Antoloji.com Şiir c Kitap Nedir Üyeler c Gruplar c Mesajlarım
 
 
Nedir.Antoloji.Com
Arayın :
 
Yeni Terim Ekle

Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Serbest Kürsü
  Kişiler
 Genel
 Yaşam
 Edebiyat
 Güncel
 Toplum
 Bilim
 Din
 Müzik
 Tarih
 Cinsel
 TV Dizileri
 Atasözleri
 Deyimler
 Filmler
Futbol Takımları
Köyler
HALUK KIRCI HALUK KIRCI terimi rindan-ı harabati
tarafından 26.11.2003 tarihinde eklendi
HALUK KIRCI sizce ne demek,
HALUK KIRCI size neyi çağrıştırıyor?
"HALUK KIRCI" ile ilgili görüşünüzü aşağıya yazıp "Kaydet" butonuna basın.

Sayfa: 1 2
sonraki sayfa >>
BaySESSİZ ANADO.. Offline
SESSİZ ANADOLU
Bay, 35
1 person liked.
0 person did not like.
BIRAK BENİ EŞKİYA BELLESİNLER

Beni hep kavgalarımdan bildiler...
Yarım bıraktığım okul,
Bir bir tembihleyen anam,
Sevdiğim kız, sevdiğimi bilmeyen kız.

Beni hep kavgalarımdan bildiler...
Ulus’ta bir kasım akşamıydı
Işığımı çaldı, kızıla çalan karanlık.
Ak alnına, al kan damladı yiğidimin,
Kahpece vurup, kahpece kaçtı parkalılar.
İşte o akşam sıktım yumruklarımı.
Eridi avuçlarımda,
Anamdan miras merhamet.
Şehit evi yüreğimde çelikleşen sevdama,
Çifte su diye kan verdi Alperenler.
Tabanca tutuşturup elime,
Çıktı içimden tabutlarla masum düşler.
Aynalara minnetsiz geçirdiğim gençliği;
Meğer nice gömülenler hiç ölmemişler.
Bir hoyrat diyemedim aşka dair,
Kurşunların söylediği türküyü bildim anca;
Yalnız, çaresiz, belimde tabanca.
Sevdiğimden, sevdiğim için kaçtım.
Anlaşılmak değildi derdim;
Kitapların önünden hep mahcup geçtim.
Gül dalında bulunsun isterdim, parmak izim.
Bağışlayın beni!
Babasına doymayan kızım.
Kanıma kan, canıma can aldım,
Acımadım, vurdum, gözümü kırpmadım,
Her kavgamın gecesi rüyamda,
Geleceğimin büyük ülkesinde,
Kavga etmeyen çocuklar gördüm.
Rabbim bilir ki; dinim, devletim,
Bayrağım, ülküm için geçti ömrüm.
Yine bir kasım günüydü...
Bir hurda yığınında buldular beni,
Senelerdir horozlanan tetikler,
Öldükten sonra vurdular beni.
Reisini dinlersen, yarım kalmamalı,
Hayallerimizin gerçeğe hicreti.
Koy düşmanlar ellerini zillesinler,
Anlatmaktan ötesi düşer sana
Bırak beni eşkıya bellesinler.

Haluk KIRCI
(05.02.2015 12:45)
(bakınız: türk, gece, baba, büyü, çocuk, rüya, ayna, kitap, şehit, sevda)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayErol Sürmeli Offline
Erol Sürmeli
x, 51
öncelikle yirmi yaşında beyni yıkanmış bir gençtim diyerek kendini aklayamaması için yıldırım türker'in yazdığı kısa biyografik yazıyı tekrar okuyalım.
Haluk Kırcı aramızda
Yazı Boyutu[ Önceki HaberSonraki Haber ]
YILDIRIM
TÜRKER

Türkiye

31/05/2010
Yazdır

Arkadaşına Gönder

Yorum Yaz

Arşive Ekle
Haberi Paylaş
Facebook

Mixx

Delicious

Stumble Upon

Twitter

Friend Feed
Google

Digg

Yahoo

Reddit

myspace


17 Kasım 1980 tarihli, el yazısıyla verdiği ifadede kendinden hoşnut, hattâ kibirli bir dille yedi kişiyi nasıl katlettiklerini en ince ayrıntılarıyla ballandırıyordu. “...ertesi gün silahı Abdullah Çatlı’ya verdiğini ve bilahare Erzurum’a gittiğini...Türkiye’nin iç savaşa sürüklendiğini, 12 Eylül’de Türk ordusu idareye el koyunca rahatladığını, Türk milliyetçileri olarak tarihi misyonlarını tamamladıklarını, itirafını samimi olarak yaptığını, baskıya maruz kalmadığını, inandığı uğurda mücadele ettiğini, son söz olarak şeriatın kestiği parmak acımaz dediğini beyan etmiştir...”
Daha sonra yazdığı anılarında katliamdan, “O geceyi yaşamamız gerekiyordu” diye söz edecekti. Katilin, kendisine sonradan bir huzursuzluk hissi vermesine karşın ruhsal tekamülü için gerekli bulduğu katliam, mesleğinin en parlak sayfası olmakla birlikte dahası da vardı. Haluk Kırcı, Reisi, can yoldaşı Çatlı’nın elim bir kazaya kurban gitmesinden sonra bu toprakların çıkardığı, hayatta olduğundan emin olduğumuz en büyük Türk katili. Dolayısıyla milli bir servet olarak hep koruma altında tutulmuş olduğunu biliyoruz. Daha açık söylemek gerekirse Kırcı, karanlık Türkiye tarihinin son 20 yılının bütün iktidar pazarlıklarında ağırlığını hissettirdi. Kırcı’nın dokunulmazlığı, çoğunluk Anayasa’nın ihlâlinden daha hassas bir konu olarak sivrildi, siyaset kuytularında.

Katilin mutluluğu
1958 doğumlu Kırcı’nın, yoksul bir ailenin 7 çocuğundan biri olduğunu, Erzurum’da Esmeray, ülkücü kesimde de İdi Amin lakabıyla anıldığını biliyoruz. Anı kitabında, liseden mezun olduktan kısa süre sonra evinin kapısında öldürülen TÖB-DER üyesi edebiyat öğretmenini ‘olanak’, ‘olasılık’ gibi kelimeler kullanmaması için uyardığını anlatıyor. Zaten bilenler, ilk cinayetini Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü 1. sınıf öğrencisiyken işlediğini söylüyor. 1971’de annesini kaybettiğinde, “o kadar fahişe dururken neden annem öldü’ diye isyan eden Kırcı’nın silahla tanışma hikâyesi, kendi miladının coşkulu anlatısı: “Şehirden yeteri kadar uzaklaştığımdan emin olduktan sonra kuru bir dere yatağına indim. Büyük bir ihtişamla belimde duran ve bana güç veren silahı çıkarıp elime aldım. Hedef yapabileceğim bir şey bulabilmek için sağıma soluma bakındım.” Bu ilk deneyiminden sonra hedef bulma konusunda hiç zorluk çekmedi. Kendi gücünü keşfetmişti artık. Enstitü sınavlarını ülkücü bir abisinin torpiliyle kazandı. Kendi tabiriyle ‘militanı gözünden tanıyan’ idolü Çatlı’yla da o sıralar tanıştı. Yurtta, kendisine Çarli lakabını kazandıran üç kızla olan ilişkisinden de Çatlı’nın uyarısıyla feragat etti. Artık, İdi Amin’di. Kendini ancak kan dökerek yatıştırabilen bu yaralı ruhun en mutlu gençlik anısı olarak anlattığı da, Alparslan Türkeş’in evinin önünde korumalık yaptığı gecenin sabahı başkanı evinden çıkınca koşup arabasının camındaki buzu nasıl elleriyle kazıdığıydı. Bu hikayeyi arkadaşlarına günlerce anlattı.
Kırcı, Bahçelievler katliamının yanı sıra Balgat katliamının da faillerinden. Yine 1978’de Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün, 1980’de Maden-İş Başkanı Kemal Türkler’in, Susurluk anahtarlarından Ömer Lütfi Topal cinayetinde de parmağı olduğu biliniyor.

Yakalansa da...
Haluk Kırcı, sırrı hâlâ çözülememiş bir cevvallikle 12 Eylül’ün hemen ardından yakalandı. Çatlı, ola ki yakalanırsa hep tutarsız ifadeler vermesini salık vermişti. Kırcı, onun sözünü dinledi. Ama Muhsin Yazıcıoğlu’ndan da zaten hareketten kopmuş olan Çatlı’yı amansızca suçlaması gerektiği talimatı almıştı.
Kırcı, 1988 yılında yedi idam cezası aldı. Ertesi yıl da muhteşem bir ‘yanlışlıkla’ şartlı tahliye edildi. Dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın itirazı sonucu tutuklama kararıyla 1992’de aranmasına başlandı. Oysa anlaşıldığı kadarıyla onun saklandığı filan yoktu. O, çoktan devletin en değerli tetikçilerinden, şerefli zevattan biri olmuştu. Bu kez gerçekten vahim bir yanlışlık sonucu 1996’da İstanbul’da, kaçmazken yakalandı. Kimlik kontrolüne takılmıştı. Asayiş Şubesi’ne getirildiğinde cebinde en güçlü silahı taşıyordu. Dönemin Adalet Bakanı, Susurluk patronu Mehmet Ağar’ın tavassut notunda ‘Bu arkadaşa yardımcı olun, nezarete atmayın’ yazdığı; notu alan polislerin sayın bakanı arayarak emrini teyit ettirdikleri söylendi.
Firarla ilgili davada, sonradan beraat eden polislerin bu ifadesi, ağar tarafından doğal olarak yalanlandı. Nitekim Adliyeye sevk edilmeden bir hafta boyu polisler tarafından pohpohlandıktan sonra Kırcı, ‘kimliği belirsiz’ iki kişinin yardımlarıyla Asayiş Şubesi’nden kaçtı.

Kara kutu
Çatlı’nın milletçe milat olacağını sanarak fena halde aldandığımız bir kazaya kurban gidişiyle birlikte herkese malûm olan zincirin halkaları gırtlağımızı sıkıyor hâlâ. Her milliyetçi katil, yakalandığında şaşkınlıkla polisin, savcının, gazetecilerin yüzüne bakıyor. Akıl erdiremiyor olanlara; yıllar boyunca sırtı tapışlanmış, her sofrada baş köşede ağırlanmış, cinayetlerle edindikleri rütbeleri gururla taşımış adamlar. Kendilerinden hesap sorulduğunda derin bir şaşkınlığa kapılıyorlar. Tarihi misyonlarında hapis yatmak yoktu hani. Kaç kere salıverildiler gözaltından, hapishaneden. Kaldı ki büyük patronları dimdik ayakta hâlâ. Onlara asla dokunulamıyor. Onların, devletin ta kendisi olduğu memlekette bu besleme katillerin yargılanması da ne demek oluyor sahi? Kırcı, kendisini yakalayan polislere, “Beni neden sağ ele geçirdiniz? Öldürseydiniz ya.” diye heyheylenirken, resimlerini çeken gazetecilere “Beni 68’li abileriniz yargılasın” diye yiğitlenirken, ölüm orucunu ilan ederken ne kadar gururluydu.
Kırcı’nın 1999 yılında yakalanması, basında ‘Susurluk’un karakutusu yakalandı’, ‘Derin ilişkiler çözülecek’ başlıklarıyla kutlanıyordu. Oysa çoğunluğun gözden kaçırdığı bir nokta, dönemin Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican’ın sözlerinde saklıydı. Başkomiser, “Kırcı’nın yakalanma şartları şimdi oluştu” demişti. Bu kriptik demecin üstünde fazla durulmadı.
Bilican’ın bu karanlık demeci, bütün muktedirlerin bilip bize asla açıklamadıkları bir suç ortaklığından ses veriyordu. Kırcı’ya sorulacak çok şey vardı: Çatlı, Bahçelievler katliamı emrini kimden aldı? Türkler’in öldürülmesini kim emretti? Doğan Öz’ün katline karar veren kim? Behçet Cantürk ve Savaş Buldan cinayetlerinin arkasında kim var? Kaçmasına kim yardım etti, kim sakladı? Susurluk’ta kaza geçiren arabayı takip ettiği doğru mu? Arabadaki dört kişi, suikast silahlarıyla ne yapacaktı? Tarık Ümit’in kaçırılmasındaki rolü nedir? Nikâh şahidi, baş hamisi Mehmet Ağar’ın 95 yılında Elazığ seçim kampanyasını destekleyen güçler kim? Azerbaycan darbesini kimler örgütledi? ... Ve daha bir yığın soru. Kırcı, sustu. Elbette karşılığında ödüllendirileceği bir ketumluktu onunki.

Tüccar katil
Kırcı’nın cezaevinden çıktıktan sonra bir kaçak hayatı sürmediği çok açık. Çatlı’yı temsil eden kardeşi Zeki Çatlı’yla birlikte Promesse Tıbbi malzeme şirketini kurarak bir ülkücü için en verimli alanda faaliyetini sürdürmeye başladı. Sağlık Bakanlığı’ndaki MHP’li kadrolaşması taa ANAP’lı Halil Şıvgın döneminde tamamlanmıştı nasılsa. Kırcı, sağlık sektöründeki ilk önemli kazancını Şişli Etfal Hastanesi’nin temizlik ihalesini alarak sağladı. Akabinde Sağlık Bakanlığı’na ameliyat önlükleri ve eldivenleri sattı. Çatlı’yla birlikte Bakanlığa tıbbi malzeme satan ıtriyat firmalarına da aracılık yapmaya başladılar. Kısa zamanda büyük servet edinmişlerdi. Ama Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan, namusu şiar edinmiş bir bürokrat olarak ikilinin midesini bulandıracaktı. Şirket hakkında soruşturma açan Erdoğan, bir yandan da Uğur Mumcu’nun kitaplarını okuyor, soruşturması için gerekli olduğunu söylüyordu. Bir iddiaya göre Mehmet Ağar’ın görüşme teklifini reddeden Erdoğan’ın cesedi Kırıkkale yakınlarında Kızılırmak kıyısında bulundu. Susurluk Komisyonu üyesi Sema Pişkinsüt, Kırcı’nın İstanbul’da 22 tane tıbbi malzeme firması olduğunu, ülkücü kadrolaşmanın su sızdırmadığı Bakanlık’la yakın ilişki içinde bulunduğunu belirtip Erdoğan cinayetini işaret etse de aydınlatılamayacağı daha icra edilirken bilinen cinayetlerden biri olarak şanlı Türk tarihine yazıldı, Erdoğan’ın katli de.

Sonsöz
İşte MHP’nin idamın kaldırılması başta olmak üzere çeşitli konularda pazarlığa girerken affını talep ettiği, kendi muhayyel Türkiye’sinin gurur duyduğu kahraman, bu katil. Yalnız MHP değil elbette. Son 20 yılda ikbal görmüş her siyasi muktedir, yukarıda ancak bir bölümünü aktarmaya muvaffak olabildiğim cinayet ve çıkar örgütlenmelerine küçük ya da büyük hisseli suç ortağıdır. O çok sevdikleri, her geçen gün vatan haini listeleri çıkarıp üstüne titredikleri memleketin geleceği, bu her şeyi bilen, katli ihmal edilmiş katil üstünden yapılan pazarlığa bağlanmıştır. O, büyüklerine söz verdiği gibi sustu. Vakit, diyet vakti. Bahçeli, seçimlerden hemen sonra, Kırcı’yı partisine kabul edip etmeyeceği sorulduğunda, “Eğer yargıda aklanırsa, evet” demişti. Kırcı’nın tehdit ve şantajla oturamayacağı bir iktidar postu yok.
O, her zaman kendinden emindi. Kendisini hoş tutmayanı geçmişinin karanlığına çekiverecek bir güç var onda. Bir gün mutlaka serbest kalacağını biliyordu. İşte kaldı. Hepimize hayırlı uğurlu olsun.
(06.06.2010 19:21)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayFasci Offline
Fasci
Bay, 35
İzmir
Medrese-i yusufiye talebesi.
Seyfi Oktayın çıkardığı keyfi kararname nedeni ile 77 yıl yatması gerektiği söylenen (Aynı suçlardan ceza alan sol mahkumlardan hiç birisinin dosyaları ayrılmamış bilakis birleştirilmiştir)
Bugün halen cezaevinde çile dolduran, 'beni 68 li abileriniz yagılasın' diyerek medyadaki dünkü devrimci bugünkü burjuvalara seslenen, iyisi kötüsüyle kendimden ve değer olarak gördüğüm kişi.
(Burda bir arkadaşın dediği gibi ukraynaya iltica etmemiştir kaçmıştır. kanunların keyfi uygulandığı yerde kanunu siz koyarsınız)
(12.04.2007 12:46)
(bakınız: çile, bugün, devrim, ceza, ayna, arkadaş, neden, arda, evrim, alara)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayRAİNDROP66 Offline
RAİNDROP66
Bay, 48
İstanbul
Haluk Kırcı, 1992’de Hapishaneden, 1996’da
Gözaltından Nasıl Serbest Bırakıldı? Ağar’ı
Nasıl Aklamaya Çalışıyor?

SAVCILAR HAKİMLER

Haluk Kırcının verdiği bu ifadeleri acaba ihbar kabul edip Korkut Eken, Mehmet Ağar hakkında firari bir suçluyu gözaltındayken serbest bıraktırmaktan, Sedat Bucak hakkında aranan suçluyu saklamaktan dava açmayı düsünmüyormusunuz.
Bağımsız yargınız bu konuda ne diyor.
Yoksa yüzlerce susurluk vakasında olduğu gibi bunlarıda görmezden mi geleceksiniz?

Bahçelievler katliamı nedeniyle Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından yargılanan Kırcı’ya 12 Nisan 1988’de 7 ayrı idam cezası verildi. 7 idam cezası hapis cezasına çevrilen Haluk Kırcı, 91 şartlı tahliyesinden yararlandırılarak bir yıl sonra 1992’de “yanlış bir hesap” sonucu salıverildi.

25 Ocak 1996’da İstanbul’da polisin Küçükçekmece’de yaptığı genel kimlik kontrolü sırasında gözaltına alındı ve götürüldüğü Gayrettepe’deki Asayiş Şube Müdürlüğü’nden serbest bırakıldı. Susurluk kazasından sonra bu konu da sıkça tartışılmış ve Kırcı’nın üzerinden MEHMET AĞAR İMZALI “Şahsın emniyet camiasına yardımcı olduğu ve herhangi bir olayda kendisine yardımcı olunması”nı isteyen bir belge çıktığı ifade edilmişti. Tabii Mehmet Ağar kendi imzasıyla verilmiş yeşil pasaport, silah taşıma ruhsatlarında olduğu gibi bunu da reddetmiş ve “Haluk Kırcı’yı tanımadığını” söylemişti. Olay Haluk Kırcı’nın “polisin bir anlık dalgınlığından yararlanarak kaçtığı” şeklinde geçiştirilmeye, üstü örtülmeye çalışılmıştı. Ancak daha sonra Mehmet Ağar’ın Kırcı’nın nikah şahidi olduğunun belgeleriyle birlikte ortaya çıkmıştı. Haluk Kırcı bu son sorgusunda, söylendiğine göre bir çok soruya cevap vermezken nedense 96’da nasıl serbest kaldığını anlatmış. Diyor ki; “Şubedeyken avukatım Fatih Volkan beni ziyarete geldi. Onun telefonuyla Çatlı’yı aradım, yardım istedim. Avukat ile Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir’in odasına çıktık. Burada otururken Korkut Eken, Sedat Demir’i telefonla aradı ve durumumu sordu. Sonra Korkut Eken telefona beni istedi ve geçmiş olsun dileğinde bulundu ve benimle ilgilendiğini ima etti.” (20 Ocak, Sabah)

Görüyor musunuz? Adam şüpheli olarak gözaltına alınıyor. Gözaltındayken (mafyacılar, çeteler dışında başkalarına uygulanmayan bir şekilde) avukatıyla görüşüyor. Üstelik onun telefonundan Çatlı’yı arayıp yakalandığını haber veriyor. Eğer polis gözaltında aldığı birinin bunları yapmasına izin veriyorsa onu zaten nasıl tutabilir? Ama bunlar da senaryodur. Ağar’ı aklama senaryosudur. Güya şubeyi arayan Korkut Eken’miş. Hadi buna inandık diyelim peki ama Korkut Eken de o dönemde Ağar’ın danışmanlığını yapıyor. Korkut Eken, Çatlı ve Kırcı ile ilişkilerini Ağar’dan gizli mi yürütüyordu?

İfadenin gerisi de zaten daha önce açıklananlara uygun biçimde düzenlenmiş. Güya Kırcı şubede polislerle birlikte iftar yaparlarken yüzünü yıkamak istediğini söylüyor ve polislerin dalgınlığından yararlanıp elini kolunu sallayarak şubeden çıkıp gidiyor. Yani serbest bırakılmamış, kaçmış oluyor. Böylece Ağar da, Korkut Eken de aklanıyor! ?

Haluk Kırcı verdiği düzmece ifadelerinde ayrıca Mehmet Ağar’ın 1992’de nasıl nikah şahidi olduğunu, kendisiyle nasıl tanıştığına da açıklık getirerek Ağar’ı aklama operasyonunu sürdürüyor. Güya MHP Erzurum İl başkanı kendisini dönemin Erzurum Valisi olan Ağar’la “tahliye olmuş eski bir ülkücü” diye tanıştırmış. Tabii öyle olunca Ağar’ın nikah şahidi olmasında da bir mahsur kalmıyor. 1995’teki erken genel seçimlerde Elazığ’a giderek DYP’den milletvekili adayı olan Mehmet Ağar için çalışmasını da bunu arkadaşı Muammer Cıngıllı istediği için yaptığını ve 2-3 gün Elazığ’da kaldığını söyleyerek bundan Ağar’ın haberi yoktu demeye getiriyor. Ağar da basına yaptığı açıklamalarda bu ifadeleri teyit ediyor... Gördünüz mü, böylece “ortada ne suç kaldı, ne suçlu! ? ”

Arandığı sırada Sedat Bucak’ın evinde bir hafta saklandığını söylemesinde de öyle bir mahsur yok aslında. Sedat Bucak zaten Susurluk kazasından sonra televizyonlarda yaptığı açıklamalarda Çatlı’yı çok sevdiğini, onunla iyi dost olduklarını kendi ağzıyla söylemişti. Susurluk kazasında beraberler, arabadan dünyanın silahı vs. çıkmış. Bunların yanında bir hafta Kırcı’yı evinde misafir etmiş ne olacak? Zaten bu da daha önce bilinmeyen şeyler değildi. Kırcı’nın Bucak aşiretinin imparatorluğu haline gelmiş olan Siverek’te olduğu zaman zaman günlük basında bile yer alıyordu.
(28.05.2005 21:23)
(bakınız: istanbul, korku, akıl, mafya, ceza, ankara, araf, arkadaş, neden, arda)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayRAİNDROP66 Offline
RAİNDROP66
Bay, 48
İstanbul
HALUK KIRCI’NIN
BAHÇELİEVLER KATLİAMI İTİRAFLARI

Abdullah Çatlı’nın organize ettiği Bahçelievler’de Türkiye İşçi Partili 7 öğrencinin katledilmesi olayını nasıl gerçekleştirdiklerini Haluk Kırcı 12 Eylül’den sonra yakalanınca tüm ayrıntılarına kadar itiraf etti. Bugün de kabul ettiği bu itiraflarından bir bölümü şöyle:

“(...) Çatlı arabayı terkettirdi ve Eskişehir yoluna çıktık. Araba süratle gidiyordu. O iki kişiyi indirdim. Tümseğe yüzü koyun yatırdım. Her birinin kafasına üçer mermi sıktım. Tekrar eve geldik. Kalan beş kişinin baygın vaziyette yattığını gördük. Mahmut, Kürşat ve Ercüment’e boğarak öldürmenin daha doğru olacağını söyledim. Telden yapılmış bir askıyı aldım ve birini onunla boğmaya çalıştım. Ancak boğamadım. (...) Diğerlerini bu şekilde öldürmenin zor olacağını, onlara gitmelerini, baygın olanları ayıltıp hepsinin kafasına kurşun sıkarak öldürebileceğimi söyledim. Tabancadaki mermilerin hepsini boşalttıktan sonra da dışarı çıkıp kaçmaya başladım. Dört yolda Abdullah’ın bulunduğu eve gittim. Silahı ona verdim.”
(28.05.2005 21:23)
(bakınız: ölüm, abdullah çatlı, türk, bugün, 12 eylül, gerçek, eylül, türkiye, doğru, oyun)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bayyuvali Offline
yuvali
x
Antalya
BIRAK BENİ EŞKİYA BELLESİNLER Beni hep kavgalarımdan bildiler...
Yarım bıraktığım okul,
Bir bir tembihleyen anam,
Sevdiğim kız, sevdiğimi bilmeyen kız.

Beni hep kavgalarımdan bildiler...
Ulus’ta bir kasım akşamıydı
Işığımı çaldı, kızıla çalan karanlık.
Ak alnına, al kan damladı yiğidimin,
Kahpece vurup, kahpece kaçtı parkalılar.
İşte o akşam sıktım yumruklarımı.
Eridi avuçlarımda,
Anamdan miras merhamet.
Şehit evi yüreğimde çelikleşen sevdama,
Çifte su diye kan verdi Alperenler.
Tabanca tutuşturup elime,
Çıktı içimden tabutlarla masum düşler.
Aynalara minnetsiz geçirdiğim gençliği;
Meğer nice gömülenler hiç ölmemişler.
Bir hoyrat diyemedim aşka dair,
Kurşunların söylediği türküyü bildim anca;
Yalnız, çaresiz, belimde tabanca.
Sevdiğimden, sevdiğim için kaçtım.
Anlaşılmak değildi derdim;
Kitapların önünden hep mahcup geçtim.
Gül dalında bulunsun isterdim, parmak izim.
Bağışlayın beni!
Babasına doymayan kızım.
Kanıma kan, canıma can aldım,
Acımadım, vurdum, gözümü kırpmadım,
Her kavgamın gecesi rüyamda,
Geleceğimin büyük ülkesinde,
Kavga etmeyen çocuklar gördüm.
Rabbim bilir ki; dinim, devletim,
Bayrağım, ülküm için geçti ömrüm.
Yine bir kasım günüydü...
Bir hurda yığınında buldular beni,
Senelerdir horozlanan tetikler,
Öldükten sonra vurdular beni.
Reisini dinlersen, yarım kalmamalı,
Hayallerimizin gerçeğe hicreti.
Koy düşmanlar ellerini zillesinler,
Anlatmaktan ötesi düşer sana
Bırak beni eşkıya bellesinler.

Haluk KIRCI
(27.04.2005 22:37)
(bakınız: türk, gece, baba, büyü, çocuk, rüya, ayna, kitap, şehit, sevda)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bayserbuga Offline
serbuga
x
inandığı ülkü uğruna gençliğini rakı masalarında bar taburelerinde sevgili yanında değil kara zindanlarda geçirmiş iki çoçuk babası sekiz kadar kitap yazmış adam oğlu adam. (27.04.2005 02:34)
(bakınız: sevgi, baba, sevgili, masal, kitap, arda, adam, tabu, ülkü, kara)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bayedip34 Offline
edip34
Bay, 57
İstanbul
Bahçelievler katliamının faili.Ya sev ya terket diye haykırırken birden bire Ukrayna ya iltica etti demek ki sevmiyormuş.O şimdi mülteci :)) (25.12.2004 18:20)
(bakınız: ayna, emek, demek, bahçelievler katliamı, katliam)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Baydodoreis Offline
dodoreis
x
haluk kırcı tam bir halk kahramanıdır.o gencliğini bu vatana adamıştır.onu bir türk gururla söylemeli söylemeli ki sadakadsız kalmasın (23.12.2004 11:15)
(bakınız: türk, vatan, adam, emel, gurur, halk, adak, guru)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayYavuz03 Offline
Yavuz03
x
Almanya
Haluk Kirci abimiz hic bir zaman Vatanini seven insanlara silah cekmemistir. Saygiy deger bir insandir bozucu degil onlar herzaman YAPICI olarak yasamistir. Sunlarin itidir demek vatanini seven bir insanin sözleri olamaz. (22.11.2004 01:44)
(bakınız: insan, zaman, vatan, insanlar, emek, demek, dem, irc, nin)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Sayfa: 1 2
sonraki sayfa >>

"HALUK KIRCI" ile ilgili görüşünüzü aşağıya yazıp "Kaydet" butonuna basın.

DİKKAT: YAZDIĞINIZ YAZI EDİTÖRLERİMİZ TARAFINDAN OKUNDUKTAN SONRA YAYINLANACAKTIR

Bir terime aynı gün içinde en fazla 5 adet anlam yazabilirsiniz.

  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2015. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: HALUK KIRCI KİMDİR? haluk kırcı kimdir?

Antoloji.com
28.05.2015 00:57:30  #.234#
  » Şiir  » Kitap  » Nedir  » Gruplar  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]