|
|
 |
 |
|
ERDEM BAYAZIT |
ERDEM BAYAZIT terimi
serseriressam
tarafından 14.02.2005 tarihinde eklendi |
ERDEM BAYAZIT sizce ne demek,
ERDEM BAYAZIT size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| x, 24 |
|
 |
|
|
 |
biliyorum oruçlu doğar insan
ölümün iftar sofrasına
diyen şair...perdenin diğer tarafında şimdi....rahmetle... (07.07.2008 19:32)
(bakınız: ölüm, insan, şimdi, şair, yorum, araf, ahmet, oruç, iftar, doğa)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x, 33 |
|
 |
|
|
 |
Erdem Bayazıtta Ölüm Telakkisi
Bir insanî duygular galerisi olan Türk Şiirinde, ölüm başköşeye oturan temalardan biridir. Ve işledikleri konular itibariyle de bazı şairler ön plana çıkarlar. Örneğin Fuzuli aşkta, Necip Fazıl çilede, Erdem Bayazıt da savaş ve ölüm temalarıyla ön plana çıkmış şairlerimizdendir.
Erdem Bayazıt da şiirinde birçok temayı başarıyla işleyen usta şairlerimizden biridir. Yeni bir dünyanın, yitik bir medeniyetin umutlarıyla muştular dillendiren bir müjdecidir O. Savaşçıdır. Güneşçağ savaşçısı. Ama elinde gürz, kalkan ya da kılıç yoktur onun. O göğsünde çiçekler mayalanan yeniçağ dervişidir. Silahı merhamet ve imandır. Şehirlerle arası hiç iyi değildir onun. Bulvarlar, bol camekânlı çarşılar, mahpushaneye dönmüş duvarlar, melal denizi ıssız parklar, banklar. Hepsi ruhsuzdur ve şair dağları özlemektedir.
Geniş bir tema yelpazesi içinde Bayazıt, ölümü neredeyse bütün boyutlarıyla şiirinde işlemiştir. Yani onun şiirinde ölüm, “dava” temasıyla koşuttur.
Erdem Bayazıt ülkemizin ve dünyanın en sarsık zamanlarında birçok ölüme tanıklık etmiştir. Bu ölümler hem manevi hem de reel tarafıyla görünmüştür şaire. Birçok darbeye tanıklık eden şairin gözü önünde yıkılan yiğitler, Afganistan’da, Çeçenistan’da ve neredesiyle tüm İslam coğrafyasında maruz kalınan ölümler, şairin bizatihi bu konuda düşünmesini sağlamıştır.
Tabi şairin ölümü bu kadar işlemesini sadece bu nedenlerle izah etmek eksik kalacaktır. Ek olarak; tasavvufi anlayışın ölümle şekillenmesi(Rabıta-ı mevt, Ölmeden önce ölünüz) , dervişane ruhunun ölüme bakışı, belki de en önemlisi çok yakınındakilerin ölümleri onun ölümü daha fazla düşünmesini sağlamıştır.
Şairin ölümle ilgili şiirleri bütüncül bir perspektifle okunursa, Bayazıt’ın ölüm bilmecesini kafasında çözdüğü görülecektir. Birçok insanı meşgul eden ölüm, Şairin kafasında bitmiş bir paradoks olarak gözükür okura.
Her şeyden önce Şair, “Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı” diye tarif ettiği ölümü basit bir şey olarak görmektedir. Ve bunu ifade ederken de yer yer metaforlar kullanır. Mesela bir “Bir Portre” şiirinde Socrates karşımıza bir metafor olarak çıkar. Ve şair; neredeyse Sokrates’i modeller bu şiirinde ve ölümü kolaylar.
Engin sakin berrak bir denize
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme.
Aynı şiirin başka bir bölümünde kalbini Socrates’in eline verir. Ve seslenir.
Tilmizleri (talebeleri) ağlaşırken
O vasiyet ediyordu
- Asklepyos'a bir horoz borçluyuz
___Unutmayınız.
Erdem Bayazıt, “kendi ölümüme ait bir deneme” yazacak kadar ölümü gündemine almıştır. Bu şiirde şair bilge bir görüntüyle karşılar okurlarını. Ölüm ve halleri birçok boyutuyla gözler önüne serilir.
Kurandaki “her nefis ölümü tadıcıdır” ayetinden mülhem şöyle başlar şiirine.
Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum
Ve öldükten sonra arkasında bırakacağı boşluğu görür gibi anlatır bize.
Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep
Annesinin bu halinden sonra, karısının, kızlarının ve arkadaşlarının muhtemel refleksleri de şiirleşir şairin dilinde. Okur, şairin sanki bunları görerek yazdığı hissine kapılır.
Karım bomboş bulacak dünyayı
- Nolurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak
Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine
Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
- Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek!
Diyecekler
Ve şair acı gerçeği şiirin bitişinde kör bir bıçak gibi saplar hakikatin gözüne.
Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına.
Şair, ölümün zamansızlığını, hareketliliğini defaatle yineler. Hatta onun bu özelliğini “kesitler” şiirinde nehir metaforuyla dillendirir.
Mahlukta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm
Şair için ölümün en çok can acıtan yönü ayrılık boyutudur. Şair belki tanık olduğu ölümlerden hareketle, ölümün bıraktığı boşluğu, ansiklopedik kesinlikte ifade eder. En çok babası ölenler bilir şairin şu dizelerinde ne demek istediğini.
Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların
Oğlunu kaybeden bir ebeveyn anlar ancak şairin ne demek istediğini aşağıdaki dizelerde.
Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez
Ve “Kesitler” şiirinde analar, sevgililer, sınıf arkadaşları ölünce neler yaşanır, hepsini anlatır Şair. Ve gerçekten gerçeğe dokunan bilgece anlatımlardır bunlar. Devam eder şiir:
Sonra bir mezarlıkta
Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkes susar
Konuşur ölüm
Ve sürer hayat.
Ölümün nereden geleceğinin bilinmemesi, destansı bir eda ile çıkar karşımıza Bayazıt’ın şiirinde.
Bazan bir tekerlek altında
Ansızın gelir ölüm
apansız biter sınav
Bir elektrik kesilmesi gibi
Kesilir tulu emel
Bir ilkenin ve ülkünün şairi olan Erdem Bayazıt’ta, ölüm kendi felsefesiyle karşılanır. Tasavvufun olmazsa olmaz kaidelerinden “ölmeden önce ölünüz! ” sırrı, bir medrese-i yusufiye’de gerçeğe dokunur. Mahpushane bir füze rampası olur. Ve sonsuza uçurur mahpusu.
Bazan ölüm vardır
Ölümden önce gelir
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
Sorular hep yanıtsız kalır orada
Sadece konuşan rüyalardır
Yahut hayaller suskun duvarlarda
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
Ama beyin hep umuttan yanadır
Bazen de şair;
Biliyorum kolay değil yaşamak,
Ama işte
Bir ölünün hala yatağı sıcak
Birinin saati işliyor kolunda
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil.
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak
Diyen Orhan Veli’ye inat, dünyaya bağlılığa şöyle itiraz eder.
Ölümden uzak ölümler vardır
Gazete ilanlarında rastlanılan
Dünyaya bağlılığın zavallı
Ve muannit
Bir belgesidir
Daha çok kalanlara ait.
Şairin gözü önünde güzel ölümler de vuku bulmuştur. Elbette bu ölüm şekilleri de yansıyacaktır şairin şiirlerine.
Ölümler vardır.
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde.
Erdem Bayazıt;
Bazan akan bir film şeridinin
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
Dediği ölümü anlatırken -dikkat edilirse- kesin bir dil kullanmaktadır hep. Bu üslup okurda şairin anlattığı şeylerin hepsini kesin bir şekilde yaşadığı, tanık olduğu hissini uyandırır. Şairin bu meyandaki anlatım gücü, bu hakikatten kaynaklanmaktadır.
Ölüm, kentteki insanlar için en tehlikeli uyarıcıdır. Ama insanların duyacağı son uyarıdır da aynı zamanda. Bayazıt, insanları “ölüme saygı” duymaya davet ettiği şiirinin finalinde;
Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze
Kalsın titrek ve mavi elleriniz
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.
Der ve ölümü hatırlatır hatırlaması gerekenlere.
Şair her şeye, hikmet ve tasavvufî neşve içinde bakmayı kendine adet edinmiştir. Bu bakış onun düşünsel yapısının olmazsa olmazıdır. Bu duyuş ve düşünüş şekli şairi o kadar etkilemiştir ki; O dinlediği şarkı ve türkülerde bile ölümün ayak seslerini duyar ve bunu okurlarıyla paylaşır.
Ölümden bir işaret var her şeyde
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde:
- Kışlanın önünde redif sesi var
Namluların ucunda ölümün sesi!
…
- Bir ihtimal daha var
Umuttan da öte ölümün sesi!
“Ölünün Kıyıları”nda dolaşır Şair. Ve nerdeyse ölümü arzular. “Önden Gidenler İçin” durup kıyıda ağlamak düşer Şairin Bahtına. Ve dilinde mersiye kıvamında, yarım yamalak sitem soslu sözcükler vardır.
Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.
Şair, geçen “her an, az az öldüğünün farkında” olarak, “saçlarını eskiterek” deneyim dolmaktadır. Bilgece ve kendinden emin bir tonda şöyle der:
Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın
Şair felsefî anlamda ölümün bütün varyantlarına dokunmuş, sanki “ölmeden önce ölmüştür.” “Sonsöz” şiirinde Hz.Peygamber(S.A.V) metaforuyla ölümü munisleştirir. Bir kavuşma vesilesi yapar ölümü kendine. “Dön! ” fermanının bir sebebi olarak görür ölümü. Ve,
-Merhaba Ey Refik-i Ala!
Der. Artık söylenecek söz, gerçekleştirilecek eylem kalmamışsa gitme vakti gelmiştir.
Ve zaman döne döne
Gelmişti başlangıç noktasına
İlk yaratılış düğümüne
Mahlûkatın var olduğu
Yüzü suyu hürmetine
Evrenin efendisinin
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.
Ölümsüzleşmek için ölmek gerekmektedir elbette. Bitmiştir yaşam. Geride kalmıştır, mal, mülk, derd-i maişet. Tertemiz ve açık bir alınla gidilmiştir musallaya.
Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün
Gerçi “mahşerden önce mahşer halini yaşayan” Şair için “sonsuz susuzluk” çoktan bitmiştir. Çünkü o bu duygusunu şöyle dile getirmiştir, ölümü kafasında yendiğinde. Ve ölüm bahsinde son noktayı koymuştur:
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
*** (06.07.2008 00:38)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x, 33 |
|
 |
|
|
 |
önden gidenlere kavuşan kutlu.
ne acı şairimin ölüm haberini gecenin bir yarısında olmak.
gözyaşlarımı ve dualarımı gecenin sinesine dağıtmak.
iyi yaşadın, iyi şeyler bıraktın arkanda.
sana 'mavera'da kutlu zamanlar ey namludan henüz çıkmış kurşun. (06.07.2008 00:34)
(bakınız: ölüm, zaman, gece, şair, esin, ırak, ağıt, vera, gidenler, adın)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 32 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Önden Gidenler İçin
'Sait Mutlu,Sabri Arslan,
Mehmet Emin Balyan,Ahmet
Yücel'in aziz hatıralarına'
Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.
Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.
Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.
Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler. (23.04.2005 09:05)
(bakınız: ölüm, zaman, şimdi, yara, yalnız, saat, toprak, gibi, mehmet, hatıralar)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 32 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım. (15.02.2005 08:36)
(bakınız: yalnız, gibi)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 32 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı,
Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım! .. (15.02.2005 08:35)
(bakınız: ölüm, ayna, sonsuz, evren)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 32 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi (15.02.2005 08:34)
(bakınız: adam, rüzgar)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Güzler bilirim ülkeme dair
Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
Kalakalmış bir kıyıda melul ve tenha
Kalbim gibi
Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
Titreyen kenar mahalle çocukları
Bir sıcak somun için yalın kat bir don için
Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi. (14.02.2005 23:29)
(bakınız: çocuk, sevda, yalın, eller, gibi, ülke, çocuklar)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"ERDEM BAYAZIT" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|