın ekolü, 'İsmâiliye*' veya 'Yedi İmam' mezhebini oluşturmuştur. Batınîlik adı verilen bu mezhep Yemen'de kökleşmiş, Irak, İran, Horasan ve Türkistan'a kol atmış ve batıda Endülüs'e kadar yayılmıştır. Bu mezhepten olanlar Bahreyn'de ve Ahsâ'da Karmatiyye mezhep ve hükümetini, Kûfe'de ve Basra'da birçok ihtilâlleri, Mağrip'te önce 'Alevî Hükûmeti'ni, sonra Mısır'da Fâtımî halifeliğini vücûda getirmişlerdir. Cebel-i Dürûz'da Lübnan'da yaşamakta olan 'Dürzîlik'le daha birçok fırka ve mezhepler Batınîlikten doğmuştur. Muhammed b. Nusayr de bu arada bugün Suriye, Lübnan ve Adana yöresinde sâlikleri bulunan 'Nusayrîlik'i kurmuştur.

Hz. Ali'nin ölümünden sonraki gelişmeler, özellikle Kerbelâ olayı Hz. Hüseyin'in şehid edilmesi, Alevî topluluğun siyasî bir görüş çevresinde toplanmasına yol açtı. Sonraları Şia (Şiîlik) adını alan ve daha çok İran'da gelişen Alevî mezhebinin özünü besleyen bu olaylar zinciri oldu. İslâm ordusunun doğuya doğru ilerlediğini gören İran, bağımsızlığını kaybedeceğini anlayınca, İslâm'ın içinde doğan ve gelişen Hz. Ali taraftarlığını eski dîn ve siyasetleriyle kaynaştırarak benimsedi. Bundan Alevîliğin, bir başka kolu doğdu. Alevî inancı bu yeni ad altında hızla gelişti. Bu inanca, ruhun bedenden bedene geçişini (tenâsüh) kabul eden Hind inançları da yine İran etkisiyle karıştı.

Anadolu Alevîliği ise, sadece Batınîlik'in devamı değildir. Yesevî, Kalenderî, Hayderî gibi Türk tarikatlarının, Hurûfiliğin, Vücûdiyye ve Dehriyye inançlarının karıştığı, bazı Türk gelenek ve göreneklerinin ve halk şiirinin yaşadığı bir dünyadır. Onda 'tenâsüh', 'hulûl', 'ibâha' ve bir çeşit 'iştirak' ilkeleriyle birlikte, Türk şölenlerini andıran âyinler de görülür. XIII. yüzyılda Anadolu'nun fikir hayatında Orta Asya'dan ve Horasan'dan göçen bilgin ve mutasavvıfların derin etkileri olmuştur. Bu arada Harezm'li göçmenler, köylere varıncaya kadar Anadolu'nun dînî havasının değişmesine yol açmışlardır. Bu tarihi kökenlere dayanan Alevîlik günümüzde varlığını sürdürmektedir. Şiîlik, Bektâşîlik ve Kızılbaşlık gibi Alevî kollarının özel törenleri, toplantıları bulunmaktadır. Bu kolların hepsinde Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehid edildiği 10. Muharrem günü kutsal olup, matem günü kabul edilir. Şiîler o gün, özel anma törenleri düzenler, dövünür, ağlar, yakınırlar. Kızılbaş ve Bektâşîler bu günün acısını çeker, fakat dövünmezler. Alevî törenlerinin en büyüğü kadınların da katıldığı 'cem âyini'dir. Bu tören cuma günleri düzenlenir. Cem âyininin küçüğüne 'dernek' denir. Bu toplantılar sazlısözlü, içkili olur. Özel zikirler yapılır. Töreni yöneten dede tarafından bir sure veya ayet okunur. Ayrıca cem'âyininden başka 'görgü âyini', canlardan birinin diğerini şikâyeti hâlinde 'sorgu âyini' düzenlenir. Nevrûz, hem bahar bayramı, hem de Hz. Ali'nin doğum günü sayıldığı için, genellikle kutsal kabul edilir ve törenler düzenlenir.

Alevîlik İran'da olduğu gibi Anadolu'da da daha çok şiir ve edebiyatla yayılmıştır. Alevîlerin büyük tanıdığı yedi şair; Nesimî, Fuzûlî, Hatâî, Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Yeminî ve Virânî'dir. Bunlardan Nesimî ve Fuzûlî dışındakiler tam batinîdirler.

Yollarını müstakil bir dîn ekolü ve İslâmiyetin esası kabul eden Alevîler, Hz. Peygamber, Hz. Ali, Oniki İmam ve Hacı Bektaş Velî'yi kendi yorumcu ve düşünürleri sayarlar.
(24.01.2004 15:45)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: aşk, ölüm, allah (c.c), insan, sevgi, hayat, zaman, ben, şiir, kadın)
Bay ryhn Offline
ryhn
x, 48
İstanbul
Burada anlatılanlara göre ALEVİLİK dinsel bir olgu,etnik bir özellik değil, Türk alevi de olabilir, Kürt alevi de..
ATEİST olduklarını söyleyip biz aleviler diye konuşan arkadaşlar lütfen okuyun... ya ATEİST siniz yada ALEVİ. Karar verin lütfen..

Bilgi veren, satırlar dolusu yazıp emek verenlere teşekkürler..
(11.01.2004 22:04)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: ateist, kürt, türk, aleviler, din, arkadaş, bilgi, ada, alevilik, emek)
Bay _Hephaestus_ Offline
_Hephaestus_
Bay, 26
İstanbul
aleviliği tartışacak kadar bilmiyorum ama hümanist olmak gerekir eğer allahın varlığını kabul ediyorsan inananıda inanmayanıda gayrimüslimide kabul etmek zorundasın islamiyetin özü budur herkes kendinden sorumludur ve kimse kimseyi yargılayamaz yargılamak zaten en büyük günahlardan biridir naçizhane fikrim budur (11.01.2004 19:40)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
(bakınız: allah (c.c), büyü, din, anı, islam, gay, yorum, ada, günah, zor)
<< önceki sayfa
Sayfa: 1 8 9 10 11 12 13 14 15
sonraki sayfa >>

"ALEVİ" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
       
 
             
 
               
 
 

 

 

 

 

 

 

 
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız: ALEVİ nedir? ALEVİ kimdir?


30.08.2008 02:10:01

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
  » gebelik   » Sağlık   » Çiçekçi   » Hastane   »

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim