CEZBE nedir? CEZBE kimdir?
Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  ŞiirKitapEtkinliklerŞarkılarResimForumE-KartÜyelerGruplarSMS
  Nedir Ana Sayfası
  Son 24 Saat
  Yazdıklarım
  Yeni Terim Ekle
TERİM ARA:
  Kişiler
  Genel
  Yaşam
  Edebiyat
  Güncel
  Toplum
  Bilim
  Din
  Müzik
  Tarih
  Cinsel
  TV Dizileri
  Tüm Terimler


En Popüler:
1 - erotik film
2 - gerdek gecesi
3 - başbağlar katliamı
4 - ergenekon
5 - kızlar
6 - kürt
7 - sinan aygün
8 - fethullah gülen
9 - atilla
10 - elif
11 - ergenekon destanı
12 - tuana
13 - deniz gezmiş
14 - dabbe tül arz
15 - esra
16 - ölüm
17 - kabir azabı
18 - arda
19 - elfida
20 - özlem


CEZBE CEZBE ile ilgili haberler >>
CEZBE ile ilgili şiirler >>
CEZBE sizce ne demek, CEZBE size neyi çağrıştırıyor?
Terimi Ekleyen: pakucan
Eklenme Tarihi: 20.03.2005 05:08

Sözlükte 'çekmek' anlamına gelen cezbe, tasavvufta ise 'Hakk'ın kulu kendine çekmesi ve aniden huzuruna yükseltmesi', demektir.

Bazı İslam büyükleri şöyle derler: 'Cezbe bir ikramı ilahidir.'

Bu ilahi ikrama sahib olan kul, Rabb'inin rızasını ve yakınlığını daha çabuk kazanır. Şöyle ki; cezbe kulda bir muhabbet ve aşk ateşi meydana getirir. Bu aşk ateşi sayesinde insan Allah'tan gayrı herşeyi unutur. Kendinden geçerek istiğrak haline düşer. Yani cezbe, ruhun Allah'a çekilmesi ve bu sebeble vuku bulan nefsin ıslahı ve kalbin tasfiyesinde manevi bir ilaçtır.

Şah-ı Nakşıbend (k.s.) şöyle buyuruyor: 'Bizim yolumuz cezbe ve sohbet yoludur. Biz müridleri cezbe ile terbiye ederiz. Yolumuzun evveli cezbe, ahiri ise kalb huzuru, sekinet ve vakardır. Yolumuzun başlangıcında müntesiblerde vuku bulan cezbe hali, onları dünya muhabbetinden koparır ve feyz alır bir şekilde kalbin Rabb'ine yönelmesine vesile olur.'

Bir kalb ki; cilalanıp feyiz alır hale gelirse o zaman nefs ıslah olma yoluna girmiş demektir.

Bu yol cezbe ile başlar, rabıta ve zikir ile devam eder. Şah-ı Nakşıbend (k.s.) buyurur:

'Rahman'dan gelen bir cezbe ile yapılan amel, ins ve cinnin (aşksız ve hususuz) ameline denk olur.'

AYETLERDE CEZBE

1- 'Muhakkak mü'minler o kimselerdir ki, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titrer.' (Enfal.2)

2- 'Onlar ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer.' (Hac, 35)

3- 'Rab'lerinden korkanların, ondan (bu kitaptan) derileri ürperir. (Ondaki müjde ve tehdidi duyunca tüyleri diken diken olur, sonra Allah'ın feyzi içlerine dolar, huzura ererler) , derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar.'(Zümer, 23)

Elmalılı Tefsirinde CEZBE

Allah Teala şöyle buyuruyor:

' Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmağa gelip de Rabb'i onunla konuşunca:

'Rabb'im bana kendini göster, sana bakayım! dedi. Rabb'i buyurdu ki: Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni göreceksin! ' Rabb'i dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Aydınca: Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim' dedi. (Araf, 143) ,

Elmalılı Hamdi Yazır 'Hak Dini Kur'an Dili' adlı tefsirinde bu ayeti tefsir ederken şöyle der:

'Rabb'i Hz. Musa'yı (a.s) doğrudan doğruya fakat perde arkasından kelamıyla mutlu edince bu kelamın şevk ve neşesiyle

Allah'ı (c.c.) görme arzusu onda uyandı ve galeyena gelerek 'Ey Rabbim bana göster kendini, bakıp göreyim seni', dedi. Yani perdeyi kaldır bana bizzat tecelli et de didarı-m göreyim diye yalvardı.

Bunun üzerine Allah Zatındaki bütün azamet ve kudreti ile değil, emir ve iradesinden bir parçasının dağa çarpması ile dağ dümdüz oluverdi ve Musa (a.s) baygın düştü.' (Hak Dini Kur'an Dili, Cild 4, sn. 129)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ŞAHSINDA CEZBE

Peygamber Efendimizin şahsında cezbenin başlangıcı, Hira dağındaki mağarada itikaf yaptığı günlere rastlar. Peygamber Efendimiz o sıralarda her sene belirli bir ayda, yanına bir miktar azık alarak bu mağarada inzivaya çekilirdi. Her yıl tekrarlanan bu ibadet zinciri içerisinde 40 yaşına bastığı yıl, yine Hira dağındaki mağarasında ibadet yaptığı sırada, aniden Cebrail (a.s) kendine göründü. Cebrail (a.s) Peygamber Efendimize yaklaşarak: 'Oku' dedi. Peygamber Efendimiz de: 'Ben okuma bilmem! ', cevabını verdi. Bu üç defa tekrarlandı. Üçüncü defada Cebrail (a.s) Peygamber Efendimizi iyice kucaklayıp sıkarak 'Yaratan Rabb'inin adıyla oku...' dedi. O da okudu. Bu kucaklaşma neticesinde Cebrail (a.s) ile Peygamber Efendimiz arasında manevi bir etkileşim oldu, titremeye başladı ve bundan dolayı müşrikler O'na saralı, hasta gibi yakışıksız sözler söylemişlerdi.

Burada Peygamber Efendimizin titremesi vecd ve istiğrak halinden dolayıdır. Demek ki bunlar Hz. Peygamber'in (s.a) ruhi hayatında mevcuttur.

Sevgili Peygamberimiz Kur'an'ı okunurken duyduklarında kendilerinden geçer, vecde gelirlerdi. Konu ile ilgili olarak rivayetlerin biri şöyledir:

Rasül-i Ekrem (s.a) şöyle buyurmaktadır:: 'Hud ve benzeri sûreler beni kocattı.' (Tırmizî, Tefsir, 56) Bu hadis vecd'den haber vermektedir. Zira kocamak, hüzün ve korkudan gelir. Hüzün ve korku ise, vecd demektir. Rivayete göre: İbn Mesud (r.a.) Rasül-i Ekrem'e Nisa süresini okudu da:

'Her ümmetten peygamberlerini şahid getirdiğimiz zaman ve seni de o peygamberlerin sıdkına şahid getirdiğimiz zaman onların halleri nice olur? ' (Nisa: 41) ayet-i celilesini okuduğu zaman, Rasül-i Ekrem'in gözleri yaş ile doldu ve: 'Yeter' buyurdu. (Buhari, cihad, 7,Müslim, Salatu'l-Musafirin, 2)

ASR-I SAADETTE CEZBE

Sahabe ve Tabiin de Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini dinlerken vecd'e gelirlerdi. Bu hali yaşayan Sahabe ve Tabiin'den pek çok kimse vardır. Bu halde iken kimi sayha eder, kimi ağlar, kimi bayılır, hatta ölenler bile olurdu.

Rivayete göre: Zuhare b. Ebi Evfa Tabiin'in sikalarından idi. İmamlık yapar, Kur'an-ı rikkatle okurdu. Bir gün namaz kıldırırken: 'Sur'a üfürüldüğü zaman' (müddesir, 8) ayet-i celilesini okuyunca öyle bir sayha etti ki, mihrabta iken hemen düşerek can verdi.

Hz. Ömer (r.a.) , bir adamın: 'Rabbının azabı elbette vakidir. Onu defedecek (hiç bir şey de) yoktur.' (Tur, 7-8) ayet-i celilesini okuduğunu duyunca olduğu yerde düştü eve götürdüler, bir ay kadar hasta yattı.

İmam Ahmed b. Hanbel (r.a.) Hz. Ali 'den (r.a) şöyle rivayet eder:

'Ben, Zeyd ve kardeşim Cafer (r.anhum) Peygamber'in (a.s.) yanına gittik. Aleyhissalatü vesselam Zeyd'e (r.a.) : 'Sen benim kölem ve azadlımsın', dedi.

Bu iltifata mazhar olan Zeyd (r.a.) bir ayağının üzerinde dönüp durdu. Cafer'e de:

'Sen ahlaken ve fıtraten bana benzersin', dedi. O da raksa gelip bir ayak üzerinde dönüp durdu. Bana da:

'Sen bendensin', dedi. Ben de bir ayak üzerinde dönüp durdum.
(bakınız: insan, sevgi, hayat, zaman, büyü, dünya, sevgili, kitap, anlam, huzur)
urbank
14.05.2008 16:29

Divan edebiyatının ilk mümesilleirnden, Mevlana'nın öğrencisi ve Anadolu sahasında ilk Türkçe eser veren Ahmet Fakih bir sohbet esnasında cezbeye kapılarak eserlerinin çoğunu ateşe vermiştir.
(bakınız: türk, mevlana, edebiyat, ahmet, türkçe, anadolu, lara, ateş, kapı, divan edebiyatı)
Savt-ı Dicle
21.03.2008 20:34

Cezbe: kapılmak, aklın gitmesi, meczub (deli) olma, kendinden geçme hali.

Cezbe bir dizi merasimden sonra olur ki tasavvufçuların içten (hafi) veya dıştan, sesli olarak (cehri) yaptıkları zikirler ile tempolu nefes alış verişleri sayesinde kanın deveranını hızlandırıp gönüllerini coşturmalarıyla sarhoş olmaları halidir. Bu zikirleri yaparken daha çabuk sarhoş olabilecekleri sema ve rakslar da yaparlar. Bu raks ve sema ayinleri esnasında bazıları tef çalar bazıları ney üfler, halay çeker, horon teper, bundan daha sapkın hallerle gönüllerini coşturmayı amaçlayan tarikatlar da vardır. Sema ve raks esnasında çalınan çalgılar, terennüm edilen ilahi veya şarkılar, tempolu nefes alış verişleri, mümkünse ışığı kapatarak veya gözlerini yumarak kendinden geçmeye yardımcı olabilecek fiiller bir araya gelir ve kalpler tamamen şeytanın taarruzlarına açık hale getirilir. Bundan sonra kendinden geçen kişiye şeytanın ilka etmesi ile dilediğini söyletmesi, bağırıp çağırmalar, kendini yerlere atmalar, küfürlü sözler zuhur eder. Tasavvufçuların cezbe dediği bu sarhoşluk, şeriatta içkilerin haram olmasının sebebi olan aklın ve şuurun zayiine sebep vermek illetinden hiçbir farkı yoktur ve haramdır. Allah Allah diyerek içki içen bir adamla bunların yaptığının hiçbir farkı yoktur. Her ikisi de aklını zayi edecek, şuurunu yitirecek iş yapmaktadır, bunu yaparken Allah'ı zikrediyor olması ise ayrı bir günah işlemedir ki, Allah'ın adını hatırından çıkarmayarak cüretkarlıkla günaha devam etmenin hesabı da onlardan sorulacaktır.

Bu cezbe dedikleri halin kendilerinde Allah aşkından olduğunu iddia etmelerine rağmen, ağızlarından çıkan sözler bırakın bir müslümanı, edepli bir kafire bile yakışmayan sözlerdir. Hatta onlar bazen en azgın kafirlerin söyleyebileceği sözleri bile söylerken bunu Allah aşkından yaptıklarını söylüyorlar.

Kendilerini sarhoş etmek için uğraştıkları işin İslami bir dayanağı olmadığından, bu sarhoşluk neticesinde sarfettikleri küfür sözleri de mazur görülemez. Allah insanlara böyle bir serserliği emretmemiş, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı bu tür azgınlıkları çağrıştıracak bir durumu hiç yaşamamışlardır. Bu sapkınlıkların İslam diniyle bir alakası olmayıp, sadece “şeytanın gel dediği din”in gerekleridir.

Nitekim günümüzde dinli/dinsiz her kim olursa olsun bu tür danslara iştirak edenlerin, kendinden geçtiğine şahit olabiliriz. Bir pop konserinde hareketli müziğin eşliğinde şarkıcıyı dinleyenlerin nasıl kendilerinden geçtiklerini, elbiselerini parçaladıklarını, veya içmeden sarhoş olup, bağırıp çağırdıklarını, şarkıcıya hitaben “sana tapıyorum” dediklerini görmek mümkündür. Şimdi bu insanlar akıllı akıllı konsere gidip orda kendilerinden geçip bu sözleri cezbeye gelip söyledikleri için günah işlemiş olmuyorlar mı? şarkıcı onlara ilahi okusa da onlar yine bu çılgınlıkları yapsalar işlenen günahın bir farkı olur mu? Bu kadar taşkınlığın, sapkınlığın, şeytanın tasallutuna girmenin adını cezbe koymakla kurtulacaklarını sananlar yanılıyorlar.

Allah aşkından coştuğunu iddia ederek “ben Allah’ım” diyenler, “bana tapın” diyenler,[1] ve daha ne çeşit küfür sözlerini söyleyenler, isimleri veli olarak bilinse de, kendilerine şeyh dense de onlar pop sanatçılarından daha adi bir iş yapmaktadırlar. Çünkü hiçbir pop sanatçısının ve hatta onların ateist olanlarının bile “ben Allah’ım” dediğini “bana tapın” dediğini duymamışsınızdır. Deseydi bile onu dinlemeye gidenlerden birçoğu onu orada parçalar bu dinsizliğe kayıtsız kalmazlardı. Amma müslümanlar bu haddi aşmış mülhidlerin dergahlarına devam etmeyi veya onların menkıbelerini hayranlıkla dinlemeyi İslam zannedecek kadar uyuşturulmuş olduğundan bu şeyhler erzeli’l ömre düşünceye kadar yaşamakta ve azgınlıklarına devam etmektedirler. Halbuki La ilahe (bütün batıl ilahları inkar ve red ediyorum) illallah (ancak Allah'ı kabul ediyorum) diyen adamın bu liderleri terk edip en azından kendi dinini ve ebedi hayatını kurtarması gerekir. Yoksa işlenen küfrün ve şirkin vebalini onların omzuna atmakla kendi omuzları boş kalmayacak ve ahirette pek elim bir azaba uğrayacaktır. Bakın bu gibi durumlar için ahiret manzarası nasıl oluyormuş.

Allah buyurdu ki:

”İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi. İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.”[2]





--

[1] Ebu Yezid’in (Bistamî) kendimi tenzih ederim, şanım, zuhurum ne yücedir demesi, dervişlerin itirazı, Beyazid’in onlara sözle değil de hakikati(!) göstererek cevap vermesi (hikayesi)

“O muhteşem fakir Bayezid, dervişlerine “İşte tanrı benim” dedi. O fenlere sahip er, sarhoşça apaçık “Benden başka tanrı yoktur.. bilin de bana tapın” buyurdu. O hal geçince sabahleyin” Sen böyle dedin..bu doğru değil” dediler. Dedi ki: “Bunu bir daha dalar da söylersem hemen o anda beni bıçaklayın.

Tanrı tenden münezzehtir, benimse tenim var. Böyle söylediğim zaman öldürülmem lazım! ”

O hür er böyle tasiyede bulununca her derviş de bıçak hazırladı.

Bayezid yine o koca kadehi dikip sarhoş oldu.. tavsiyeleri aklından çıktı. …

Kendinden geçiş hüması uçmaya başlayınca Bayezid yine o söze koyuldu.

Aklı şaşkınlık seli kaptı götürdü. O sözü evvelce söylediğinden daha zorlu söyledi.

“Hırkamda, varlığımda Tanrı’dan başka bir şey yok, yerde gökte nice bir arayıp durursun? ” dedi.

Dervişler deli divane oldular.. bıçaklarını tertemiz bedenine sapladılar.

Her biri Girdekûh mülhidleri gibi pervasızca pirlerine bıçak saplamaya koyuldular.

Fakat şeyhe kılıç vuranın kılıcı tersine dönüyor, kendisini yaralıyordu.

O hünerli şeyhin vücudunda bir eser bile görünmüyordu…fakat dervişler perişan oldular, kanlara battılar.

Boynuna bıçak saplıyanın kendi boynu kesildi, ağlaya inleye yıkılıp öldü.

Göğsünü yaralayanın göğsü yarıldı, ebedi bir surette geberip gitti.

O sahipkıran mertebesini bilen ise onu yaralamaya hiç yeltenmedi, böyle şeye gönül vermedi. Yarı aklı onun elini bağladı; canını kurtardı, yoksa o da kendisini perişan ederdi.

Sabah oldu o dervişler eksilmişti, evlerinden bir feryad-ı figandır yüceldi.

Bayezid’in huzuruna binlerce kadın, erkek üşüştü. Dediler ki: “Ey iki alemi de bir gömleğe sığdıran er”!

Senin şu bedenin insan bedeni olsaydı insanların bedenleri gibi hançer yarasıyla mahvolur giderdi! Mesnevî 4/170



[2] Bakara Sûresi 1
ebuhuzeyfe
08.12.2006 17:13

Hakkıyla yapabilene ne mutlu....! !

Yaşasın ' Nakşi ' silsilesi....
(bakınız: bile, ne mutlu, silsile)
sincap__34
06.12.2006 19:16

Nefsi emmaredeki cezbe riyadan başka bişey değil.(kendiyle başbaşa kalması hariç) .
(bakınız: nefs, başka, riya, başbaşa)
vauras
10.09.2006 00:27

Cezbelenmek Nakşi tarikatına göre
Toplu ayin esnasında Cebrail dev kanatları ile cemaatin arasında dolaşır. Bu esnadan kanadının uçundaki tüyler bazı müridlere değer ve bu insanlar yüksek bir irkilme ile 'allah' diyerek yada herhangi bir ünlemle bağırır. Bu olaya cezbe denir.
İlla ayin esnasında olması şart değildir. Nakşiler tarafından bu bağırmalar hoşlukla karşılanır.
(bakınız: allah (c.c), insan, tarikat, araf, insanlar, eğer, cemaat, nadan, kanat, şile)
AB Beni Gözetliyor - lay lay lomm
21.05.2005 08:16

Tuttuğum takım maç kazanınca bir coşarım bir coşarım, kahve gibi taşarım. Bu hale kısaca cezbe diyebiliriz. Yani bir de kendinizden geçiyorsanız cezbe moduna girmişiniz demektir.
(bakınız: kahve, emek, gibi, demek, odun, kaza)
bedirge
20.03.2005 22:00


       
 
             
 
               
 
               
 
 

 

 

 

 

 

 

 
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız: CEZBE nedir? CEZBE kimdir?


06.07.2008 15:01:36
» Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim