Şiir Antoloji.comKitap ŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResim Antoloji.comForum NedirÜyeler Antoloji.comGruplar Antoloji.com Mesajlarım
 
 
http://nedir.Antoloji.Com
Arayın :
                              ardahan çıldır yenibeyrehatun köyü nedir?
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
  Kişiler
 Genel
 Yaşam
 Edebiyat
 Güncel
 Toplum
 Bilim
 Din
 Müzik
 Tarih
 Cinsel
 TV Dizileri
 Atasözleri
 Deyimler
 Filmler
Futbol Takımları
Köyler
ARDAHAN ÇILDIR YENİBEYREHATUN KÖYÜ ARDAHAN ÇILDIR YENİBEYREHATUN KÖYÜ terimi
tarafından 12.10.2009 tarihinde eklendi
ARDAHAN ÇILDIR YENİBEYREHATUN KÖYÜ sizce ne demek,
ARDAHAN ÇILDIR YENİBEYREHATUN KÖYÜ size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
BayAntoloji Gez.. Offline
Antoloji Gezgini
0 person liked.
0 person did not like.
Yenibeyrehatun, Çıldır

Borçalı ve Kazak boyundan gelen Kıpçak, Kuman, Bulgar ve Hazar Türklerinin Ön-Asya;daki koludur. Bu boya iki isim birden verilmiştir. Bu isimler; Karapapak ve Terekeme;dir.Terekemelerin ilk göçü 1800 lü yıllara kadar gitmektedir. 1828 yılında Türkmençay Antlaşması ile kuzey Azerbaycan;daki yurtları Borçalı ve Kazak bölgelerinden ayrılarak Kars;a geldiler. Bir kısmı ise İran Azerbaycanına göç ettiler. 1904 yılında 90-100 hanelik bir Terekeme öbeği Anadolu&;ya geldi. Bir kısmı yine Kars;a, bir kısmı Ağrı ve Adana;ya yerleştiler. 1914 tarihinde Sivas;ın Tutmaç, Büyükköy ve Kurdoğlu köylerine gelenler oldu. 1877 ;de Sivas&;ta en az bir Terekeme köyü bulunmaktaydı. Ancak günümüzde bölge halkıyla kaynaşmış durumlardadır. 1921 yılında bir kısım Terekeme daha Tiflis, Borça ve Kazak bölgelerinden Kars;a geldiler.Daha sonraki dönemlerde bu göçü gerçekleştirenler geldiklere yerlerde bıraktıkları akrabalarını ziyaret etmişlerdir. Özellikle yaşını almış ve göç yıllarını yaşayan Terekemeler;in Azerbaycan;a gidip orada akrabalarını bulduklarına bizzat tanıklığım vardır.Bir Boya Verilen İki İsim: Terekeme ve KarapapakTerekeme adının kökeni tam kesinlik kazanmamakla beraber Türk kelimesinin çoğulu olan Terakime;den gelmiştir. Terakime bazı kaynaklarda belirtildiği gibi Türk;e benzeyen demek değildir. Arapça;da kelimelerin büyük kısmı sonuna ek getirilerek çoğaltılmaz Türk kelimesi de bunlardan biridir. Terekeme adının kökeni konusunda bir rivayet vardır ki -zannımca riayet edilmemelidir- o da şudur: Arap Yarımadası;na İslam geldiğinde Türkler bu dini beğenmeyip orayı terk etmişlerdir. Yani Terekeme ismi Terk-i Mekke;den gelmiştir. Böyle bir durum mevzu bahis değildir bilakis Terekemeler İslam;a sıkı sıkıya sarılmış bir topluluktur. Burada bir hususa dikkat çekmek istiyorum; Tarih ilmi yaşandığı zaman diliminin şartlarıyla göre değerlendirilmelidir. Yaşadığımız zamanın gözlüğüyle bakılmamalıdır.Borçalı ve Kazak;tan gelen Terekemeler;in giydikleri siyah astragan kalpak sebebiyle gittikleri yerdeki komşuları Karapapak adını takmışlardır. Çoğu zaman Karapapak ve Karakalpak Türkleri karıştırılmıştır. Bu iki boy arasında kesin bir şekilde hiçbir rabıta yoktur. İkinci isim olan Karapapak buradan çıkmıştır. Karapapak ismini Terekemelerin kendileri değil komşuları koymuşlardır.Terekemeler;e Azeri Türkleri de denmektedir. Ancak Azeri Türkleri ile en büyük farklılık mezheb noktasındadır. En önemli ortaklığımız ise dil noktasındadır.

Terekemeler;de Evlenme Geleneği

KÜLTÜR

TEREKEME YEMEKLERİ Hangel : Terekemelerin en önemli yemeğidir. Değerli bir misafir geldiğinde ikram için yapılır. Hangeli sevmeyen Terekeme yoktur. Kars yöresinde çok yaygındır. Birkaç farklı şekli vardır. En yaygın olanı boş hamur yaprakları ile yapılanıdır. Hamuru mayasızdır. Hamurun açılmamış her bir topağına künde adı verilir , bir künde bir kişiyi doyurur ve büyüklüğü yaklaşık iki avuç içini dolduracak kadardır. Hamurun en büyük özelliği sert açılmasıdır. Hamur hazırlanırken her künde için birer adet yumurta kırılır ve bir miktar tuzlu su ile sert bir kıvamda yoğrulur. Hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir , yufka şeklinde ince olarak açılır ve kareler şeklinde kesilir. Kaynar suda haşlandıktan sonra süzülür ve bir siniye çekilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve içinde küçük soğan parçacıkları kavrulmuş tereyağı dökülerek servis yapılır. Bekletilmeden ve soğutulmadan yenmesi gerekir. Hangel sosu ile ilgili yöremize has gurut isimli bir malzeme vardır. Gurut yaklaşık bir avuç içi büyüklüğünde , kurtulmuş süzme yoğurt topağıdır. Hangel içine atılacak yoğurt yerine gurut ezitilerek yoğurt kıvamına getirilir. Gurut hangele farklı ve kendine has bir lezzet verir. Sos için bir önemli bir nokta da kullanılan tereyağının saf tereyağı olması ve içinde kavrulan soğan parçacıklarının ne yanık tadı ne de çiğ soğan tadı vermeyecek şekilde kavrulmuş olmasıdır. Hangel üzerine dökülen bu zengin sos o kadar lezzetlidir ki sini üzerinde bir arada yenildikten sonra kalan sos karışım genelde gençler ve çocuklar tarafından ekmek ile sıyrılır.

Hangelin bir diğer hazırlanışı ise kemikli et ile yapılanıdır. Yukarıdaki gibi hazırlanan hamur haşlanmış kemikli et suyu içerisine kaynatılır. Üzerine aynı soslar konulur. Yapılan bu yemekte Hangeldir. Aslında Hangel yemeğinin asıl hali budur. Bunlarla beraber , Terekemeler Kayseri;de yapılan mantıya benzer, fakat daha büyük olan , açılan yufkanın içine daha önceden hazırlanan et karışımının konulduğu , mantı yemeğini de Hangel adı altında yaparlar.

Erişte Çorbası : Yine evde kesilen erişte mercimek ile birlikte tıpkı diğer hamur çorbaları gibi pişirilir. Servis yaparken üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür.

Katmer : Katmer yapılması oldukça zahmetli bir tür börektir. Normal hamur mayalanır hamurun ekşimesi beklenilir. Daha sonra hamur, yufka seklinde açılır ve yufkalar beşerli olarak, aralarına yağ sürülmek kaydıyla rulo yapılır ve tepsinin ortasından başlamak kaydıyla, kıvrımlı olarak sarılır, tepsi düzeltilir. Üzerine yumurta sarisi sürülerek fırına verilir.

Kete : Kete de önemli misafirlere ikram için hazırlanan bir terekeme yemeğidir.Kete hamuru da katmer gibi normal ekmek hamurudur. Ancak hamur yine yufka seklinde açılır. Bu arada daha önceden açtığımız yufkanın içine konulmak üzere, yağda un kavrularak iç dediğimiz kete içi hazırlanır. Hazırlanan bu içten, açılan yufkanın arasına bir miktar konur ve yufka oval olarak sıkı ve güzel bir seklide içe doğru kapatılır.

Gagala : Normal hamur mayalanır bir süre bekletilir Yöresel değimle hamurun ekşimesi beklenilir. Daha sonra bir miktar hamur ortası delinerek elips biçimde şekillendirilir. Yağlanmış tavaya 5-6 tane dizilen gagalalarin üzerine yumurta sarisi sürülerek fırına verilir. Köyde ise ocak üstüne dört adet demir çubuk konur. Bunun üzerine tepsi konduktan sonra, tepsinin üzerine sac ters çevrilerek kapatılır. Ters çevrilmiş sacın üzerine ise, demir hare kapatılarak içine tezek koru konur. Ateşte pişen yiyeceklerin daha leziz olduğunu anımsatarak afiyet olsun diyoruz…

Nezik : Hamur su yerine kaymakla yoğrulur. Lezizliğini de zaten ilk burada kazanır. Biraz bekletilen hamur, fazla büyük olmamak kaydıyla ve birazda kalınca yufka biçiminde açılır. Açılan yufkalar doğrudan ters çevrilmiş sacın üzerinde, ters düz edilerek pişirilir. Teflon tavada yapılabilir. Afiyet olsun;.

Kuymak : Önce bir tavaya kaymak konulur ve ısıtılırr. Daha sonra alabildiği kadar Mısır unu veya buğday unu konularak sürekli bir biçimde karıştırılır. Biraz su dökülerek karıştırılamaya devam edilir. Ta ki kaymağın yağı çıkıncaya kadar, yağ çıktığı zaman yenmeye hazırdır. Afiyet Olsun;

Hasuda : Hasuda tatlı bir yiyecektir. Önce şerbet hazırlanır. Şerbetin içine çok az un atılır ve çırpılır. Daha sonra tavada yağ işitilir ve içine hazırladığımız şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5-10 dakika böylece ateşte pişirildikten sonra hazır olan hasuda yenmeye hazırdır. Afiyet olsun;

Pişi : İsteğe göre, süt veya su ile mayalanarak yoğrulan hamur, biraz bekletildikten sonra, elle hafif ekmek boyutuna getirilinceye keder çevrilir, yuvarlak hamur kızgın yağa atılarak kızarıncaya kadar pişirilir.

Mafiş : Mafişin hamuru da pişi gibi hazırlanır, yalnız mafiş baklava dilimi olarak kesilir ve ayni şekilde kızgın yağa atılarak pişirilir.

Lokma: Lokma hamuru da süt veya su ile yoğrulur, fakat lokmanın hamuru pişi ve mafişten farklı olarak daha akışkandır. Yemek kasşığı ile bir miktar alınıp kızgın yağa atılarak pişirilir. Peynir veya bal, reçel gibi tatlılarla da yenebilir.

Piti : Nohutlu et yemeğidir. Kars’ta lokantalarda büyük fincanlarda servis edilir. En önemli özelliği kuyruk yağı kulanılmasıdır

Kesme Çorbası : Açılan yufka üçe veya dörde bölünür. Bu parçalar üst üstü konarak tel kesilir. Makarna seklinde kesilen parçacıklar kaynamış suya atılarak pişirilir. Bu arada ince ve uzun olarak yuvarlatılmış hamurdan küçük parçalar kesilerek kızgın yağda kavrulur. Pişen kesme çorbasına bu parçacıklar atılarak servis yapılan çorbaya, yoğurtla oldukça leziz bir tat verilir.

Feselli : Önemli bir terekeme hamur işidir.Una su, maya, tuz konur, katı hamur yapılır. Hamur kabarsın diye 1-1,5 saat bekletilir. Sonra hamurdan yuvarlak parçalar yapılır ve yarım santimetre kalınlığında açılır. Hamurun üzerine yağ sürüp 5-6 kat birbirinin üzerine konur. Üçgenler kesilir sigara şeklinde sarılır. Sonra bunlar halka şekline getirilir. Böylece çapı 10-12 cm, kalınlığı 1.5-2 cm olacak şekilde feselli şekline getirilir. Daha sonra fesellinin her iki tarafı yağda kızartılır. Feselli sofraya verildiğinde yanında bal da konur yada üzerine pudra şekeri serpilir. Feselli hem sıcak hem de soğuk olarak servise sunulabilir.

Fetir : Mayalanmış hamurun, yufka seklinde açılarak doğrudan sacın üzerinde pişirilmesidir. Yağlanarak veya kuru olarak yenir. Yufkadan kalın lavaştan ince olduğu için yöremize özeldir. Genelde et yemeklerinin yanında tüketilir.

Velbak : Mayalanmış hamur gözleme şeklinde açılarak içerisine daha önceden haşlanmış ve ezilmiş koyu kıvamlı patetes püresi konularak sac üzerinde direkt ateşte pişirilir.

Bozbaş : Bozbaş genelde koyun kuzu kesildiğinde yapılan bir et yemeğidir. Et normal büyüklükte doğranır, yağla birlikte hafif kızartılır. Tencerenin yarısına gelecek şekilde su konur. Patatesleri dörde bölünüp tuzu da ekleyerek tencerenin kapağı kapatılır. Altını da hafif kısarak yarım saat kadar pişmesini beklenir. Fetirle birlikte veya tandır ekmeğiyle yenir.

Çürük : Bilinen yağda yumurtadır. Tek özelliği seçilen yağın saf , ateşte köpüren yağ olmasıdır. Dışarıdan ithal edilen omlet , bizde çürük adı ile Karadeniz;de Kaygana adı ile , peynirli , domatesli ve sade olarak yüzyıllardır tüketilmektedir.

Haşıl : Haşıl yapılırken ince yarma önce bulamaç şeklinde pişirilir. Sonra ortası havuz gibi açılır ve üzerine tereyağı konur. Çevresine ise sarmısaklı yoğurt gezdirilir. Haşıl ortasına açılan yağ havuzu nedeni ile ayrı tabaklara bölünmez ve tek bir kaptan yenir.

Helva : Un, yumurta, süt ve su ile hazırlanan hamur önce elde ufalanır. Rengi hafif kırmızı oluncaya kadar kavrulduktan sonra içine ceviz katılıp üzerine soğuk şerbet gezdirilip servis edilir.

Kaymak Helvası : Yukarıda anlatılan helvanın içine kaymak atılarak pişirilen helvadır. Rengi kaymaktan dolayı daha koyu ve kıvamlıdır.

Erişte Pilavı : Evde kesilen erişte ve yeşil mercimekle hazırlanır. Önceden haşlanan yeşil mercimek, erişteyle bir taşım kaynatılıp süzüldükten sonra yağlanmış tencerenin tabanına patates dizilir, üzerine mercimekli karışım konur. Son olarak üzerine kızdırılmış yağ gezdirilir ve patatesler kırmızı renk alıncaya kadar pişirilir. Ters çevrilip servis edilen bu yemek, kimi zaman patates yerine lavaş ekmeği ile de yapılır.

Erkeğin istediği kızı ana-baba da uygun görürse, kızın evine elçi gönderilir. Erkeğin herhangi bir isteği olmasa da, eğer oğlan evlenme çağına gelmişse kız boylamaya çıkılır. Elçi gönderme. doğrudan kız isteme anlamına geldiğinden, önce kadınlar gidip kızı görürler. Elçiler, yörenin saygın kişilerinden seçilir. Oğlanın babası ya da yakınlarından birileri elçilerle birlikte gider. Bunun için de genellikle Cuma günleri seçilir. Elçiler arasında en yaşlı kişi sözü açar, isteklerini bildirirler.

Kız babası da evlenmeden yanaysa, ;Allahın emri varsa men ne diyecem? Bir de gızdan sorak, bahah ne der; diye cevaplar. Karısı aracılığıyla kızın düşüncesini elçilere iletir. Evlenmeden yana değilse ;Kocalık kızımız yok. Sizin yitiğiniz bizde değil, başka yerde arayın; gibi yanıtlar verilir. Kız tarafı olumlu yanıtlıysa ;şirinlik yeme günü; kararlaştırılır. Erkek tarafınca getirilen kolonya, şeker, meyve gibi şeyler konuklara sunulur. Bu aynı zamanda ;beh günü olarak da değerlendirilir. Kız evine söz yüzüğü, kalağı ve çeşitli hediyeler getirilir. Kadınlar ve Erkekler ayrı odalarda toplanır. Güveyin yakınlarından biri kıza yüzüğü takar. Kimi zamanda kız, erkeklerin toplandığı odaya getirilerek, yüzük orada takılır. Sonra ;boy görmesi; denen para verilir. Kız da bahşiş alır. Beh, nişan niteliğinde olmakla birlikte, aynca nişan töreni de düzenlenir. Nişan günü kararlaştırılır.

Düğünün iki bayram arasına ya da Muharrem ayına rastlamamasına özen gösterilir. Nişanlılık süresi uzunsa ;kız yanı olayı; yapılır. Damat, kız tarafınca iyi tanınan bir arkadaşı aracılığıyla, gizlice nişanlısını görmeye gider. Düğün öncesinde, belli bir günde çeyiz düzme için iki tarafın önde gelenleri çarşıya iner. Başlıkla birlikte alınacaklar saptanır. Çarşıya inenlere de armağan alınması adettendir. Oğlan evi, kız evinin bütün ihtiyaçlarını evine gönderir. Düğüne her iki taraf kendi konuklarını ayrı ayrı çağırır. Konuklara ; denir. İlkin gelin ya da güveyin evine alınan konuklara ;atlı çayı; verilir. Çayda çeyiz görme, kına ve düğün günleri bildirilir. Kimi köylerde ; deyimi yalnız oğlan evinden kız evine giden konuklar için kullanılır. Konuklar köy halkınca paylaşılır. Her evde birkaç atlı misafir edilir.

Sağdışlık geleneği yanında birde ;Solduş; geleneği vardır. Gelin ve güveyin en yakın arkadaşlarından biri sağ, öbürü sol koluna girer, düğün süresince yanlarından ayrılmazlar. Düğünden bir gün önce beş dallı ağaç dalları yada birbirine tutturulmuş ağaç çatallarından oluşan ;kız şahı; kaldırılır. Kız şahının çevresi ipe dizilmiş meyvelerle bezenir. Kız Sağdışının evinden kalkan kız şahının tüm harcama ve sorumluluğu yine ondadır. Meyve kaçırıp sağdışa getirene bahşiş vermek zorunludur. Bunu önlemek için şahın önünde ;çubukçu; yürür. Elleri mendille bağlanan güvey, sağdışla solduşun ortasındadır. Şah, gelin evine gelinceye dek yol boyunca ;dostun dostluğuna, düşmanın horluğuna, her bir Allah;, bağırışlarıyla havaya ateş edilir. Şahın ardından genç kızlar gelirler, sağdış ve solduş da gelin evine girer.

Gece gelinin evinde kına gecesi düzenlenir. Kına yakılmadan önce gelinin de güveyinde avucuna para konulur. Bu para yoksulluktan uzak kalmak inancıyla yoksul bir çocuk tarafından üç kez sayılarak alınır. Daha sonra odadaki tüm konuklara kına yakılır. Oyunlar oynanır. Ertesi sabah gelin alma günüdür. Gelin hazırlanırken kapı önünde davul çalınır, oyunlar oynanır. Aşıklar Türkü söyleyip, atışma yaparlar. Bu sırada ;ağlatma;,;ağır ağlatma ve ;yürük hava; çalınır. Öğle saatlerinde gelin ata biner. Bu güvey evine hareket anlamına gelmektedir. Gelin ata binerken Köroğlu, Cezayir, Suvazlopol havaları çalınır. Yengelerde gelinin yanındadır. Onlarla birlikte ;müjde yastığı; da yola çıkar. Yastığı bundan önce güvey evine götürene çeşitli armağanlar verilir.. Akşam ezanından sonra güvey sağdıcının evinden de ;oğlan şahı; kalkar. Bu da güvey evine gelir. Gece koyun kesilir, buna ;düş garı; denir. Yemekten sonra konuklar hediye olarak para verirler. Bu paralar kız yengesinindir. Konuklar dağılınca sağdışlar gelin ve güveyi gerdek odasına götürür. Şah meyvesinin gerdek öncesinde yenmesi uğur sayılır.

Terekemelerin Kullandıkları Atasözleri

Çiğnenen sakkız tez çürüyer Pehlivan güreşte belli olar Vuran oğul atıya bakmaz Yaz gününün yağışı, ermeni arvadın doğuşu Lotuynan gezen Lotu olar Allah dağına bakar kar verir, bağına bakar bar verir At ölür tayı kalır, namerdin neyi kalır Derdini vaktinde ağla Ağlamayan uşağa papa vermezler Kalkan öküz yatan öküzün başına pisler El elinden gül derme, öz elinnen diken yon İnsaf dinin yarısıdır Yetime öğüt veren çok olur, ekmek veren az olur. Sevildiğin yere çok gitme Hesabini bilmeyen kasabın elinde kalır masat Kız bibiye, oğlan dayıya benzer Deli kuyuya bir taş attı, kirk akıllı inandı Arvat erini rezil de eder vezir de Eşek kanır at yiyer Herkes kendi evinin kıblesini bilir Akıllı düşünene kadar, delinin oğlu olur Ersiz arvat yularsız ata benzer Yumurtana göre gıgılla Yapı taşı yerde kalmaz Tavuk su içer Allah;a bakar İtinen çuyala girilmez İt korktuğu tarafa ürür Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme Desinler ki haçonun hançeri var. Taş yerinde ağırdır Garga nedir gaziği ne ola, pire nedir büzüğü ne ola Yetimi döveceğine üstünü cır Yatan aslandan, gezen tilki iyidir Ayının yüz oyunu bir armudun başınadır Gönlü balık isteyen soğuk suda ıslanır Kendine umaç uvalamıyor, ele kesme kesecek Herkes sakız çiğner, ama kürt kızı tadını çıkarır Dereden geçerken at değiştirilmez. Dırdırcı kadın adamın ömrünü yer Herkese yanaşan köpek, kapı beklemez Bir malın başında sahibi gerek.oğlu da değil babası gerek Puğarının eğriliğine bakma, dumanın düz çıkmasına bak

Terekemeler;in Demografik Dağılımı Bugün bilhassa Çıldır ve Arpaçay ilçeleri başta olmak üzere Selim Kağızman gibi ilçelerde ve Kars Merkez;de pek çok Terekeme bulunmaktadır. Kars ve Ardahan;da 100 civarında Terekeme köyü bulunmaktadır. Terekeme nüfüsunun önemli bir kısmı büyük şehirlere göç etmiştir. Bunlar; İstanbul, Ankara ve Bursa;da yoğun olarak ikamet etmektedirler.

1- KOÇ KATIMI : Kars yöresinin en eski geleneklerinden biriside koç katımıdır. Koç katımı günü mahalli takvimde de önemli bir yer tutmuştur. Çobanlar yanaşmalar ona göre hesap yılını anlaşır ve konuşurlar. Kars ve Kağızman yörelerinde ekim ayının son haftası ile kasım ayının ilk haftası koç katımı günleri olarak bilinir. Daha yayla yerlerinde koyunculuk yapanlar koç erken katıp koyunun ilk baharda otluğa çıkmadan doğurmasını hesaba katarlar. Gün olarak Cuma ve Pazartesi günlerinin hayırlı olacağına inanmışlardır. Katım günü yaklaştıkça koç sahiplerinde de bazı hazırlıklar başlar. Koçları süslemek için Valalar koyunları süslemek içinde boyalar alınır. Evin kızı, gelini koç bezeği denilen renkli örgü ve süsleri hazırlamağa başlamış olurlar.

Koçların boynuzlarına ve boyunlarına takılacak meyveleri iplere dizerler. Köylerde sürü sahipleri toplanıp koç katımını ve o yıl ki sürü idaresini konuşur, anlaşırlar. Köy genellikle bir mahallede koçu katmayı kararlaştırır. O gün koyun sahipleri pişirdikleri yemeklerle süsledikleri koçlarla sabahın erken saatlerinde katım yerine giderler. Koçlar götürülürken bazı inanışların da yerine getirilmesine son derece dikkat edilir.

Koçlar evden çıkarılmadan önce koça erkek çocuk bindirilirse o yıl doğacak kuzular erkek, kız çocuğu bindirilirse dişi doğarlar. Koçlar katılıp yerine götürülürken aniden yol üzerine erkek veya kadın çıkarsa o yıl yola çıkanın cinsiyetine göre doğacağına inanılır. Sürüye ilk katılan koç siyah koyunla ilgilenirse o yıl kış hafif geçer. Yolda gebe kadına rastlanırsa o yıl koyunların ekseriyetle ikiz doğuracağına inanılır.

Koç katım günü köyün neşeli günlerinden biridir. Katım için koçları götürürken silah atma, oyun oynama, tekbir getirme ve türkü söyleme gibi törenleri de yerine getirirler. Koyun sürüleriyle ilgili bazı törenlere de son derece dikkat edilir. Yürüyen koyun sürüsünü ikiye bölüp geçmenin sürü içerisinden boş kova ile geçmenin ve doğum günlerinde evden tuz, ateş gibi şeylerin dışarıya verilmesi günah sayılmaktadır. Bunlar herkes tarafından bilinen ve dikkat istenen şeylerdir.

KARS’TA KOÇLA İLGİLİ ATASÖZLERİ : 1- Allah kolik koçun hakkını gelik koça bırakmaz. 2- Koçluk kuzu kozda belli olur. 3- İki koç başı bir kazanda kaynamaz. 4- Koçu olan kurban keser. 5- Koçun kuyruğu, koça yük değildir.

2- KOYUNUN YÜNÜ : Oğuzların yurdu olan Kars yörelerinde bu Türk geleneklerinin daha rengi ve kokusu bozulmamıştır. Eski Türklerde attan sonra koyuna olan sevginin bugün de devam ettiğini görmekteyiz. Oğuz Kağan obasının iki tarafına dikmiş olduğu kırk kulaç uzunluğundaki direklerin başına altın ve gümüş kavuklar bağladığı zaman birinin ayağına akkoyun,diğerininkine de karakoyun bağlamıştır. Bugün de sürüde bir akkoyunla bir karakoyunun bulunması Devlet olarak kabul edilir. Hunların asıl adının olduğu, bunun da eski Türkçe de koyun, koç anlamına geldiği Çin kaynaklarından öğrenilmektedir. Ulu bir kavim adı olan Oğuz kiliselerinde kabulünden ve İslamiyet’in kabulünden sonra da cami ve mezar taşlarında yer almıştır. Iğdır’ da Karakoyun köyü mezarlığında, Çıldır’ da Gagaç ve Taşköprü köyündeki koyun ve koç heykelleri en canlı örnekleridir.

Yine eski Türklerde olduğu gibi, yakınlarından biri ölen kimseye başsağlığı dilemeye gidenler ölü sahibine verilmek üzere beraberinde koç veya koyun götürürler. Koyunlar ayrıca halkın folklor kaynağı da olmuştur. Koyunla ilgili hikayeler çoban ve ağa üzerine koşmalar, orta oyunları oldukça zengindir. Bunlardan biride hemen her köyde rastlanabilen koyunun yüzüdür. Bugün herkes Ramazan günleri sayar ve bekler. Koyunun yüzü gününe kadar, kışın bütün sıkıntılı günleri gibi sayar; koyunun kısır ve gebe olanları belli olmaya başlamıştır. Koç katımından tam 100 gün geçmiştir. Bu gün bir bayram günüdür. Çobanların hepsi toplanarak bir program hazırlarlar. İki erkek arkadaşa kadın elbisesi giydirilir. Diğerleri de çeşitli kıyafetlerle dikkati çekmeğe hazırlanırlar. Köyde bulunan tulum, kaval gibi çalgılarla koyun sahiplerinin evlerini gezerek, türküler söyler ve oyunlar oynarlar; şöyle ki :

Koyunun yüzü geldi Gün çaldı kuzu geldi Çobana taze keçe Ayağa kuzu geldi

Kara koyun kaç koyun Sürülerde baş koyun Koçlar seni bulanda Kara gider kış koyun

Ak koyun alayınan Ot yığdın kalayınan Koçlar seni bulanda Kış gelir belayınan.

Türküler söylenir, oyunlar oynanırken kadın elbiseleri giyinenler evin oğluna eş ve hanımına kuma geldiklerini söylerler. Evdekilerde sandıklarını açmak isterler. Bazen o evin erkeklerinin dizlerinde oturarak gizli iğneler batırırlar. Buna son vermek için evin erkeği para, sigara evin hanımıda yağ, bulgur, çorap gibi evde bulunanlardan verir ve ağırlamağa çalışırlar. Yüzüncü günden sonra koyun artık memededir. Buna “memelerin süte hazırlanması” denir. Doğum başlayıncaya kadar koyun sahiplerinin evinden geceleri ateş çıkması, kazan çıkması ve başkalarına tuz verilmesi iyi sayılmaz. Bu geleneğe uyulmazsa koyunların memeleri doğumdan sonra yara olur, inancı vardır. Doğum koç katımından yüz elli gün sonra başlar. İlk günü doğan kuzuya “dölbaşı” denir ve bunu eve getiren çobana da sahibi tarafından bahşiş verilir.

3- DOĞUM GELENEKLERİ : Kars ilinin en köklü geleneklerinden birisi de doğumla ilgili geleneklerdir. Bu gelenekler , Kars yörelerinde eski oğuzlardan bu güne kadar aynı sıcaklığı aynı sıcaklığı ile gelmiştir. Türklerin bireye ne kadar değer verdiklerini herkes takdir etmektedir. Her nüfus artışı onlarca bir ümit ve bir kuvvet kaynağıdır. diyen Türkler birçok töreleri de bizlere bırakmışlardır. Düşmana karşı ilkin durduğu ve bir daha güçlü silah kullandığı için erkek çocuğunun oluşu daha çok sevindirmiştir. Dünyaya gelen erkek çocuk anne ve babanın ilk çocuğu ise damın üzerine çıkılıp bacayı sökmek isteyen kimseye aile reisi tarafından bahşiş verilir. Buna baca sökme denilir. Kurban kesip komşulara dağıtmak, sadakalar vermek de en çok rastlanan davranışlardandır. Doğum haftası tamamlanınca kurban kesilerek, komşular çağrılır. Yemekten sonra duası yapılır ve adı konulur. Ad koymada ailede ölen ünlü kişilerin, peygamberlerin, Devlet büyüklerinin adlarından birisi tercih edilir. Çocukları yaşamayan aileler temenni olarak yaşar, Dursun, Durdağı, Baki gibi isimler koyarlar. Bu çocukların oluşlarında hemen kulaklarına küpe takılarak kıza benzetilir. Dünya’ya gelen her çocuğun kulağına ebeler, ezan okuduktan sonra, erkeklere “Allah senin kılıcını keskin, düşmanlarını kör etsin” diye duada bulunurlar. Çocuğun göbeğini kesen çakı yıkanmadan kapatılır. Hasta annesinin başının altına konur. Anneyi alkarası basmasın diye ilk lokmayı ebe alır ve üç defa anneye uzatıp geri aldıktan sonra kendisi yer. Bu lokma ile alkarası annenin içerisine giderse iç organlarını götürür ve ölümüne sebep olur. Kendi evinin yemeklerine alkarası girer diye komşular anneye yemek yapıp getirirler. Buna yoklama denir. Çocuk için korkulacak bir konuda kırkbasanı’dır.Doğum gününden itibaren kırk gün sürer. Bu süredeki anneye kırklı karı, çocuğa da kırklı çocuk denir. Bir kırklı anne, baba ve diğer bir çocuğun kırkı kız çocuğunu basar. Erkek çocuğun kırkı kız çocuğunu basar. Buna kırk baskını denir. Kırk baskınının çocuktaki belirtileri, devamlı ağlama, zayıflık, bacakları birbirine sarılır gibi takılmasıdır. Böyle bir çocuk tartılır. İslam mezarlığı olmayan mezarlıkta yıkanır. Götürüp kırkı basan çocuğun üzerine üç defa basıp kaldırılır veya anne babasının üzerinden diğer taraftan alınır. Bu anne babanın elbiselerinden biraz koparılıp kırk baskını çocuğun altında yakılırsa sıhatinin düzeleceğine inanılır.

4- KOTANLAMALAR : Aileden başlayarak toplumları sevk ve idare eden örf, adetler sosyal ilişkilerin her sahasında farklı şekillerde kendini gösterir. Folklor, örf ve adet bakımından farklılıkların coğrafi ayrımlarda kendini daha çok ve daha farklı gösterdikleri zahiren ve ilmen bilinen bir husustur. Bölgelerin topluma, toplumun da örf ve adete tesirleri bu farklılıkların doğuşuna vesile olmaktadır. Kars bol ve değişik adetlerin, zengin folklorun çeşitli kaynaklarına sahiptir. Halk Edebiyatında mani olarak bilinen dörtlüklerin bir başka söylenişine halk arasında “kotanlama” denir. Kotanlama çift sürerken söylenen maniler olarak adlandırılabilir. Çiftçilerimiz büyük bir tarlanın sürülmesini 4-10 boyun öküzün koşulduğu sabanla yapmaktadırlar. Bu usul traktörü olmayan çiftçiler tarafından halen uygulanmaktadır. Sabanı idare edene Mazgal, her boyun öküzü idare edene Hodak ismi verilir. Hodaklar yaptıkları işi zevkle yapmak ve geceleri uyumamak için dörtlükler okurlar. Bu okumalar karşılıklı ve irticalen olur. Her dörtlükten sonra hep bir ağızdan “hooo” diye bağırılır. Kotanlamalar daha ziyade çiftlik hayatına ait konuları ihtiva etmektedirler. Örneğin; sabah tarladaki taşı söküp atınca altından yılan çıkarsa:

Şu ağ taşı kaldırsam İnce yılan öldürsem Yılan inceden öter İncil dağda gül biter Hooooo...

Bu sırada tarlanın yanından geçen yolcuya:

Buradan bir atlı geçti Nalı parlattı geçti Ellere selam verip Bize el attı geçti Hooooo... diye takılırlar.

Zıplayarak meleyen koyun kuzuya aynı neşe içerisinde mani koşup:

Ay çevirmeler çevirmeler, İçinde ak koyun meler, Mele koyunum mele, Belki sevdiğin gele. Hooooo...

Bu arda kotanlamalar bazen tarla yakınından geçen güzellere laf atmada da gayet ustaca kullanılır. Buradan bir maya geçti Sallandı çaya geçti, Ben sevdim eller aldı Emeğim zaya geçti Hooooo...

5- KİRVALIK : Bu adet Doğu Oğuzlardan gelen bir adettir. Müslüman oğuzların ad koyma, toy, av ve şölen düğünlerinin yanında bir de sünnet düğünü vardır. Kirva – kirve – kivra sünnet olan çocuğu, sünnet merasimi sırasında kucağında tutan kişiye denir. Birde delleyh vardır ki sünnet yapan, sünnetçi anlamındadır. Sünnet düğünü olacağı zaman, sünnet yaptıran aile ya çok yakın bir akrabasını ya da dost olmak istediği birisini kirve olarak tayin eder. Sünnet olacak her çocuk için bir kirve olacağı gibi birkaç kirvede olabilir. Bir aile ile diğer bir aile arasında kan davası varsa birbirleriyle yeniden dost olmak istiyorlarsa kirve olurlar. Kirveler arasındaki dostluğa çok büyük bir önem verilmektedir. Şöyle ki; hiçbir zaman kirve kirvenin kızını alamaz. Sünnet düğünü için başka yerden gelen misafirleri ağırlamakta kirvede ev sahibi kadar mesuldür.

6- NEVRUZ BAYRAMI : “Akşamlar aşk olsun bayram gecesi, bu ayın nurudur Sultan-ı Nevruz.” Nevruz yeni gün anlamındadır. Dört mevsimin birincisi olan ilkbaharın başlangıcı, doğanın uyandığı gündür. Her şey yeni doğar, her şey yeni başlar ve her şey taptazedir. Bu bayram bütün bayramların sultanı olarak kabul edilir. Kurban bayramından, şeker bayramından daha parlak olarak kutlanır. Bu bayramda Türk gençliğinin çok eski anıları yaşamaktadır. Bugün “Ergenekon günüdür” derler. Buna sebep şudur: Eski Türkler komşuları Çinlilerle geçinemezlerdi. Yapılan bütün savaşlarda üstündüler. Yüzyıllarca durum aynen devam etti. Yağının bütün hilelerinden, şerrinden uzak kaldılar. Fakat bu uzun sürmedi. Kendilerine dostluk teklif eden yağının bir gün hücumu karşısında kaldılar. Bütün Türkler Çinlilerle yaptıkları bu savaşta imha edildiler. Yalnız bir delikanlı ve bir kız kaldı etrafı aşılamaz dağlarla çevrili bir yaylaya sığındılar ve oraya da ERGENEKON dediler. Çocukları doğdu, torunları oldu. Soyları dört yüz yılda dörtyüzbine vardı. Bir gün dağın çatlaklarından yaylaya bir bozkurt girdi. Türkler kurdun gireceği yerden çıkacağını düşündüler. Bürütecen adındaki demirci odun ve kömür taşıyarak dağı eritti. Türkler Ergenekon denilen bu yayladan gece ile gündüzün eşit olduğu ve tam ilkbaharın başlangıcı sayılan Nevruz günü çıktılar. Eski ülkelerini aldılar. Çinlileri bir intikam hırsı ile yendiler ve sonra da bütün dünyaya yayıldılar. Nevruz için söylenenler sayısızdır. Kars’ta kış ayları çok uzun sürer. Halk kış süresini üç bölüme ayırır:

a) Büyük Çile : Kış girdiği günden, 21 Aralık’ tan itibaren, 40 gündür. b) Küçük Çile : Kırkbirinci günden itibaren 20 gün sürer. c) Nevruz : Küçük çilenin son günü toprağa cemre düşer, yere nefes gelir derler. Cemreler havaya ve suya düşer. Toprak hava ve su ısınmaya başlar nihayet nevruz gelir. Nevruz anıları sözlü halk edebiyat ürünleri arasında kendisini çok sık gösterir. Ahır Çerşenbe, yeddi levin, baca baca gibi günlerin özellikleri ayrı ayrıdır. Bu ayda ateşli bir bayram hazırlığı yapılır. Şöyle ki : Herkes azizine gidecek armağanları temin eder. Nişanlı kızlar bey çorabı dokur, mendil işler; genç gelinler baba veya kardeşlerini karşılayacak hediyeler alırlar. Evler silinir, süpürülür ve bütün ev temizlenir. Her şey baştan aşağıya kadar yıkanır. Tandır yanan damlara su serpmek suretiyle undan nakışlar at resimleri, insan resimleri, çiçek ve ağaç resimleri çizilir. Herkes bayram harçlığını ayırır ve bunu o gün harcar. En az yedi çeşit yemiş alınır ve bunlar birbirine karıştırılır. Babalar kızlarına, kardeşler bacılarına akrabalar istekli yakınlarına en değerli hediyeleri alır ve hazırlarlar. Bayram ayının son Çarşamba günü çerşenbedir. Bundan sonra Çarşamba yoktur. Bu gece gelmeden önce Salı kabir üstüne gidilir. Çeşitli yemişler, pilav, helva gibi yiyecekler hazırlanarak mezarlığa götürülür ve orada bulunanlara ölü hayrına dağıtılır. Ölülere kuran okunur. Ölülere mezar taşları dikilir. Bu adetler 15. Ve 16. Yüzyılda Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türk oymaklarında da süre gelen adetlerdir. Salıyı çarşambaya bağlayan gece tontar denilen ateşler yakılır. Ateşin üzerinden atlanır. Yağlı paçavralardan toplar yapılarak ateş verilir ve havaya atılarak oynanır. Avlu duvarlarına sokulan ufak sopalara sarılan paçavralara ateş verilir. Avlu duvar diplerine hayvanlarını bağlamak anlamına gelen ufacık kazıklar çakılır. Bu gece aile reisi önceden almış olduğu yedi çeşit meyveyi ortaya döker. Evden olup da uzakta bulunanların hisseleri ayrıldıktan sonra, kalan kısım ise evdekiler tarafından eşit olarak bölünür. Bu gece kapıyı dinleyenler olacağından çok tatlı konuşmalar yapılır. Kapı dinlemeye gelenler niyet tutarlar ve dinledikleri yerden duyduklarına göre istikballeri hakkında yorumda bulunurlar. Bu yorumların gerçek olduğuna inanılır. Genç kız ve erkekler dileklerinin yerine gelmesi için soğuk suda yıkanırlar. Bu gecenin en güzel eğlencelerinden biriside şudur: kız ve gelinler çaya giderek su alırlar ve evde suya iğne, yüzük atarak eğlenirler. Su herkesin görebileceği bir yere boşaltılır. Elenecek çiftler iğne kabul edilerek delik kısmına pamuk tıkanır iki iğne leğenin iki ayrı ucundan bırakılır. İğneler suyun yüzünde kavuşurlarsa dilek sahibi gençlerde kavuşacaklar, aksi olursa kavuşamayacaklar demektir. İkinci oyun ise, suya yüzük atma oyunudur. Oyuna katılanlar suya yüzüklerini atarlar. Birisi mani söyler ve elini suya daldırarak bir yüzük çıkarır. Yüzük kimin ise belli olur ve yüzük üzerine söylenen mani yorumlanır. Her maninin kendine has bir anlamı vardır.

MANİLERE ÖRNEKLER :

Yüzük attım çayıra Azizim günde men Soyha düştü bayıra Kölgede sen günde men Yığılın gohum gardaş Elde gurban bir olar İşimiz döndü hayıra Sene gurban günde men

Azizim daş başı O güneyler Çok çak vurar daş başı O kölge o güneyler Çirkinnem bal yeme Yar yarını görende Gözelinen daş daşı Bayramın o gün eyler

Yediğin yemiş olsun Dediğin demiş olsun Dayandığın gapının Yanoyu gümüş olsun

Ertesi gün kalın bir ağaca salıncak asılır ve sallanılır. Buna bilhassa genç kızlar, erkekler ve gelinler binerek birbirlerini sallarlar. Bunun da özel deyişleri vardır.

Küf atan küflen atan O kimse kessey atan Kesseyi atmasınlar Maraza çatmasınlar

Murazın beş kardeşi Başına yığar daşı Od getir ocak kala Süd getir dibini yala Korhuram anam gele Saçım, pirçeğim yola

Nevruzdan bir gün önce baca baca’dır. 20 Mart’a rastlayan bu günden soğan kabuğu ile yumurta boyanır ve pişirilir. Gündüz her çocuk babasının yanında kapı kapı dolaşır ve kırmızı yumurta toplar. Akşam tekrar ateşler yakılır, bellere şal bağlanır. Kurban, Şeker bayramları hicri aylara göre olduğundan sürekli olarak yer değiştirirler. Nevruz Bayramı ise ilkbaharın başlangıcında olduğu için hep aynı günde kalır. Nevruz Miladı takvime göre 21 Mart sabahı kırmızı bir güneş doğar Her yer, herkes neşe içerisindedir. Çocukların ağzında şu mani dolaşır.

Bu noruz gecesidir Dövletler bacasıdır, Verenin oğlu olsun Vermeyenin kızı.

Nevruz sabahı evde yemekler hazırlanır. Bu yemeklerden en önemlisi ve bulunması gerekeni pilavdır. O gün misafirler, ne zaman gelirlerse gelsinler, önlerine mutlaka yemek konur. Nevruz günü herkes kış boyunca beslediği atlarını çıkararak yarış ettirirler. Bunun için şu mani buna uyarlanmıştır.

Ramazanın aşından pilavından Kurban’ın etinden Nevruz’un atından Sakının

Bandan başka; Manda, Horoz ve koç dövüşü da yapılır. Ayrıca gençler ve çocuklar boyalı yumurtaları dövüştürürler. Yumurtası kırılan diğerine verir. Bugün küsülü olanlar barışır; nahoş hareketler yapılmaz, küçükler; sıhhatli olanlar hastaları ziyaret ederler akrabalar arasında hediyeler alınıp verilir. Nişanlılar görüşürler. Bu bayramın ziyareti üç ay sürer. Bunun içindir ki Nevruz “Dut yetişene değin sürer” derler. Nevruzun ertesi günü herkes hayvanını sabahın karanlığında suya götürür ve taze su içirir. Suyun başında herkes kendi el-yüzünü yıkar. Artık eskinin bedbinliği , kötülükleri tamamen silinmiş ve yeni yılın saadeti yerini almıştır. Artık yepyeni bir hayat başlamıştır ve her şey yepyenidir.

7- GODUGODU :

Bahar mevsiminin kurak gittiği zamanlarda yağmur duasına çıkmadan başka birde godugodu da gezdirilir. Kuraklığın derecesine göre çocuklar veya büyüklerden bir takım süpürgenin başına leçek bağlayarak bebek yapar ve sopanın ortasına dik duracak bir şekilde bağlanır. Bebeğe benzeyen süpürgeye godugodu ve dodu denilmektedir. Dodunun sopaya bağlanışı gelinin ata binmesine benzediği için küçük çocuklar buna dudu, yani gelini götürürken zurnanın da du, du, du ... sesinden uydurulmuş bir ismi olsa kere kir derler. Halk ağzında da dudu olarak değişmiş olduğu kanısı vardır. Godugodu gezecek takım erkeklerden meydana gelir. Bebek yapılmış süpürgenin bağlı olduğu sopanın iki ucundan birer kişi tutar ve diğerleri arkadan yürüyerek köyün her evinin önüne gidilir ve hep bir ağızdan şunlar söylenir : Godugoduyu sorduzmu? Goduya selam verdizmi? Godu kapıdan geçende Bir sulu yağmur gördüzmü?

Orada bulunanlarda gördük gördük diye seslenirler.

Godu geldi doduya Selam verdi orduya Yağ veren hatun olsun Un veren gotur olsun, amin.

Evin hanımları, topluluğun ellerindeki kaplara yağ, yumurta ve peynir gibi şeyler koyarken sopanın uçlarından tutanların ve dodunun başından su döker ve diğer gezenlere de serper. Gezeme tamamlandıktan sonra toplanan maddeleri aralarında paylaşarak yağmurun yağmasını beklerler. Dodu sözü benzetmelerde de yer almıştır. Gezegen, üstü başı kirli ve perişan kadınlar için; dodu gibi geziyor, dodu kılıklı, dodu gibi toplayana, ıslanmış olanlar içinde doduya dönmüş, sanki dodu gezmiş denilir ve ıslanmış olduğu belirtilir.

Düğün Gelenekleri Evlenme çağı kesin bir rakamla ifade edilmez. Ancak erkeklerde 18-23, kızlarda 15-19 olduğu söylenebilir. Kızlarda evlenme isteğini bildirme gibi bir sorun yoktur. Çünkü evlenme teklifini erkekler yaparlar. Evlenme isteğinde bulunan erkek, ya anasına ,kız kardeşine yada tanıdık veya akraba olan bir kadın isteğini açar. Bu aracılarla evin büyüğüne isteğini açar. Evin büyüğüne bu haber gittikten sonra, erkeğin ev içindeki çekingen, küskün tavrı devam eder. Kabul edilip edilmediği de aynı aracılardan öğrenilir.

KIZ GÖRME KIZ BEĞENME : Bunun için en müsait zamanı düğünler hazırlar. Eğer erkeğin istediği kız kendi köyünden ise böyle bir şeye lüzum yoktur. Başka köylerden ise kız ve oğlan çeşitli aracılar vasıtasıyla düğünlerde uzaktan uzağa tanışırlar birde evlenmeden önce kız görmeye gitmek vardır ki, erkek yanında birkaç kişi olduğu halde kız evine gider. Burada amaç kızı görmektir. Kız eğer kabul ediyorsa erkeğe çeşitli vesilelerle gönünür.

ELÇİ GİTME – SÖZ KESME : Eyçi, Anadolu’daki Dünür karşılığıdır. Elçilik bir sanattır. Her kişinin elçilik yapamayacağı kanaatinin yaygın olduğu Kars’ta, bu iş için seçilenler Köyün büyükleri sayılmış kişilerdir. Elçi ne kadar çok tanınmış olursa, etki ve sonuç o kadar iyi olur. Yalnız ne olursa olusun elçiler arasında erkeğin yakın akrabaları ve babası bulunur. Kız tarafının ister olumlu ister olumsuz olsun gelen elçileri adet icabı iyi karşılaması gerekir.

Önce havadan sudun konuşmalar yapıldıktan sonra elçilerden biri “Allahın Emri, Peygamberin kavli ile kızınız ......................yı oğlumuz .....................’a istiyoruz” der. Çoğunlukla düşünmek için kız tarafı izin ister. Eğer niyetleri kesin olarak olumsuz ise, o zaman kocalık kızımız yok, sizin yitiğiniz bizde değil, başka yerde arayın gibi klasik sözlerle karşılık verilir. Eğer kız tarafının niyetleri olumlu ise, şirni yemek günü kararlaştırılır. Karalaştırılan günde oğlan tarafı şeker, kolonya ve meyve getirerek oradakilere ikram eder. Çoğu zaman pey de bugün yapılır. Bu halde kız tarafına armağanlar ve bir yüzük getirilir.

Yalnız, asıl elçiler gitmeden kadınlar kendi aralarında gidip gelerek karşı tarafın niyetini öğrenirler. Ayrıca elçilerin kız tarafından beğenilen kimseler olmasında da bu arada dikkat edilir. düğün öncesinin en önemli olaylarındandır. Kız ve oğlan tarafları kız evinde toplanırlar. Meyve, kolonya, kalağa götürülür. Oğlan tarafı ayrıca baş örtüsünün bir köşesine bir miktar para bağlar. Bu para başlığın bir kısmıdır.

Kadın ve erkekler ayrı ayrı odalarda toplanırlar. Erkeğin babası, büyük kardeşi veya yakın akrabalarından biri yüzük takmak üzere kızın bulunduğu yere gider.. Kızın parmağına hayır dualarla yüzüğü taktıktan sonra boy görmesi verilir.

Boy görmesi, maddi duruma göre verilen bir miktar paradır. Ayrıca kızı getirene de bir miktar para bahşiş verilir. Eğer evlenecek kız bütün misafirin huzuruna çıkıyorsa yine aynı merasim yapılır. Boy görmesini de yine bir kişi verir.

Behde yapılan diğer önemli iş ise başlık konusunun tamamen halledilmesi ve düğün bilhassa iki dini bayram arasında gelmemesine dikkat edilir. İki bayram arası her nedense uğursuz sayılmaktadır. Muharrem ayı da düğünün olmayacağı bir aydır..

Ayrıca kıza alınacak eşyaların bir kısmı da bu sırada tespit edilir. Kesim kesmeğe bazı yerlerde kalın pazarlığı denir.

Nişan Beh ile kararlaştırılan nişan tarihinde, oğlan evi behdekinden daha büyük bir kalabalıkla kız evine gider. Kız tarafı da kendi tanıdık ve akrabalarını nişana çağırır. Nişana çağırılanlar çoğunlukla kadınlardır. Nişanda masraf daha çoktur. Oğlan tarafı birkaç kat elbise buna göre ayakkabı bir o kadar çamaşır birkaç tane baş örtüsü, küpe, altın bilezik vs. götürür. Ayrıca kız tarafına pirinç, çay, şeker ve bir yada birkaç koyun oğlan tarafından götürülür.

Nişanda davet edilenler de hediye götürürler veya para verirler. Eğer kız ve oğlan aynı köyden ise, öğleden önce gidilir. Öğle yemeği yenir ve merasim başlar. Yemekten hemen sonra oğlanın annesi nişan için gelen eşyaları misafirlere gösterir. Beh’de olduğu gibi şeker ve meyve dağıtılır.

Bundan sonra akrabalardan bir kadın, kızı konukların yanına getirir. Gelin olacak kızın utanmaması için ilk önce bu akraba kadın konuklara hoş geldin der. Eğer genç ise el öper. Sonrada kız bütün konukların ellerini öper. Oğlan tarafından gelenler bu el öpme sırasında getirdikleri hediyeyi kıza verirler. Kızın yerine, yanında dolaşan kadın hediyeleri toplar. Artık bundan sonra nişan merasimi sona ermiştir. Eğer evlenecek olanlar ayrı ayrı köylerden ise, bir gece kalınır ve ertesi gün öğlen yemeğinden sonra aynı şekilde merasim yapılır. Sıra hona gelmiştir. Hon nişan karşılığıdır. Yani kız nişanlandıktan sonra kız tarafı oğlana nişan götürür ki buna hon denir. Honda kız tarafı kıza hediye getirenlerin her birine bir çift çorap, bir mendil ayrıca kete veya çörekle beraber oğlana da maddi şartlara göre elbiselik, çamaşır, çorap, mendil ve benzerini götürür. Birde nişan yüzüğü vardır.

KIZ YANI : Bayramçalık, dini bayramlarda erkek tarafından kız evine götürülen gelinlik , kıza ait hediyelerdir. Hediyenin cinsi ve miktarı erkeğin maddi durumuna göre değişir. Bu vesile ile gelin bir kez daha görülmüş olur. Bir de uzun zaman tatlı bir hatıra olarak kalan olayı vardır. Erkek nişanlısını görmek için bir gece seçer. Bu arada kız tarafından olan erkeklerin duymamasına dikkat edilir. Ayrıca kız yanına gidecek olan erkek yanına, kız evininde iyi tanıdığı bir arkadaşını alır. Bu yabancı aracılığı ile güveyi adayı nişanlısını görür,ki bu olaya kız yanı denir. Birkaç aydan birkaç yıla kadar sürebilen nişanlılık süresince bu “Kız yanı olayı” birkaç defa eder. Aslında nişanlısı olan kendisini evli sanmaktadır.

DÜĞÜNE KADAR : Önce kız ve oğlan tarafları tekrar toplanırlar. Düğün eşyası maddi duruma göre değişse de normal olarak elbiselikler, çamaşırlar, ayakkabılar, gümüş kemer, altın çeyiz sandığı, dikiş makinesi, halı, yatak yüzü v.s olur. Bu eşyalar kız ve erkek tarafından birer kişiyle pazara inilerek beraber alınır. Ayrıca pazara gidenlere de düğün eşyası içinde hediye almak adettir. Bir de , düğün birkaç gün kala kız evine gönderilir. Yiyecek maddeleri birkaç sığır veya koyun, yağ,pirinç,kuru üzüm çay şeker vs.dir.

Nihayet oğlan ve kız evleri düğün için misafirlerini çağırırlar bu misafirlere “Atlı” denir. Atla gelip gelmemeleri söz konusu değildir. Her iki ev kendi misafirlerine bir çay ikram ederler. Buna atlı çayı denir. Bu çayda düğünün tarihi de belirlenmiş olur. Bazı yerlerde “Atlı”tabiri sadece oğlan tarafından kız tarafına gidenler için söylenilir. Başka köylerden gelen atlılar düğün olan köydeki evler tarafından misafir edilir. Atlı çayından sonra herkes kendi misafirini götürür. Bundan sonra evine götürdüğü atlının her şeyinden ev sahibi sorumludur. Bu durum her iki tarafta, yani hem oğlan, hem kız evinde aynıdır. Bu sırada kız ve oğlan evlerinde köyün gençleri doğal olarak kız evinde kızlar, oğlan evinde de erkekler toplanırlar. Gelin atlanıncaya kadar eğlenilir ve her gün toplanılır. Bu gençleri toplu halde köyün hemen bütün evleri misafirliğe davet ederler. Böylece evden eve dolaşıp dururlar. O kadar ki bir günde beş altı defa dolaşırlar . Bu olaya da bey gezmesi denir.

Gelin ve damadın bir sağdıcı bir solducu olur. Sağdıç ve solduçlar gelin ve damadın yakın arkadaşıdırlar hiçbir zaman gelin ve damadın yanından ayrılmazlar. Kars’ın bazı bölgeleri vardır ki gelin ve damat düğün önceki sağdıçların evinde kalırlar. Böyle yerlere örnek olarak Kars’ın Büyükboğatepe köyü verilebilir. Düğünden bir gün önce “KIZ ŞAHI” kalkar. Şah oldukça ilginçtir. Ağaçtan yapılan, beşlik ağaç, ya da ağaç çıta arasına bunları dik tutmak için çakılan birkaç çıtadan ibarettir. Bunun etrafı meyvelerle bezenir. Meyveler ipe dizilmiş ve daha sonra Şah, a yerleştirilir. Şah’ın hazırlanması ve bütün masrafı sağdıca aittir. Yukarıda belirtildiği gibi düğünden bir gün önce ve akşam ezanından sonra kız şahı kalkar. Sağdıcın evinin önünden kalkan şahın önünde çubukçu bulunur. Bunun görevi şahdan meyve kaçırılmasına engel olmaktır. Çünkü bu şahdan meyve vs. kaçırıp sağdıca getiren , sağdıçtan bahşiş olarak para alır. Ayrıca yine şahın önünde, dirgen ucuna geçirilmiş bir tezek yanar halde gider. Güvey ortada, sağdıç sağında solduç ise solunda yürür. Elleri mendille bağlanmış ve mumu konmuş haldedir. Devamlı olarak silahla ateş edilir. koro halinde “Allah birde deyin üç olsun, düşmanın ömrü puç olsun, here bir Allah” diye bağırırlar. Yine bu arada devamlı olarak havaya ateş edilir. Bu arada şahın önünü kesenler de vardır. Bunlara ya kendileriyle görüşerek biri çıkarılır veya bahşişlerini isterler. Böyle hallerde çubukçu müdahale edemez. Böylelikle şah kızın evine kadar gelmiştir. Tam kapıda davul zurna çalar ve oyunlar oynanır. Şah içeriye girdikten sonra köyün genç kızları ve gelinleri, sağdıcı ve solducu içeri alırlar.

Gece kız evinde gelin ve genç kızlara, oğlan evinde ya da oğlan sağdıcının evinde güvey ve arkadaşlarına kına konulur. Kına ilkin evlenecek olanın eline konur. Kına konmadan gelin ve güveyin ellerine kına koyarlar. Kına koymak adeti de vardır. Ele konan para yoksul bir çocuk tarafından üç defa eli sıyırarak alınır. Bundan sonra bütün orada bulunanlar ellerine kına koyarlar. Kına koymak sevinç işaretidir. Ertesi gün artık düğün bütünüyle başlamıştır. Bir yandan gelin hazırlanır, bir yandan davul çalar. Öğleye doru gelin atlanır. Gelinin atlanması demek oğlanın evine hareket etmesi demektir. Gelinin yanına yengeler ve ayrıca birkaç kadın,kız vardır. Bu sırada köyün gençleri atlara biner gelin arabasıyla beraber hareket ederler. Bir de müjde yastığı götüren vardır. Bu gelinden önce gider kız evinden aldığı bu yastığı oğlan evine götürür ve kendisine bir çift çorap ve başka bir şey hediye edilir. Gelin kapıya gelince yine çalgılar çalınır, bir kazan üzerine bir çay tabağı konur, gelin bunu ayağıyla kırar ve içeri gider. Gelin içeri girmeden evvel ayağına bir kurban kesilir. Akşam ezanından sonrada aynı şekilde oğlan sağdıcının evinden oğlan şahı kalkarak oğlan evine gelir. Böylelikle gelin ve damat aynı eve gelmiş olurlar. Gece erkeklere bir koyun kesilir. Buna döşgarı adı verilir. Yemek yenildikten sonra para toplanır. Bu paralar kız yengesine verilir. Böylelikle düğün sona ermiş olur.

Foklorik Değerler Kıyafet bölümünde sadece oyunlardaki kıyafet değil, tümü ile Kars kıyafetini incelemek gerekir. Çünkü folklorda ana kaynak halkın kendisidir. Bugün Kars’ın içinde veya bir çok köylerinde asıl kıyafeti görmek mümkün değildir. Bunun için eser karıştırmak ve karakteristik yerleri bizzat görmek icap eder. Kars’taki halk kıyafetleri birtakım değişik şekiller göstermektedir. Bu değişik görüntüyü üç ana grupta toplamak mümkündür.

a) ERKEK KIYAFETLERİ :

1- PAPAK : Genellikle körpe kuzu derisinden yapılmaktadır. Kuzu doğar doğmaz vücuduna bir kılıf geçirilir. Kuzu büyüdükçe ve yünü uzadıkça kıvırcık bir hal alır. Bu deri soyularak papak yapılır. Bunun dışında koyun ve keçi derisi de kullanılmaktadır. Güney Kafkasya’dan gelerek Kars’a yerleşmiş olan terekemeler keçi derisinden yapılma uzun tüylü ve iri papaklar kullandıklarından ve bu papaklar genellikle siyah renkli olduğundan bunlara karakalpak adı verilmiştir. Ayrıca gök mavisi olanı da vardır. Bunların Azerbaycan ve Dağıstan tipleri de vardır. Dağıstan tipleri biraz daha kıllıcadır.

2- ÜST KÖYNEĞİ : Arkalık giyilmediği zaman gömleğin üzerinden veya gömleksiz giyilir. Bunlar ipek kumaştan veya kara lastikten yapılır. Dik yakalıdır. Önden karın hizasına kadar düğmelidir. Göğüste iki cep bulunur. Kollar bileğe kadar geniştir. Etek boyu uzundur. Arkalık giyilmediğinde “sallama kemer” bağlanır.

3- İÇLİK : Genellikle ipek kumaştan yapılır. Üstlüğün veya arkalığın altından giyilir. Dik yakalı veya yakasızdır. Önden karın hizasına kadar düğmeli olup, cepli veya cepsiz olabilir. Kollar geniştir. Bilekte düğmelenir. Şalvarın içine sokulduğu gibi dışarıda da bırakılabilir.

4- ARKALIK : Kalın kumaştan yapılır. Kara lastik, çuha ve benzeri malzeme kullanılır. Yakasızdır. “V” yaka önden düğmelidir. Göğüs hizasında “Veznelik” bulunur. Etek boyu dize kadar olur ve aşağıya doğru genişler. Kollar uzun ve kol uçları ele doğru genişler.

5- PELERİN : Soğuk havalarda boynu ve kulakları korumak üzere kullanılır. Koni şeklinde ve uçları uzundur. Sırta takılır.

6- CİVEKİ : İnce ve yumuşak deriden yapılan bir nevi çizmedir.

7- SALLAMA KEMER : Köselerden yapılma, genellikle ince ve yanlarından aynı deriden sallamaları bulunan kemerdir. Kemer uçları ve Sallama uçları gümüş ve başka madenlerle süslüdür.

8- ŞALVAR KADIN GİYSİLERİ : Bu grubu kız, gelin ve yaşlı diye üçe ayırmak gerekir.

KIZLARDA :

1- SAÇLAR : Saçlar, 1-2 veya 40 tane ayrı örük halinde toplanır.

2- DİNGE : Bir çok kitapta bu giysiden söz edilmekte ise de, bu gün böyle bir giysiye rastlanılmamaktadır.

3- DAYRA : Entari da denir. Ekseriyetle desen zengindir. Çeşitli kumaşlardan yapılır. Üç etek diye bir cinsi de vardır ki, bunların göğüs kısmı sedef düğmelerle süslenir. Omuzlarda poturlar vardır.

4- KUNDURA : İlk zamanlarda çarık, bilahare galoş giyilir.

GELİNLERDE :

1- PUŞU : Başta uzun ve bele, hatta topuğa kadar inen puşu vardır. Bunun üstünde ekseriyetle sade bir şeyden çalma bağlanır. Çalma çoğu zaman kızla gelini birbirinden bir özelliktir. Çünkü kızlarda çalma bulunmaz.

2- PEŞTAMAL : Bundan kızlarda pek az rastlanır. Gelin ve yaşlı kadınlarda vardır. Gelinlerdeki biraz desenlidir.

3- ÜÇ ETEK : Kızlarınkinden farklıdır. Kollarına kolçak, göğüse öğlük veya döşlük denilen üstten kopçalı, alttan bağlı bir nevi kumaş göğüslük takarlar.

4- KEMER : Kızlarda gümüş kemer bağlanır.

YAŞLILARDA :

1- KALAĞEY : Bir nevi baş örtüsüdür. Halk arasında en buteber olanı ki, şimdi antikadır. Buna gelinlerde de rastlanır. Yaşlılarda saça kına konur. Püşüler koyu renklidir. Başa birkaç kat sarılır.

2- TEK ETEK : Üç etek veya entariler sade ve koyu renkli olup, 3-6-9 tahtada biçilmiş geniş kırmalıdır. Potur fazlaca bulunmaz.

3- ÖNLÜK : Koyu renklidir. Bazen sadece belden aşağı bağlandığı gibi ve entari gibi olup, arkadan düğmeli iş giysileridir. Bu hem sıcak tutması, hem de abdest’de kolaylık içindir.

4- KEMER : Arkalık üzerinden Gümüş Kemer bağlanır.

5- AYAKKABILAR : Yumuşak deriden yapılma kunduralardır.

2-FOLKLOR : Mahalli oyunlar sosyal yapıyı bütün ayrıntılarıyla ortaya koyabilen folklor unsurlarından biri veya birincisidir. Halk bilimcileri oyunların, insanların hareketleri ile yakın ilgili bulunduğuna dikkati çekerler. Gerçekten Karadenizli’nin hareketli oyunları, Ege ve İç Anadolu’nun ölçülü adımları bu bölgede yaşayanların en azından hareket ölçüleri olmaktadır. Bu özellik şüphesiz Kars oyunlarında da kendisini göstermektedir. Yalnız burada dikkat edilir ise;

Kars; Erzurum,Ağır, Artvin gibi komşu illerden ayrı bir folklor çevresi olarak görülür. Kars’ta oyunların çoğu kızlı-erkekli beraber oynanır Örnek olarak Terekeme ,ceylan, askeran, nazlıbahar vb. gibi oyunlar burada anlaşıldığı gibi ayrıca barlar dahil erkek ve kızlar beraber oynadıkları oyunlardır.

Sadece erkeklerin oynadıkları şekeroğlan, şeyh şamil, beşaçılan vb. gibi tek oyunlar vardır. Bunların yanı sıra kızlara ait oyunlar vardır ki, bunlardan nanayla oynananların ayak figürleri oldukça basittir. Kars’ın sosyal yapısıyla oyunların arasında büyük ilişki vardır. Düğünlerde kardeş, akraba, dost, yakın çevre kızları ve erkekleri el ele tutarak bar oyunu oynarlar. Ayrıca Kars’taki köy düğünlerinde de kadın ve erkeğin aynı düğün yerinde beraber oynadıkları yukarıdaki örneklerden anlaşıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Kars’ın oyunlarında diğer bir anlatım özelliği daha vardır ki bazı sosyal konular dramatize edilir. Dramatize gücünün tümü hakkında bilgi edinmek için birkaç örnek verilebilir.

Bunlar; şeyh şamil, asker olup vatana hizmet eylerem men vb. gibi Kars oyunlarını dört kategoride toplayabiliriz. Bunlar;

1- Aşk oyunları 2- Seremoni oyunları 3- Tek oyunlar 4- Süplek

Coğrafya

Ardahan iline 25 km, Çıldır ilçesine 17 km uzaklıktadır. Ulaşımı İl'e ve İlçe'ye kara yolu ulaşımı ile çok kolay sağlanmaktadır. Ardahan ve Çıldır Karayoluna uzaklığı 1 km'dir. Köyün bulunduğu alan Deniz seviyesinden Tam olarak 1846 metre yüksekliktedir. Köyün bulunduğu yer Güney,Doğu ve Batı yönünden dağlarla çevrilmiş olup Kuzey yönün de ise Nehrinin ve Köy Dere'sinin vadisiyle çevrilmiştir. Köy Kuzeyinde Doğankaya,Güneyinde Eskibeyrehatun,Doğusunda Meryem ve Batısın da ise Ardahan Merkeze Bağlı Ölçek köyleriyle komşudur. Köyün bulunduğu alan platodur. Köy düzlük olmakla beraber yer,yer dağlara da rastlanmaktadır.

İklim

Köyün iklimi, Karasal iklimi etki alanı içerisindedir. Yazlar kurak ve Sıcak Kışlar ise soğok dondurucu ayaz şeklinde geçer. Bölgede 5-6 ay kar yerden kalkmaz hatta bazı dağların kuzey yamaçlarında yazın bile kar bulmak mümkündür. Sıcaklar 3-4 ay sürer zaman zaman soğoklarda yaşanmaktadır. Karakışla beraber dondurucu soğoklar taki cemre toprağa düşünceye kadar devam etmektedir.İlkbaharda soğok ve yağmurlu geçer.

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Aynı zamanda arıcılık da yapılır

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

> 2004 - Hüseyin ÖZHAL

Altyapı Bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Dış bağlantılar

* Yerelnet

(13.10.2009 09:26)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.

"ARDAHAN ÇILDIR YENİBEYREHATUN KÖYÜ" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: ARDAHAN ÇILDIR YENİBEYREHATUN KÖYÜ NEDİR? ardahan çıldır yenibeyrehatun köyü ne zaman?

Antoloji.com
22.11.2014 02:01:40  #.234#
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]

Server object error 'ASP 0228 : 80004005'

Server.Execute Error

/g.asp, line 1550

The call to Server.Execute failed while loading the page.