DİVAN EDEBİYATI nedir? DİVAN EDEBİYATI kimdir?
Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  ŞiirKitapEtkinliklerŞarkılarResimForumE-KartÜyelerGruplarSMS
http://nedir.Antoloji.Com
  
Arayın :
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
 
  Kişiler
  Genel
  Yaşam
  Edebiyat
  Güncel
  Toplum
  Bilim
  Din
  Müzik
  Tarih
  Cinsel
  TV Dizileri
- deniz gezmiş (1071)
- yüksek lisans (6)
- maral (8)
- korkmak (27)
- beyaz melek/.. (13)
- acun ılıcalı (90)
- eftelya (7)
- nato (49)
- ebleh (7)
- geçmiş (31)
- diaspora (11)
- zelal (17)
- akrep burcu (99)
- kuş dili (13)
- aynalı tahir (4)
- elzem (6)
- arzu sahin (2)
- arzu okay (1)
- kadavra (44)
- kabir azabı (153)
DİVAN EDEBİYATI DİVAN EDEBİYATI terimi basat tarafından 04.04.2002 tarihinde eklendi
DİVAN EDEBİYATI sizce ne demek,
DİVAN EDEBİYATI size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
Sayfa: 1 2 3
sonraki sayfa >>
Bayan serahsi Offline
serahsi
Bayan, 30
İstanbul
bir medeniyetin şahidi,meşhudu,efsane işte...şiirde zirve (04.06.2007 16:24)
(bakınız: şiir, efsane, niyet, niye, medeniyet, işte, yeti, zirve, efsa, deniyet)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay Ekrem Akbuna.. Offline
Ekrem Akbunar*Cevr-i Kalb
Bay, 26
Bolu
#

Türklerin 11 yy da tanıştıkları diye bildiğimiz bir edebiyat. Ne gök kubbenin, ne de yer kubbenin edebiyatı. Sadece ve sadece gönlün, azmin ve emeğin edebiyatı. Günümüzün duygu yazmanları şair, şairelerin kırk fırın ekmek yemeden yanına yanaşamayacağı devasa, ışıltılı bir kapının ardı. Bir gazete de milletlerin marşları karşılaştırılmış bugün ve inanın hiç biri bizim marşımızın yanından geçmeye bile cüret edemeyecek konumda. Aruz öze inebilen, bir duvarı örerken çakıl taşlarını tek tek dokunarak onun sağlamlığını, kalitesine, görünüşüne ve hitabetine bilgili gönlün katılmasıdır.

*************************** daha detaylı bilgi için…*****************

Divan şiirinde ahengi oluşturan vezne, aruz denir. Aruz, çadırın ortasına dikilen direktir. Bir çadırı nasıl direk ayakta tutarsa, divân şiirini de ayakta tutan en büyük unsur, aruzdur. M.S. 81-155 yıllarında yaşamış olan İmam Halil adlı bir dilci tarafından sistemleştirilen aruzun, develerin yürüyüşünden,demircilerin sistematik çekiç vuruşundan veya çamaşırcı kadınların tokmak seslerinden çıktığı görüşleri vardır.

� Aruz� hecelerin sayısını değil şeklini esas alır. Aruzla yazılmış şiirler incelendiğinde, her mısraın ilkinden sonuna kadar bütün hecelerinin, kendilerinden sonra gelen bütün mısraların aynı hizâdaki heceleriyle açıklık(kısalık) ve kapalılık(uzunluk) noktasında birbirine denk olduğu görülür. Açık(kısa) hece (. veya +) işaretiyle; kapalı(uzun) hece (-) işaretiyle gösterilir.

Türkçedeki heceler kuruluş bakımından altı çeşittir:
1-Tek ünlüden oluşan hece (kısa hece) : u-zun (. _) kelimesindeki, � u� hecesi, bir açık hecedir.
2-Bir ünsüz bir ünlüden oluşan hece (kısa hece) : gü-lü (..) kelimesindeki, � gü� hecesi bir açık hecedir.
3-Bir ünlü bir ünsüzden oluşan hece (uzun hece) : öp-tü (-.) kelimesindeki, iki hece de kapalı bir hecedir.
4-İki ünsüz arasında bir ünlüden oluşan hece (uzun hece) : gön-lüm (- -) kelimesindeki iki hece de kapalı bir hecedir.
5-Bir ünsüz, bir ünlü ve tekrar iki ünsüzden oluşan bir buçuk hece (bir uzun bir kısa hece) : Türk, genç, kalp... gibi Türkçe olanları genelde kapalı hece olarak kabul edilir. Çarh, fakr... gibi Arapça ve Farsça`dan gelen bazı kelimeler de, bir kapalı bir açık hece olarak kabul edilir.
6-Bir ünlü iki ünsüzden oluşan hece (uzun hece) : ilk, aşk...gibi kelimeler birer kapalı hecedir.

Bunların dışında, Türkçemizde uzun ünlü yoktur ama Arapça ve Farsça`dan dilimize giren bazı kelimelerde uzun ünlü bulunur. Uzun ünlü bulunan hece ister sesli harfle bitsin ister sessiz harfle bitsin, kapalı hece olarak değerlendirilir. Â-rif kelimesindeki � â� hecesi, şâ-ir kelimesindeki � şâ� hecesi, se-lâm kelimesindeki � lâm� hecesi birer kapalı hecedir.

Bir de, konuşma dilimizde sonu sessiz harfle biten kelimelerin son harfini, sonraki kelimenin ilk harfi sesli ise ona ulayarak (vasl ederek) konuşuruz. � gördüm onu� kelimelerini okurken, � gör-dü-mo-nu� diye okuruz. Aruz veznini yeni öğrenenler mısraları hecelerken bu inceliğe dikkat etmelilerdir. Ulamayı vezni uydurmak için kullanabiliriz; ama bilinçli kullanılmazsa yapılan ulama şiirin veznini bozar.

Şimdiye kadar anlattıklarımı bir kaç beyit üzerinde görelim:

Gön-lüm-de-ki aş- kın- la ya-kar-dım bu gül-le-ri
 - şık - la- rı yan-mak-la ka-vuş- tur- du kül-le-ri
- -.. - -.. - -. -. �
(M. Nuri Parmaksız)





Ba- zı düş-man ba-zı şey-tan se-ni et- miş pe-ri-şan
So-nu gel- mez ki-bi- rin-dir sa-na güç-lük çı-ka-ran
.. - -.. - -.. - -.. �
(M. Fatin Baki)


Sa-na ver-dim bu gö-nül tah-tı-nı dem sür di-ye-rek
Sa-na ver-dim çö-lü al cen-ne-te dön-dür di-ye-rek
.. - -.. - -.. - -.. �
(M. Turan Yarar)


Örneklerde de görüldüğü gibi, aruz vezni, hecelerin açık ve kapalı oluşlarına göre oluşturulmuş bir vezindir. Aynı hece düzeninin tekrarı, şiiri içinde bir melodi ve ritm oluşturur. Yeri gelmişken, aruz şiiri musikiye yaklaştırır, diyebiliriz. İşte, aruz gücünü bu söyleyiş güzelliğinden alır.

Aruzu ilk kullanan Türk şairleri, bizde uzun ünlü olmayışı ve Türk hece yapısının aruza uymayışı üzerine bayağı zorlanmışlardır. Zamanla Araplar ve İranlılardan aldıkları aruzu biraz değiştirmişler, ilk başta kullandıkları bir takım Arapça ve Farsça kelimelerden yavaş yavaş kurtulmuşlar ve zamanla da söyleyişi Türkçeleştirmişlerdir. Araplar ve Farsların kullandığı 300`den fazla kalıptan, bizim şairlerimiz sadece 25-30 tanesini çoğunlukla kullanmışlardır. Yani, Türkçeye en yatkın kalıpları kullanmışlardır diyebiliriz.

Çekimli bir dil olan Arap dilinde � Faale� , � yaptı,etti� manasına gelir. Bu fiilin farklı şekillerdeki söylenişi, aruz kalıplarındaki � Fâilün� , Fâilâtün� Mefâilün� ... gibi kelimeleri ortaya çıkarmıştır. Bu isimlerin düz ve karışık söylenmesi de kalıpları meydana getirmiştir. Aslında bu isimlerin tek başlarına bir anlamı yoktur; bunlar sadece hecelerinin hangisinin açık hangisinin kapalı olduğunu gösterir. � Fâilâtün� kavramı: Kapalı,açık, kapalı ve kapalı heceyi anlatır. � Ben ki üç beş� söyleyişi de: Kapalı, açık, kapalı, kapalı hece şeklinde söylenmiştir ve � Fâilâtün� söyleyişinin açılımını gösterir. İşte, � Fâilâtün� , � Feilâtün� gibi aruz birimleri yan yana gelerek aruz kalıplarını oluşturur. Ayrıca aruz vezninde son hece açık da olsa daima kapalı kabul edilir.

Divan Şiiri içersinde en çok kullanılan düz ve karışık kalıplar şunlardır:

A) Düz Kalıplar:

1- Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün (. -. -) x 4
2- Müstef� ilün / Müstef� ilün / Müstef� ilün / Müstef� ilün (- -. -) x 4
3- Müstef� ilâtün / Müstef� ilâtün / Müstef� ilâtün / Müstef� ilâtün (- -. - -) x 4
4- Feûlün / Feûlün / Feûlün / Feûlün (. - -) x 4







B) Karışık Kalıplar:
1- Mefâilün / Mefâilün / Feûlün (. -. -) (. -. -) (. - -)
2- Feilâtün (Fâilâtün) / Feilâtün / Feilâtün / Feilün (fa� lün) (..- -) (..- -) (..- -) (.. -)
3- Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün (-. - -) (-. - -) (-. - -) (-. -)
4- Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün (-. - -) (-. - -) (-. -)
5- Müfteilün / Müfteilün / Fâilün (-.. -) (-.. -) (-. -)
6- Feûlün /Feûlün / Feûlün / Feûl (. - -) (. - -) (. - -) (. -)
7- Mefâilün / Feûlün / Mefâilün / Feûlün (. -. -) (. - -) (. -. -) (. - -)
8- Feilâtün (Fâilâtün) / Mefâilün / Feilün (Fa� lün) (.. -) (. -. -) (.. -)
9- Fa� lün / Feûlün / Fa� lün /Feûlün (. -) (. - -) (. -) (. - -)
10- Mef� ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün (- -.) (-. -.) (. - -.) (-. -)
11- Mef� ûlü / Mefâîlün / Feûlün (- -.) (. - - -) (. - -)
12- Mef� ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün (- -.) (. - -.) (. - -.) (. - -)
13- Mef� ûlü / Mefâîlün / Mef� ûlü / Feûlün (- -.) (. - - -) (- -.) (. - -)
14- Mef� ûlü / Mefâîlü / Feûlün (- -.) (. - -.) (. - -)
15- Müfte� ilün / Fâilün / Müfte� ilün / Fâilün (-.. -) (-. -) (-.. -) (-. -)

Bunların dışında da kullanılan kalıplar vardır; fakat genelde kullanılan kalıplar bunlardır. Kanaatim şudur:11. Yüzyıldan beri kullanılan bu kalıplara kulağımız o kadar alışmıştır ki, artık Türkçemize uygun yeni kalıplar bulunmalıdır. Geçmişten beri kullanılan bu kalıpları, Araplar ve Farslar bulmuşlardır ve bu kalıplar kendi dillerine göredir; bize göre değil. İşte bu yüzden, şiirle uğraşanlar, edebiyatçılar, akademisyenler, musikiyle uğraşanlar yeni kalıplar konusunda çalışmalar yapmalı ve şairlerimiz de farklı denemeler yapmalıdır. Benim bu konuda ki teklifim şudur: Aruzla yeni şiir yazanlar, yukarıdaki kalıplardan birini de kullanabilir; kendi bulduğu kalıbı da kullanabilir. Yeter ki, aruzla yazılan şiirlerinde, ilk mısradaki hecelerin açık ve kapalı oluşuyla, diğer mısralardaki hecelerin açık ve kapalı oluşu birbirine denk olsun. Yeni kalıplar isimlendirilene kadar, açık heceyi (A) harfiyle, kapalı heceyi de (K) harfiyle gösterebiliriz. Unutmayın ki, aruzu bilmek ve uygulamak, şairin Türkçeye hakimiyetini arttırır.

Yeni aruz kalıpları kullanılırken, hem heceli hem de aruzlu şiirler yazılabilir. Bu konuda yazdığım, 5+5 hece ölçüsüyle ve aruzun yeni bir kalıbıyla yazdığım bir örneği dikkatle incelerseniz, ne demek istediğimi anlarsınız:

SEVDÂ DENİZİ
Bir âşık kondu zülfün teline
Kapıldım sandı aşkın seline
Derinleştikçe sevdâ denizi
Ümitsiz koştu hicrân yeline

Unutmam böyle aşk âteşini
Ve gönlüm buldu yârâb eşini
Derinleştikçe sevdâ denizi
Bırakmam bil ki artık peşini
A K K K A K K A A K (M. Nuri Parmaksız)





Bütün bu açıklamalardan sonra, Türk şiir geleneği içersinde aruzla yazılmış, birçok beyit ve dörtlüğün sizlere faydalı olacağını düşünüyorum. Bu örnekleri inceleyerek de aruzun güzelliği görülebilir.

İstiklâl Marşından,
Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım

Sultan Veled
Karnım açtır karnım açtır karnım aç
Rahmet etgil Tanrı bana kapı aç

Yunus Emre
Us yine aşkın beni mest-ü harâb eyledi
Yaktı gönül evini bağrı kebâb eyledi

Hacı Bayram Veli
N� oldu bu gönlüm N� oldu bu gönlüm
Derd ü gam ile doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm

Süleyman Çelebi
Allâh adın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işte her kula
Her nefeste eyledik yüz bin günâh
Bir günâha etmedik hiçbir gün âh

Fehim-i Kadîm
Varur zâhid ibâdetgâhına meyhâneden sonra
Gelür mestâne başı secdeye ammâ neden sonra

İbrahim Hakkı
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif onu seyreyler
Allah görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Şinasi
Kişiye her işi âlâ görünür
Kuzguna yavrusu ankaa görünür

Namık Kemal
Ölürsem görmeden millete ümid ettiğim feyzi
Yazılsın seng-i kabrime vatan mahsûn ben mahzûn



Eşref
Kabrimi kimse ziyâret etmesin Allah için
Gelmesin reddeylerim billâhi öz kardaşımı
Gözlerim ednâ-yı ademden o rütbe kıldı kim
İstemem ben fâtiha tek çalmasınlar taşımı

Neyzen Tevfik
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
Kimi alçak kimi hırsız kimi deyyus dediler
Künyeni almak için partiye ettim telefon
Bizdeki kayda göre şimdi o meb� us dediler

Nahifî
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı bunda benim günâhım

Ahmed Paşa
Aşkın yolunda hicre tahammül günâh imiş
Uşşakın işi anın içün her gün âh imiş

Fuzuli
Meni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan mur3adım şem� i yanmaz mı

Nedim
Şivesi nâzı edâsı handesi pek bî-bedel
Gerdeni püskürme benli gözleri gaayet güzel

Yahya Kemal
Ey kimsesizler el verin kimsesizlere
Onlardır ancak el verecek kimsesizlere

Muallim Naci
Divânece sözler mi demektir edebiyyât
Âsârı terakki diyoruz biz buna heyhât

Faruk Nafiz Çamlıbel
Seni ben bekliyorum göğsüm açık bağrım açık
Hançer ol göğsüme saplan ecel ol karşıma çık

Orhan Veli
Ömrün o büyük sırrını gör bir bak ta
Bir tek kökü kalmış ağacın kökü toprakta
Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi
Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta












M. Fatin Baki
Bundan yana insanlığa kıymet veriyorsan
Öksüz ve yetimlerle de paylaş ne yiyorsan

Şair değilim sadece manzum yazarım
Gerçi bu değildir ki benim yok nazarım
Öz Türkçe aruz veznine uymaz diyenin
Ben kabrini kurşun kalemimle kazarım

M. Turan Yarar
Acı bensiz yola çıkmaz yara bensiz kanamaz
Ve cehennem bile benden daha yetkin yanamaz
Dili insâf okuyanlar söker elbet yazımı
Kınayanlar beni bilmez tanıyanlar kınamaz

Ters aktı sular gerçeği susturdu yalan
Yağmaydı zaman aldı alan çaldı çalan
Attım gölü bin bir kıyısından yüreğin
Artık bir avuç kumla çakıl bende kalan

M. Nuri Parmaksız

Diyâr diyâr dolaştım her an hüzün büründüm
Çölünde yâr su yokmuş sözünle çok süründüm
Erenlerin bağından kopan çiçek misâli
Yolunda en nihâyet Yunus� la bir göründüm

Sen de olmazsan gülüm gülistânı neyleyim
Yâri görmezsem felek nasıl gönlü eyleyim
Yokluğundan hastayım hayâlinle çöldeyim
Döndüm âh Mecnûn� a ben, o cânânı neyleyim
'http://www.yazimhane.com/modules.php? name=News&file=print&sid=188'

#

Ekrem Akbunar*Cevr-i Kalb (29.10.2006 14:53) Cevap yaz | Bu mesajımı sil

............
Milletlerin kendi özgeçmişleriyle,kültür yapılarıyla doğru orantılı edebiyatları vardır.
Türk milleti olarak bizim edebiyatımız ve onun bir bölümü her ne kadar zaman zaman inkar edilmiş,anlaşılamamış,yok sayılmış olsa bile dünyanın sayılı edebiyatlarındandır.
Türk milletinin varoluşundan bu yana yaşadıkları,hayat tecrübesi,sanat anlayışı, medeniyeti edebiyatına yansımıştır.Edebi eserler,yüzyıllardan bu güne kadar her dönemin toplumsal ve kültürel özelliklerini,insanlığı ve insani değerlerini farklı açılardan ele almış,anlatmıştır.
Bir milletin geçmişteki düşünce yapısını,hayat tarzını,kültür ve medeniyet birikimini, dünya görüşünü gelecek nesillere aktaran en önemli araç edebi eserlerdir.Dolayısıyla eserlerin incelenmesi,yazılış maceraları bize geçmişteki bilmediğimiz dünyaların kapısını açacaktır.Hayat şartlarının ve düşünce sisteminin değişmesi,Osmanlıya ait herşeye iyi-kötü ayırdetmeden karşı tavır koyan bir sözde aydın kitlesi sayesinde insanımız yıllardır eski edebiyatımızı tanıyamamış veya yanlış tanımıştır.Ancak son yıllarda yapılan objektif çalışmalar bize atalarımızı anlatan geçmişle bağımızı tekrar kurmamızı sağlayabilecek bir adım niteliğindedir.
Milletleri en güzel bir şeklide tanıyabilmenin yolu onların edebiyatlarını öğrenmekten geçer. Edebiyatımız da toplumun duygu, düşünce, kültür ve medeniyet değişimine ayak uydurmuş, zaman içinde farklı özellikler göstermiştir.
Divan Edebiyatı Türklerin 11.yüzyılda Islam dinini kabul etmesiyle Maveraünnehir’de başlamış, 13. yüzyıldan itibaren gelişmesini Anadolu’da sürdürmüştür.
Bu edebiyat Islam kültürüne dayalı olarak Arap ve Fars edebiyatlarının tesiri altında meydana geldiğinden “ Islami Türk Edebiyatı “ diye de anılır.Belirli bir kültür seviyesine ulaşmış,eğitimli kişilere hitab etmesi sebebiyle “ Yüksek Zümre Edebiyatı “ da denilmektedir.
Divan Edebiyatı, Islam dininin tesiri ile ortaya çıkmış olsa da, Iran ve Arap edebiyatlarının ve onların medeniyetlerinin izleri görülse de, zamanla bu tesirden kurtulmuş, kendine has bir takım özellikler kazanarak millileşmiştir. Türk kimliğini bulmuş,bağlı olduğu medeniyet ve kültür dünyasının zevkini, estetiğini, sanat anlayışını aksettirmiştir. Yine aynı şiirlerde halkın örf ve adetleri, hayat bakışı, kılık-kıyafet, düğün,sünnet eğlenceleri, devletin işleyişi,bazı aksaklıklar dile getirilmiştir.
Divan Edebiyatı’nın halktan ve günlük hayattan kopuk olduğu iddiasının ne kadar boş olduğu verilecek örneklerde görülecektir.Şu inkar edilemez bir gerçektir ki Divan şiiri, bir hayaller dünyasıdır.Stilize edilmiş bir tabiat anlayışı hakimdir. Tabiat tasvirleri, hayvan, bahar,yaz,kış,yaz mevsimlerini tasvirleri şairlerin hayal gücü ile süslenmiş, kalıplaşmış motifler halindedir.Bu bir gelenektir ve daha sonra gelen şairler aynı hayalleri daha güzel söylemek için yarışırlar.
Aşk bu edebiyatın vazgeçilmez konusudur.Aşık daima bahtsız,sevgili ise vefasız ve zalimdir.Acı çektirir.Bu, platonik bir aşktır. Bu şiir anlayışında ideal insan, maddeye değer vermemeli, dünya nimetlerine itibar etmemelidir. “ Rind “ adı verilen, malda mülkte gözü olmayan, insanların ilgisinden rahatsız olan, hoşgörülü bu insan tipi, hep itibar görmüştür. Şair de kendisini böyle gösterir.
Divan Edebiyatı, şiir ağırlıklı bir edebiyattır.Nesirden çok nazma değer verilmiş, bu alanda söz ustalığı yapmak gayretine düşülmüştür. Divan şiiri beyitlerle kurulur. Beyit sayısına, kafiye düzenine ve konularına göre isimler alan şiir şekilleri; gazel,kaside, mesnevi, musammat, terkib-i bent, terci-i bent, rubai,kıta, mürfed...dir.
Divan Edebiyatı’nın bir imparatorluk edebiyatı olduğu unutulmamalıdır.Çok geniş bir sahaya yayılmış bir bahçede elbette değişik renkler, değişik tad ve kokular bulunacaktır. Burada güzeller hep selvi boylu, kirpikleri ok, kaşları yay, gözleri ahu,saçları sümbül,ağızları gonca,yanakları gül olsa da, öyle hayal edilse de bizim insanımız bizim dilimizle anlatılır.
Agah Sırrı Levend, Divan Edebiyatı’nı başlı başına bir alem olarak nitelendiriyor ve şöyle diyor: “Her gün biraz daha kesifleşen bir sis tabakası altında örtülüp giden bu alemin karanlık köşelerini aydınlatmak, bu suretle artık tarihe mal olmuş bulunan bu fikir, his ve hayal dünyasını tespite çalışmak en büyük emelimizdir.”
Divan Edebiyatı üç beş eserden müteşekkil değildir.Bu dönemin dili hakkında bir kaç esere bakarak hüküm vermek yanlış olur.Süleyman Çelebi’nin Mevlid ‘i, Nabi’nin Hayriyye’si gibi dili sade, yazıldıkları zaman ve sonrasında halk tarafından çok okunan eserler mevcuttur.Bu edebiyatın içinde meydana getirilmiş olan Kuran tefsirleri, Hadis tercümeleri, mevlidler, siyerler, miraciyeler,dini-destani halk hikayeleri, seyahatnameler, o gün halkın, dilini kolayca anlayabildiği eserlerdir. Divanların içindeki şiirlerin hemen hepsi yazıldıkları dönemde insanımızın anlayabildiği ve zevk alarak okuyabildiği sadeliktedir. Divan şiirinde bize yabancı gelen kelimeler, bugün kullanılmadığı için anlaşılamamaktadır. Halbuki çağında bu eserler halkın ekseriyeti tarafından okunup anlaşılıyordu.
Biz bu çalışmamızda Divan şiirlerinden bir olaya dayalı olanları, hikayeleri ile birlikte vermeye çalıştık.Anlatılanların çoğu elbette rivayetlerdir. Kayda geçmiş olanları olduğu gibi, söylenti halinde yayılmış, bu arada değişmiş, bir kaç şekilde anlatılan hadiseler de vardır.

………….. www.aysebulut.com/edebiyat/divaned.htm......................

her ne kadar Atatürk yeni neslin tarih açığını kapatmak için kurumlar kurdurduysa da gelinen noktada yazılan yorum, düşüncelere bakınca halimizin bir virandan daha beter olduğu aşikardır. bir kaç ismi lisede öğrenmiş zavallı kuşağımız divan edebiyatını sadece bir iki isme indirgeyerek tarihin ne kadarçok dışında yaşadıklarının imzasını adeta kazımışlardır sayfalara..

selam ve hayır dua ile
(29.10.2006 15:51)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay savt-ı dicle Offline
savt-ı dicle
Bay
Diyarbakır
Yabana atılmış koskoca bir kültür, anlaşılmaz denilen manevi düşünceler diyarı,dünyaya hükmetmiş bir devletin sanat ve edebiyat yönü,diğer edebiyat kürsüleri tarafından bizim degil yaftasıyla bir tarafa itilen ulvi bir hazine; doğu edbiyatının yegane temsilcisi,Avrupa edebiyatına cephe tutan fakat reklamı yapılmayan üvey çocuklar Fuzuli,Baki, Nedim, Nabi, Nef'i,Şeyh Galip,Zati,Muhibbi (19.09.2006 21:49)
(bakınız: dünya, çocuk, edebiyat, sanat, araf, düşünce, devlet, fuzuli, çocuklar, doğu)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bayan **emel** Offline
**emel**
Bayan, 21
İstanbul
Divan Edebiyatı Türklerin 11.yüzyılda Islam dinini kabul etmesiyle Maveraünnehir’de başlamış, 13. yüzyıldan itibaren gelişmesini Anadolu’da sürdürmüştür.

saray ve cevresine hitap ettigi için 'yüksek zümre edebiyati' denir.
en sevdigim temsilcisi fuzuli'dir.
(03.02.2006 21:38)
(bakınız: türk, edebiyat, esin, fuzuli, anadolu, nehir, vera, için, türkler, mavera)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay DÜŞEŞ Offline
DÜŞEŞ
x
mefulu mefailu failetun feilun... (24.09.2005 20:48)
(bakınız: aile)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay Göğe bakma d.. Offline
Göğe bakma durağı
x
Fuzuli sen yinede bakma sair sözüne...
kuruldugumuz divan herdaim edebiyat olsun :)
(02.08.2005 17:51)
(bakınız: edebiyat, fuzuli, yine, olsun, divan)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bayan !_BLUE_! Offline
!_BLUE_!
Bayan, 20
Önceden iki satırla bir çok şey anlatırlarmış şimdi ise koca bir şiirin tek teması var! (25.06.2005 10:51)
(bakınız: şiir, şimdi, koca, tema)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay SEZGiN_ Offline
SEZGiN_
Bay, 8
Venezuella
Sanat, sanat içindir.
Yani;
Millet fakr-u zaruret ve hükümet delalet içindeyken, akşam güneşinde denize karşı ilyada okumaktır divan edebiyatı..
(13.06.2005 08:21)
(bakınız: deniz, edebiyat, sanat, okumak, lale, güneş, akşam, millet, kuma, için)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay SEZGiN_ Offline
SEZGiN_
Bay, 8
Venezuella
Eskiden saraydaki insanlar karşılıklı divanlara oturur serveti fünun gibi çeşitli edebiyat dalları hakkında konuşurmuş. Çok çeşitli divanlar varmış o zamanlar. Divana oturmak bilgelik, yürek ve yetenek istermiş. Hatta konu hakkında konuşmak isteyen çok kişi olursa diye divana üyelik bile varmış. Sırası gelen üye gelir edebi bir şekilde edebiyatını yapar gidermiş.

Bir de tezat bir şekilde halk divanı varmış. Halk ise sokaklardaki bu divanlarda oturur konuşurmuş. Onların sohbetleri de halk edebiyatı olarak anılırmış.

Örn. Cümle:
Şu divan kış köşesi, şu divan yaz köşesi, ortadaki halk divanı..
(13.06.2005 08:15)
(bakınız: insan, zaman, edebiyat, arda, eskiden, insanlar, gibi, konuşmak, halk, cümle)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Sayfa: 1 2 3
sonraki sayfa >>

"DİVAN EDEBİYATI" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız: DİVAN EDEBİYATI nedir? DİVAN EDEBİYATI kimdir?


05.09.2008 18:56:12

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim