|
|
 |
 |
|
FETHULLAH GÜLEN |
FETHULLAH GÜLEN terimi
kır kushu
tarafından 04.08.2003 tarihinde eklendi |
FETHULLAH GÜLEN sizce ne demek,
FETHULLAH GÜLEN size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bay, 21 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Ben yazilarimi hakikat sitesinden alirim beyanlar ayet ve hadistir zerre kadar imani olan ibret almaldir kimseye de dusmanligim yoktur karabuklu sen de dahil lutfen iftirayi birakalim ic ve dis dusmanlarmizi
bilelim vatansiz iman imansiz vatan muhafaza edilmez
www.hakikat.com da tum bu dusmanlarin ic yuzu ayet ve hadislerin isigi altinda beyan edilmistir
Siz sanirim baska dine mensupsunuz o da fetttullahcilik fettullahcilik dinine gore haklisiniz ben de islam dinine gore sizin dininiz size olsun en buyuk dusman olarak nefsiniz size yeter Ayet ve hadisler muhatabamiz degil demek ben artik islam dininden degil demek oluyor kendi beyaninizla kendi icyuzunuz ortaya konulmus sana yazilarim hakikat sitesinden alirim dendigi halde yalancilikla sucluyorsun sen de ispatlamak zorundasin bunu Alim ilmiyle cahil kufruyle cevap verir sasirmamak gerekir (28.08.2007 05:04)
(bakınız: yalan, vatan, cahil, islam, bira, esin, emek, iman, hadis, hata)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
İmam-ı Rabbani nasıl bir alimse Fethullah Gülen'de bir alimdir... İnsanlara kitabımız Kuran'ı ve hadisleri açıklamaya çalışıyor yanlızca.. Ve müslümanların her dönemde böyle rehberlere,alimlere ihtiyacı vardır.. zamanında İmam-ı Rabbani, bundan kısa bir zaman önce Bediüzzaman Hazretleri şimdi ise Fethullah Gülen Hocaefendi.. müslümanlık başkalarına iftira atmak, onların dine olan saygısını bilip bilmeden kendine göre yorumlamak değildir.. beğenmediğin Fethullah Gülen'den asla insanlara karşı -o insanların inandığı ne olursa olsun- hakaret içerikli bir yargı duyamazsın.. Buda kalite farkı sanırım... (25.08.2007 21:44)
(bakınız: insan, zaman, şimdi, saygı, müslüman, yorum, hadis, insanlar, lara, iftira)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan, 22 |
| Ankara |
 |
|
|
 |
bende eskiden kendisinden nefret ederdim misyoner derdim şu derdim bu derdim ne kadar hata ettiğimi sonradan anladım...bence sizde eğer tanımıyorsanız sevmeseniz bile hakkında yorum yapmayın belki Allah dostudur bilemiyiz boş yere günaha girmiş oluruz (25.08.2007 20:59)
(bakınız: dost, nefret, yorum, günah, belki, eskiden, hata, bence, sonra, eğer)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Evet “haya imandandır.”Ama sen nedense bana sefil ve itibarsız derken haya etmiyosun.Hatta daha da ileri gidip benim imansızlığıma karar veriyosun.Ama ben hani şu itibar etmediğim hadis ve ayetlere binaen sana böyle bir yakıştıma yapmicam.Peygamber Efendimize iftira atıyosun derken bile utanmıyosun.Ben artık böyle birisini zaten muhatap olarak almam.Bence sen de artık kendi işine bak,yazdıklarında beni muhatap alma.Selametle… (25.08.2007 15:51)
(bakınız: neden, ayetler, iman, hadis, peygamber, hata, selam, lara, artık, bence)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 21 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
İmam-ı Rabbani -kuddise sırruh- Hazretleri Mektubat adlı eserinin 163. Mektub’unda kâfirlere itaat eden, hoşgörü ile bakan, hatta “Hazret” diyenlere çok ağır cevap veriyor ve buyuruyor ki:
“...
İslâm ve küfür birbirinin zıddıdır, bir arada olamazlar. Ta kıyamete kadar, hatta kıyamette dahi. Bunlardan birini isbat etmek, diğerini kaldırmaktır. Birini ağırlamak, diğerini küçük düşürmektir.
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, Peygamber’ine hitaben şöyle buyurdu:
“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münâfıklarla cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kötüdür! ” (Tevbe: 73)
Sübhan Allah, en güzel huyla sıfatlanan Resul’üne “Küffarla cihad et ve onlara sert davran.” emrini verdiğine göre, bundan bilinir ki; onlara sert çıkmak en güzel huylar arasındadır.
İslâm dininin izzet bulması küfrün ve küfür ehlinin zelil düşmesindedir. Buna göre bir kimse, küfür ehlini ağırlarsa İslâm ehlini zelil düşürmüş olur.
Kâfirleri ağırlamak yalnız onlara tazim edip baş köşeye oturtmak değildir. Onları meclislere almak, onlarla sohbet etmek, onların dili ile konuşmak gibi hareketler dahi onları ağırlamaktır. Asıl uygun olanı; köpekleri uzaklaştırır gibi onları uzaklaştırmaktır.
Eğer onlarla alâka peyda etmek, dünya işlerine ait zaruretler icabı ise... başka türlü de olmuyorsa... o zaman uygun olan, ancak zaruret mikdarı onlarla olmaktır. Bu arada onları bir şey yerine koymamaya ve kendilerine lüzumsuz yere iltifatta bulunmamaya riayet etmelidir.
Ama İslâm’ın kemali, böyle bir garazı dahi tamamen terk edip onlara iltifat etmemek ve onlarla karışıp durmamaktır. Zira noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, onları (yani küfür ehlini) , Kelâm-ı Mecid’inde zâtının ve Resul’ünün düşmanı olarak tanıttı:
“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Oysa onlar size gelen hakkı inkâr etmişlerdir.” (Mümtehine: 1)
“Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâil’e ve Mikâil’e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.” (Bakara: 98)
Allah’ın ve Allah’ın Resul’ünün düşmanı olan kimselerle karışık durmak, cinayetlerin en büyüklerindendir.
Bu düşmanlarla karışık durmanın, onlarla arkadaşlık etmenin en azından zararı; Şer’i hükümlerin icrasındaki kuvvette zaaf ve gevşeklik hâsıl olmasıdır. Bundan başka, onlarla olan arkadaşlığı dolayısıyle küfre sebep olacak şeylerden kaçınmaya utanır. Böyle bir zarar, cidden büyüktür. Kaldı ki, Allah’ın düşmanlığını, Resul’ünün düşmanlığını çeker.
Böyle bir uygunsuz insan sanır ki, kendisi müslümanlardandır; Allah’a ve Resul’üne imanı vardır. Ama bilmez ki, bu gibi kötü ameller kendisinden İslâm devletini giderir.
Nefislerimizin ve kötü amellerimizin şerrinden Allah’a sığınırız.
Bir şiir:
‘Kendini hem âlim, hem din adamı sanır,
Dinle bütün ilgisi böyle sanmasıdır.’
Bu din düşmanı mel’unların işi İslâm’ı istihzaya ve müslümanları maskaralığa almaktır. Aynı zamanda onlar, eğer bir fırsatını bulsalar bizi İslâm dininden çıkaracaklar ve hepimizi öldüreceklerdir.
Müslümanlara yakışan utanıp hamiyet sahibi olmaktır. Zira Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurdu:
‘Hayâ imandandır.’
Hamiyet-i İslâmiye zaruridir. Baştaki emir sahiplerine düşer ki; daima bu hizlana düşen kimselerin baş kaldırmalarına fırsat vermeyeler.
.....
İslâm devletinin husülünün alâmeti: Küfür ehline buğzedip onları kerih görmektir.
Allah-u Teâlâ Kelâm-ı Mecid’inde onları “Necis” diye isimlendirdi:
“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necis (pislik) tir.” (Tevbe: 28)
Bir başka Âyet-i kerime’de ise onlara “Murdar” ismini verdi.
“Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır.” (Tevbe: 95)
Eğer o kâfirleri böyle görmüş olsalardı, hiç şüphe yok ki, onlarla arkadaşlık etmekten kaçınır ve onlarla oturmayı kerih görürlerdi.
Herhangi bir şeyde bu düşmanlara müracaat etmek, onların reyi ve hükmü ile iş tutmak, kendilerini tam mânâsıyla ağırlamaktır. Bunlardan himmet talep edip onları bir vesile bilenin hali n’olur ki? ”
Gördüğünüz gibi İmam-ı Rabbani -kuddise sırruh- Hazretleri bunların içyüzünü ne güzel tarif buyuruyorlar.
Pinar ayet ve hadislere itibarin yok bari bu zata kulak ver itibarin olsun (25.08.2007 04:29)
(bakınız: dost, insan, zaman, şiir, büyü, güzel, dünya, cehennem, hoşgörü, islam)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Gülen ve Papa Birlikteliği.
Hoca efendinin, papa ile beraberliğini değerlendirirken,
ölçü birilerinin şahsi ve garazkar hisleri olmamalı.
Ölçümüz İslamdır, Efendimiz' in (s.a.v.) uygulamalarıdır.
İslam tarihinde ise, bu tür birlikteliklerin binlerce örneklerini
görüyoruz. Mescid-i nebeviye ye gelen Hristriyanlara
peygamber efendimiz (s.a.v) âyin yapmalarına müsaade ediyor
ve onları ayin yapmaları için yalnız bırakıyordu.
Efendimiz (s.a.v) her fırsatta onlarla bir araya gelmeye çalışıyor.
Bırakalım gayr-ı müslimleri, müşriklerle dahi bir araya
gelmenin en küçük fırsatlarını dahi değerlendiriyor ve
nihayet hudeybiye antlaşması tamamen müslümanların
aleyhinde olduğu halde, iletişim ve diyaloğa kapı açar
ümidiyle kabul ediyor.
Bir kısım sahabe efendilerimiz,
böyle bir antlaşmayı kabul etmek istemiyorlar.
Fakat Peygamberimiz (s.a.v)
vahyin dışına çıkamayacağını
ifade edince yatışıyorlar.
İslam'ın mesajını, islam olmayanlara nasıl götüreceğiz.
Tokalaşmayacaksın, selam vermeyeceksin,
evine, iş yerine gitmeyeceksin,
sana gelmesine müsaade etmeyeceksin,
iletişim ve diyalogun bütün kapılarını kapatacaksın
ve sonra da islam evrensel bir dindir,
herkese hitap eder diyeceksin.
Böyle bir anlayış, evrensel bir din ve insanların
ebedi hayatınının kurtulmasına vesile olan islamın,
evrenden soyutlanması demektir..
(www.sorularlarisaleinur.com) (24.08.2007 10:52)
(bakınız: insan, hayat, tarih, islam, müslüman, soru, esin, yalnız, rakı, emek)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 21 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Gulenin durumu diyalog mevzusu
Ibrahim Aleyhisselâm ne yahudi, ne de hıristiyandı. O Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı.
Asr-ı saâdet’te Medine'deki yahudi ve hıristiyanlar İbrahim Aleyhisselâm'ın dini hakkında münakaşaya tutuşmuşlardı. Her grup en iyi 'İbrahimî Din'in kendi dîni olduğunu iddiâ ediyordu. Durumu Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e götürdüler. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu iddiâlarını dinledi ve:
“Hiçbirinizin dini İbrahimî değildir! ” cevâbını verdi.
Resulullah'ın bu cevabını beğenmeyen yahudi ve hıristiyanların, buna itirâza kalkışıp;
“Verdiğin bu hükmü kabul etmiyoruz, dînine de inanmıyoruz! ”
Demeleri üzerine Allah-u Teâlâ:
“Yoksa onlar Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? ” (Âl-i İmrân: 83)
Âyet-i kerîme'sini inzâl buyurdu. (Kurtubî, “Ahkâmü'l-Kur’an, c. 3, s. 82.)
Nitekim Allah-u Teâlâ diğer bir Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmuştur:
“İbrahim ne yahudi, ne de hıristiyandı. O Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.” (Âl-i imrân: 67)
İman Birliği Başka, Akrabalık Başka Şeydir!
Kureyş’in reisi Ebu Süfyân, Hudeybiye anlaşmasının müddetini uzatmak için Medine-i münevvere’ye gelmişti. Ancak Resulullah Aleyhisselâm'la doğrudan görüşmeye cesaret edemiyordu. Ne yapacağını düşünürken, daha önce iman edip Resulullah Aleyhisselâm'la evlenen kızı Ümmü Habîbe -radiyallâhu anhâ-nın yanına gitti. Ondan Resulullah Aleyhisselâm'la kendisi arasında aracılık yapmasını isteyecekti.
Ümmü Habîbe -radiyallâhu anhâ- babasını karşıladı, içeriye aldı. Fakat Resulullah Aleyhisselâm'ın oturduğu yere onu oturtmak istemediği için, minderi toplayıp kaldırdı. Bunun farkına varan Ebu Süfyan içerleyerek: “Kızım, minderi mi bana, beni mi mindere lâyık görmedin? ” diye sordu.
Ümmü Habibe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz: “O Resulullah'a âittir. Sen ise müşriksin, pissin. O mindere oturmaya lâyık değilsin! ” diye cevap verdi. Çünkü bir müslümana göre akrabalık başka şey, iman birliği daha başka şeydi.
Kızının bu davranışı karşısında Ebu Süfyan: “Vallâhi kızım, bizden ayrılalı sana bir hâl olmuş, sen çok değişmişsin! ” demek zorunda kaldı.
'Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin.'
İbn Sîrîn -rahmetullâhi aleyh- Hazretleri'ne evini kilise yapılmak üzere hıristiyanlara satan bir adamın hâli sorulduğunda, soranlara: 'Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin.' Âyet-i kerimesini okuyarak cevap vermişti. (Taberî, “Tefsîr-i Taberî”, c. 4, s. 618)
İsmâil Hakkı Bursevî -kuddise sırruh- Hazretleri 'Rûhu'l-Beyân Tefsiri”nde bu Âyet-i kerime'yi şöyle tefsir etmiştir:
'Bil ki nefis, şeytan ve insan vücudunda bulunan diğer şerler, yahudi ve hıristiyanlar gibidir. Nasıl ki yahudi ve hıristiyanlarla dost olmamak, onlardan uzak durmak gerekiyorsa; aynı şekilde nefis ve yarımcılarıyla dostluk da câiz değildir. Çünkü onların arzularına uymak, hem cehennem ateşine, hem de Allah'tan uzaklık ateşine sevkeder. Mü'min kim olursa olsun Allah'ın düşmanlarına düşman olmakla memurdur; yoksa imânı aslâ geçerli olmaz! ”
Gerçek İman
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine hitap ederek onun şahsında bütün beşeriyete şu gerçeği ferman buyurmaktadır:
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa, Allah’a ve Peygamber’ine muhalefet eden kimselere sevgi beslediklerini göremezsin.” (Mücâdele: 22)
Gerçek iman budur, bu İslâm dinine göredir.
Görülüyor ki Âyet-i kerime, iman yakınlığı olmayan akrabalıkları kökünden yıkmış oluyor.
İslâm tarihinde bunun birçok canlı örnekleri vardır. Şöyle ki:
Ebu Ubeyde -radiyallahu anh- Bedir savaşında babası Cerrah’ı, Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- dayısı As bin Hişam’ı, Hazret-i Ali -radiyallahu anh- ve Hazret-i Hamza -radiyallahu anh- de yakın akrabalarını katletmişlerdi. Mus’ab -radiyallahu anh- ise Uhud savaşında kardeşi Ubeyd’i öldürmüştü.
Bu gibi kimselere sevgi göstermek, Allah’a ve ahiret gününe inanmanın gerekleriyle taban tabana zıttır. Zira onlarla dostluk kurmak, küfre sevgi göstermektir. Kim Allah’ı severse, O’nun düşmanlarına düşman olur. Nur ile karanlık bir araya gelmediği gibi; bir kalpte hem Allah sevgisi, hem de O’nun düşmanlarının sevgisi beraber bulunmaz. Küfre muhabbet ile iman bir arada barınmaz. Bir kimseyi sevenin, onun düşmanını sevmesi mümkün değildir. Bu iki şey kalpte birleşmez. Kalpte Allah düşmanlarının sevgisi yerleşince orada iman bulunmaz. Binaenaleyh hiçbir müminin hiçbir halde onlarla dostluk kurmasına cevaz yoktur.
“İnşâallah Müşriklerle Oturup Kalkmıyorsunuzdur? ”
Rivâyete göre Hâris bin Muâviye Medine’ye, Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh-in yanına geldiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçmişti:
— Şam’da durum nasıl?
— Allah’a hamdolsun iyi!
— İnşâallah müşriklerle oturup kalkmıyorsunuzdur?
— Hayır ey müminlerin emîri!
— Eğer sizler müşriklerle hemhâl olursanız, bunun neticesinde çok sürmez onlarla berâber yemek de yer, içecek de içersiniz! Onlarla-oturup kalkmadığınız müddetçe bilin ki dâima hayır içinde olursunuz! ” (Kandehlevî, “Hayâtü's-Sahâbe”, c. 3, s. 259.)
Hakk’a Yönelen Bir Müslüman Kâtip Edinseydin Ya!
Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- in hilâfeti yıllarında Basra vâlisi Ebu Musa el-Eş'arî -radiyallahu anh- bazı mühim hususları görüşmek üzere Medine-i münevvere'ye gelmişti. Bir ara kayıtların nasıl tutulduğu, işlerin nasıl düzenlendiği mevzu edilirken dedi ki:
'Yâ Emirel-müminin! Hıristiyan bir kâtibim var, işlerimi kolaylaştırıyor, kayıtları düzenli bir biçimde tutuyor.'
O anda halifenin rengi birden değişiverdi. Şöyle konuştular:
- Allah cezanı versin! Hakk'a yönelen bir müslüman kâtip edinseydin ya! Allah'ın şu buyruğunu işitmedin mi?
‘Ey inananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin! ’ (Mâide: 51)
- Onun dini ona, kâtipliği bana.
- Allah'ın aşağıladığına ikram etme, Allah'ın hor gördüğünü aziz ve şerefli kılma, Allah'ın uzaklaştırdığını yaklaştırma.
- Ne yapalım! Basra'nın yazı işleri ancak onunla yoluna giriyor.
- Farzedelim ki hıristiyan kâtip öldü, o zaman ne yapacaksın? ' (Mefâtihü’l-gayb)
Onlarla hala hoşgörü yapan birlikte ramazan sofralarında oturan diyalogçu münafıkların işini bu ayet ve hadisler bitirir.Cevap verecekseler ayet ve hadisle cevap versinler.Kendi zanlarıyla değil. (18.10.2006 17:30) (26.11.2006 15:27)
Pinar61 sen sefilsin beyanlarinda ayeti kerime ve hadisi serif yok kafirleri hosgorenlerin durumu ortada gulen gibi Bir de peygamberimize iftira atmaya kalkiyon (24.08.2007 02:16)
(bakınız: dost, insan, sevgi, baba, gerçek, şeytan, cehennem, savaş, tarih, islam)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"FETHULLAH GÜLEN" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|