|
|
 |
 |
|
CAN DÜNDAR |
CAN DÜNDAR terimi
sill - DoLoR€S
tarafından 12.08.2003 tarihinde eklendi |
CAN DÜNDAR sizce ne demek,
CAN DÜNDAR size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bayan, 33 |
| Konya |
 |
|
|
 |
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. 'Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse'..
[Can Yücel] (16.12.2010 02:10)
(bakınız: can yücel, yalnız, yorum, canım, eller, sonra, alaca, tutmak, makta)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan, 33 |
| Konya |
 |
|
|
 |
Enstrüman seçmek için bir karar almam gerekiyordu.
Ya keman çalacaktım ya piyano; ya flüt çalacaktım ya da akordeon....
Olmadı, hepsini istedim, hiç birinden vazgeçemedim.
Yıllar geçtikten sonra her enstrümanı iyi çalabiliyorum; ama hiç birinde virtüöz değilim.
Bir enstrümanla isim yapamadım. Ne kemanla tanınan bir eserim var, ne de piyanoyla..
Bütün enstrümanları iyi çalıyorum, ama kimse tanımıyor beni.
Başarılı olmak için her şey değil, bir şey lazımmış.
Başarı bir verişmiş; bir şeyi alabilmek için bir şeyi vermek, diğerlerinden vazgeçmek gerekiyormuş.
Keşke kemani seçseydim ve diğerlerinden vazgeçseydim.
Karıma da hayati zindan ettim, sevgililerime de...
Hiç birinden vazgeçmedim.
Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak ya, diğerlerinden vazgeçmek...
İşte evlenirken ben bunu anlamadan evlenmişim.
Evlendikten sonra başka kadınların da olduğu bir hayati yaşamaya devam ettim.
İçlerinden bazılarını daha çok sevdim; ama ne onlardan birinde, ne de karımda karar kılabildim.
Yıllar sonra şimdi yapayalnızım...Ne karım kaldı, ne de diğerleri...
Keşke birini gerçekten seçebilseymişim, ama, yapamadım.
Tıpkı enstrüman seçimi gibi hepsini istedim ve sonuçta elim bos kaldi.
Almak için bırakmak gerekiyormuş. Dolu bos yaşamak.
Hayatim boyunca yapacak çok isim oldu; hepsini yapmayı istedim.
Hangisinde 'en iyi' yim? Şimdi bakıyorum, kazananlar, başarılı olanlar hep bir tek şey yapmışlar.
En iyi olmak için önce seçmek ve diğerlerini bırakmak gerekiyor.
İşte de böyle, özel yaşamda da...
Bu seçimi yapmamız gerekiyor; çünkü mutlaka bazıları daha uygun...
Bir ara ekonomik sıkıntıya düştüm. Tasarruf gerek.
Başladım her şeyden %10 kesmeye, ne anlamsız bir uğraşmış bu. %10 daha az peynir yemek, cay içmek..
Bu tasarruf çok acı verdi bana, her an hissettim. Her şeyden %10 kesmek tabiatıma uygundu tabii. Çok sonradan anladım; sadece taksiyle dolaşmayı bıraksam yetermiş!
Her kalemden %10 değil, etkili kalemi bulmak gerekiyormuş.
Yani, orada da secim yapmak gerekiyormuş...
Her seçim bir kaybediştir' Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...
Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz.
Kalkar kalkmaz hayat bin seçeneği dayar burnunuzun ucuna...
’Ne giysem' telaşından, öğle yemeğinde 'Ne alırdınız? ' diye başucunuzda biten garsona,hangi kanaldaki filmi izlesem' kararsızlığından, ‘bize oy verin' diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.
Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarıda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz.
Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz.
Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir.
Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.
Ama yasam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez.
Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yasama şansınız yoktur.
Bu secim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.
Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.
Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz. Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.
Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.
Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.
Can Dündar
yazılarını severek okuduğum ender yazarlardan ve gazeticilerden. (29.11.2010 23:58)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x, 27 |
|
 |
|
|
 |
Bir Can Dündar Yazısıdır…
O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz…
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa…
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
her şiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa…
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız…
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken “keşke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız…
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
Her gidişte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
…o halde bugün sizin gününüz! ..
“Çok yaşa”yın ve de “siz de görün”üz.
Can Dündar (28.04.2010 15:54)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan, 53 |
| İzmir |
 |
|
|
 |
Hepimizin bir kuyusu var elbet...
En derine gömdüğümüz kaygılarımızı,
İhtiraslarımızı, tutkularımızı saklayan,
En mahrem sohbetlerimizi paylaştığımız,
En cesur itiraflarımızı haykırdığımız bir kuyu,
Utandığımız anılarımızın yatağı...
Endişelerimizin barınağı...
Kuyulardan delik deşik olmuş bir yolda,
Düşe kalka yürür gibi yaşıyoruz hayatı...
Çukur çukur olmuş bir kalple...
Can Dündar (22.10.2009 18:29)
(bakınız: hayat, deli, kalp, arda, itiraf, tutku, gibi, cesur, mahrem, utku)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan, 53 |
| İzmir |
 |
|
|
 |
Niye bazıları ağzına geleni söyleyip rahat uyku uyurken,
'içine atan', sessizliğe gömülüp kendi dehlizlerinin
karanlığında yapayalnız kabuslar görmeyi seçmiştir?
Anlatmazlar ki bilesiniz...
Kimi nasıl diyeceğini bilmediğinden,
kimi bildiğini de diyemediğinden,
kimi dediği halde kıymeti bilinmediğinden,
kimi bir kez deyip yanlış bildiğinden
suskunluğun o huzurlu kuytusuna sığınmıştır.
Can Dündar (22.10.2009 03:54)
(bakınız: uyku, huzur, esin, yalnız, kabus, söyle, kara, sessiz, yanlış, nasıl)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x, 24 |
| Bursa |
 |
|
|
 |
Kayıpsınızdır.
Açık denizlerin sisli karanlığında pusulasız;
bir ışığa,bir sese hasret,gezinir durursunuz;
yalnız...umarsız...
Kalabalığın ortasında bir başınasınızdır.
Sonra birden,bir gong sesi yırtar karanlığı...
Uzak bir fenerin ışığı aydınlanır önünüz
sıra...
Gözbebekleriniz o ışığı kitler,
gözkapaklarınızı kırpmadan ışığın çağrısına
koşarsınız.
Sisler dağılmaya başlar yavaş yavaş...
neşeli pervane böcekleri gibi ışığına
yöneldiğiniz büyülü fener,rengarenk
vaatlerle sizi kendine çeker.
O an ne yalnızlığınız kalır,ne de kayıplığınız...
Artık düşler dünyasının geniş ailesine
mensupsunuzdur.
Sonra birden fenerin ışığı söner.
gerisi yeniden karanlık...yalnızlık...
CAN DÜNDAR
büyülü fener arka kapak tanıtım yazısından alıntıdır.
günümüzde aydın grup içerisinde bulunduğunu düşündüğüm çok değerli bir aydınımız.Milliyet gazetesindeki köşesinden de yazılarını takip edebilirsiniz. (20.12.2008 11:56)
(bakınız: yalnızlık, büyü, dünya, deniz, hasret, karanlık, bebek, esin, yalnız, uzak)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 40 |
| Gebze |
 |
|
|
 |
Bavulları hep toplu durmalı insanın...
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
* * *
Çünkü 'omuz omuza' günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.
* * *
İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
'Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz' dizeleriyle başlamalı güne...
Telesekretere 'şu anda size cevap verebilecek kimse yok' denmeli, '... belki de hiçbir zaman olmayacak...'
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
* * *
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
O yüzden en sessiz gecelerde 'doğruydu, yaptım'la teselli bulmalı insan...
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı...
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...
* * *
Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
Yollarla barışmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
Can Dündar (26.10.2008 09:58)
(bakınız: insan, zaman, yalnızlık, gece, para, hüzün, özlemek, akıl, kedi, savaş)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan |
|
 |
|
|
 |
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
..........
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım....
him bendeki onu cookk güzell anlatmissssss :)) (03.07.2008 19:38)
(bakınız: insan, zaman, güzel, gerçek, kitap, arda, yara, esin, kelime, yalnız)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"CAN DÜNDAR" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|