Şiir Antoloji.comKitap ŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResim Antoloji.comForum NedirÜyeler Antoloji.comGruplar Antoloji.com Mesajlarım
 
 
http://nedir.Antoloji.Com
Arayın :
                              harf inkılabı nedir?
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
  Kişiler
 Genel
 Yaşam
 Edebiyat
 Güncel
 Toplum
 Bilim
 Din
 Müzik
 Tarih
 Cinsel
 TV Dizileri
 Atasözleri
 Deyimler
 Filmler
Futbol Takımları
Köyler
HARF İNKILABI HARF İNKILABI terimi Limonî Erz
tarafından 30.07.2009 tarihinde eklendi
HARF İNKILABI sizce ne demek,
HARF İNKILABI size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
Sayfa: 1 2 3 4 5
sonraki sayfa >>
BayOsman Özütler Offline
Osman Özütler
Bay, 41
İstanbul
3 person liked.
0 person did not like.
Kim ne derse desin, dünyaya entegre olmak adına; Atatürk'ün yaptığı en önemli devrimlerden biridir. (19.04.2013 23:05)
(bakınız: türk, dünya, devrim, esin, evrim, ders, adın, yaya, entegre olmak, atatürk)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayanÂşiyânı Murg.. Offline
Âşiyânı Murgi Dîl
Bayan
Devrilmeden bir cümle,
bir söz düşmeden
ve başı vurulmadan mânânın
Bir devrim yapmak mümkün müdür?
(04.10.2012 10:07)
(bakınız: devrim, evrim, cümle, mânâ, yapmak, mümkün, yapma, müdür)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayLimoni Döndü Offline
Limoni Döndü
x
Dil Devrimi veya Türkçede Öze Dönüş

25- / 03/ 2008


Harf inkılabı ve dil devrimi, Türkiye’de Harf Değişimi yapılmasının (Kasım 1928) ve Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (Temmuz 1932. Bugünkü adı, Türk Dil Kurumu veya kısaltmasıyla TDK’dir) kuruluşundan bir yana tartışılan iki konudur.

Harf inkılabını tartışan iki taraf vardır. İlk taraf, inkılabın gereksiz olduğunu, İslam dini ve kültürüyle bağımızı kopardığını, üstelik Q (Osmanlıcası kaf) , W (Osmanlıcası vav) gibi sesleri yansıtacak getirmediği için eksik bir elifba olduğunu vurgular durur. İkinci taraf ise Türkçenin çağdaşlaşabilmesi için kesinlikle Batı devletlerinin kullandığı Latin harflerinin kullanılması gerektiğini savunur.


Harf İnkılabı Gereksiz miydi?

Bu harf değişiminin gerekli veya gereksiz olduğunu anlayabilmek için o zamanki durumu gözümüzde canlandırmalıyız.
Eski yazı, Kur’ân yazısı, elifba adlarıyla anılan yazı, nasıl bir yazıydı? Bu soru aşağıda maddeler biçiminde yanıtlanmıştır. Bir okuyalım.
1. Temeli Kuran’da kullanılan harflere dayanan Arap kökenli bir yazı.
2. Allah yazısı olduğu yönünde bir ayet olmadığı için İslam ümmetinden olan bütün halkların kullanmasının zorunlu olmadığı bir yazıdır.
3. Birçok harfin kelimenin başında, ortasında ve sonundaki şeklinin farklılaştığı bir yazı.
4. Kuran yazısının aslı, harekeli olmadığı gibi Osmanlı Türkçesinin yazıldığı yazı da harekesizdir. Bu durum, okuma yazma sıradan üstü (fevkalade) zorlaştırmaktadır. Bugünkü İngilizcenin okunup yazılması için ezber gerektiren bir alfabe…
5. Büyük harf - küçük harf ayrımı ile yetkin bir noktalama düzeni olmayan bir yazı.
6. Basımında zorluk yaşanan bir yazı.
7. Zor bir yazı olması dolayısıyla okuryazar sayısının artmasını kısmen engelleyen bir yazı.
8. Türk hançeresinin çıkarmakta zorlandığı sesleri yazıya yansıtmayı gerektiren bir elifba.
9. İslam dini ve kültürüyle olan bağının Türklerin ilim ve kültürde üstün bir düzeye erişmesinde etkisiz eleman olan bir yazı.
10. İslam dini “Allah’ın yanında Allah’a özgü yönleri kurgulanan tanrılar olmadığına ve yalnızca Allah’a kulluk edilmesi gerektiği” düşüncesine dayanan bir dindir. Fakat ne yazık ki, Arap alfabesi, bırakın İslam’a fayda sağlamayı, Arap milletine bir fayda sağlamamıştır. Çünkü örneğin Arap kavminin tamamı Müslüman olmamıştır. Hattâ Müslüman görünümlü Arapların çoğunluğu da müşrikçe bir hayat sürmektedir. Öte yandan İslam’ı öğrenmek için ilk önce ilmihal bilgilerini değil, Kuran’ı öğrenmek gerekir. Çünkü Hz. Muhammet de içinde olmak üzere ona inananlar öncelikle inmekte olan Kuran’ı öğrenmiş ve kendilerine gereken ilmihal bilgilerini inen vahyi ve Elçi’nin vahiy doğrultusunda sunduğu görüşleri kaynak bilerek inşa etmişlerdir. İlmihal bilgilerinin çoğunluğu bugün açısından bakıldığında vahiyle doğrudan ilgisi olan bilgiler değil, sözünü ettiğim gibi inşa edilmiş, başka bir sözcükle söylersek, üretilmiş bilgilerdir. Öyleyse en kıymetli bilgi, Kuran’dadır. Bu nedenle önce Kur’ân’ı öğrenmek gerekir. Oysa Osmanlı Devleti zamanında durum, tam tersidir, yani en son Kur’ân öğretilmektedir. Öte yandan Kuran halk tarafından anlaşılmadan nağmeli biçimde müzik notalarını dille seslendiriyormuş gibi yüzünden okunup geçilmekteydi. Bugün bile bu genelde böyledir. O kadar aydınlatmaya çalışmama karşın benim babam bile öyle davranmaktadır. Daha da kötüsü Kuran, indiriliş amaçlarına tezat teşkil eder biçimde fizyolojik hastalara şifa maksadıyla okunup üflenmesi, okunmuş içecek ve yiyecekler yoluyla Yüce Allah’ın muradına bütünüyle ters, putperest üfürüklerine alet edilmektedir. Öyleyse “Türk halkına Kuran yazısının öğretilmesi ona hangi güzel maslahatı kazandırdı? ” sorusunu düşünmek ve bunun özeleştirisini yapmak gerekir. Öte yandan yadsınamaz gerçek şu ki, Kuran’ı anlamıyla da öğrenmek ereğiyle Kuran yazısını sökmek, her inananın ve araştırıcının boynunun borcudur. Fakat unutmayalım, Kuran’ı yüzünden, yani anlamadan okumak, Allah katında “Kuran okumuş olmak” sayılmamaktadır. Allah katında Kur’ân, sevap kazanmak için değil, birtakım ilahi bilgilere vâkıf olmak, İslam’ın esaslarını ve aşılamaya çalıştığı duyuş ve davranış biçemini başkasına veya kendine telkin amacıyla okunursa makbul (kabul edilmiş) olur. İşte bu nedenle ana dilde yapılan bir tapınış İslam’a en uygun olanıdır. Zira kıraatin makbul olmasını sağlayacak bütün ögeler böylece yerine oturmaktadır. Tersi durumda okuduklarımız, kul bilincinin süzgecinden geçerek Allah’a ulaşmaz. Putperestlerin kestiği kurbanların Allah’a ulaşmayacağı gibi. Anlaşılan bir Kuran’ın ise ölülere okunmasının da anlamı kalmaz. Zira bu eylem, acılı gülünç (trajikomik) bir hâl olur.
11. Türklerce 7 yüzyılı aşkın bir süre boyunca kullanılmasına karşın üzerinde hiçbir önemli tadil (iyileştirme) yapılmamış bir yazıdır.

İLHAN GÜL
(Alıntıdır.)
(30.03.2010 17:43)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayAşık Mahsuni.. Offline
Aşık Mahsuni 1
Bay, 31
atatürk ve değişim (09.10.2009 16:17)
(bakınız: türk, değişim, atatürk)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayV u l c a n Offline
V u l c a n
x
Frank Sinatra - Mack the Knife... (29.09.2009 18:14)
(bakınız: inat, frank sinatra)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Baynun~u sakin Offline
nun~u sakin
x, 94
...
'Bir takvime sahip olmak

Fatih'in vezirlerinden ünlü şair Ahmet Paşa bir gazelinde,Ey kamer-tal'at kaşın kavsin görüp takvîmdeAy başında fitne var deyü müneccimler yazarbuyurmuş.
Aşağı yukarı, 'Ey yüzü dolunay gibi parlayan sevgili! Müneccimler, o dolunayın üzerinde senin kaşının kıvrımını görünce takvimlerine, 'ay başında fitne var' diye bir açıklama yazdılar.' gibi bir anlam içeren bu beytin derinliğini anlatmak bir hayli zor. Nedenine gelince:

İnsanoğlu güneşin, ayın ve yıldızların hareketlerine bakarak en ilkel dönemlerden itibaren zamanı ölçmeye ve dilimlere ayırmaya çalışmış, bunları taş üzerine, ağaç gövdelerine çentikler atarak zapt etmiş. Bilgilerimize göre Sümer'de takvim yoktu, Mısır ve Babil'de her saltanat döneminin yılları ayrı ayrı sayılırdı, eski Yunan'da kuşak zaman (1 kuşak şimdiki 27 yıl) kullanılmıştı ve ilk düzenli, bilimsel takvimi Romalılar hazırlamıştı. Roma'nın kuruluşunu başlangıç kabul eden bu takvime göre Hz. İsa 753. senede doğmuştur. İsa'nın doğumundan 45 sene evvel Jullius Sezar bu takvimi İskenderiyeli Suzijen'e yeniden tedvin ettirdi ve Jullien takvimi adıyla kullanılmaya başlandı. Bu takvim hesabına göre 128 senede bir gün artıyordu ve 1582 yılında Papa 13. Gregovar bu hatayı düzeltecek yeni bir takvim hazırlattı: Gregoryen Takvimi. Hz. İsa'nın doğumunu esas alan bu takvim bütün Hıristiyanlık âlemince kabul gören Miladî takvimdir.

Tarih boyunca Kalde, İbranî, Mısır, Kıpt veya Çin takvimleri gibi Türklerin de bir takvimleri vardı: Oniki Hayvanlı Türk Takvimi. Buna göre sıçan (sıçgan) , sığır (ud) , tavşan (tavışgan) , ejder (lu) , yılan (ılan) , at (yunt) , koyun (koy) , maymun (biçin) , domuz (tonguz) , pars (bars) , tavuk (tabuk) ve köpek (it) yılı birbirini takip eder ve her günde gece ve gündüz olmak üzere onikişer çağ (saat) bulunurdu.

Osmanlı çağında atalarımız Rumi (Malî) ve efrencî (Miladî) takvimleri bilmekle birlikte resmi işlerde daima hicrî (kamerî) takvimi kullanmışlardı. Açık gök altında her yerden izlenebilen ayın hareketleri esasına dayalı olan bu takvim Hz. Ömer'in hilafeti zamanında kabul edilmiştir. Ashaptan bazıları ilk vahyi, bazıları Hz. Muhammed'in irtihalini yıl başlangıcı olarak teklif etmişlerse de Mekke'den Medine'ye hicretin milat olma görüşü ağırlık kazanmış ve o yılın on yedinci hicret yılı olduğu kabul edilmişti. Bu takvime göre yıl, her bir ay diliminde 28 veya 29 gün itibarıyla 354 küsur gün olarak hesaplanmıştır. Gök cisimlerinin nadiren görüldüğü Batı toplumlarınca kullanılan ve ayların 30 ve 31 gün olduğu miladi takvime göre hicri takvim, her yıl devlet lehine on günlük bir nispî kazanca imkân veriyordu.

Şimdi gelelim meselenin başka bir boyutuna:

Bir milletin takvimi onun tarihi demektir. Takvim bize geriye doğru düşünme imkânı verir ve kodlarımızın derinliğini, sağlamlığını, kadimliğini gösterir. Mesela Çin bizim on iki hayvanlı takvimimize benzer bir takvim kullanır ve bir Çinli bu geleneksel takvim sayesinde on beş bin yıl geriye doğru kendi tarihinin sınır taşlarını hatırlar, söz gelimi sekiz bininci yılda milletinin başına gelenleri hafızasında tutar. Bu ona kimlik verir. Yahudiler 29 veya 30 günlük ayları olan ve bir yılı on iki, bazen on üç ay süren bir kameri takvimi altı bin yıldır kullanırlar. Bu onların genlerinde geçmişe doğru bir aidiyet hissini ayakta tutar ve tarihi unutturmaz. Japon takvimi Şinto kaç bin yıldan beri hâlâ aynıdır ve bir Japon bununla gurur duyar. İmdi, bu takvimlerin Miladi takvime göre çok kullanışlı olduğu söylenemez, ama hiçbir Yahudi veya Japon bunu değiştirmeyi düşünmez. Üstelik değiştirmedikleri sürece dünya milletleri arasında geri kaldıkları, çağdaşlıktan uzak düştükleri fikrine de kapılmazlar. Onlar bilirler ki takvim değiştirmek, hafızayı değiştirmektir. Sanki zamanı bir yerinden yırtıp asıl parçayı saklamak gibi... Takvimi değiştirdiğiniz vakit kimliksiz, tarihsiz, hafızasız bir millet olma tehlikesi vardır. Çünkü o zaman size kimlik veren geçmiş olayları kendi medeniyet birikiminize göre değil, kabul ettiğiniz yeni takvime göre anlamlandırmaya başlarsınız. Hatırladığınız tarih ve geçmiş, sizin yaptığınız tarih değildir artık. Siz orada etken konumdan edilgen hale düşersiniz ve tarihsel başarılarınız, icatlarınız, keşifleriniz, dünyaya yaptığınız katkılar hep yeni takvimin sayfalarına işlenir. Mesela Konstantinepol 857'de değil 1453'te fethedilmiş olur ve tabii 'Belde-i Tayyibe' fikri aradan kalkıverir. Ayasofya algısı Eyüp Sultan algısından önde durur ve İstanbul'un Konstantinepol kimliğini baskın kabul etmeye hazır hale gelirsiniz. En basit tanımıyla Hicret'ten koparılıp Noel'e bağlanır, Noel kutlamaları için özel ve tüzel hazırlıkları arttırırsınız. İşin ilginç yanı bu değişikliği de laiklik adına yapmış, Hicri takvimden kaçıp Gregoryan takvime kapılanmışsınızdır. Hak Peygamber'den kaçıp Papa'ya sığınmak yani...

Şimdi gelin, bir de, kendi atalarınızdan yadigâr kalmış şu dizeleri anlayamıyoruz diye şikâyet edin! ..

Ey kamer-tal'at kaşın kavsin görüp takvîmde

Ay başında fitne var deyü müneccimler yazar

Bu beyitte nelerin anlatıldığını merak ediyor musunuz? ! .. Açın bir ansiklopediyi, bir tarih sözlüğünü, bir bilimsel araştırmayı, eski takvime göre dolunayın evrelerini, kavis haline gelişini, ay başında incelip hançere döndüğünü, astrolojide yükselen burçları, fitne çıktığı vakit yapılacakları, müneccimlerin ne işlerle uğraştıklarını ve müneccimbaşılık müessesesini, rasathaneleri vs. okuyun, okuyun, okuyun... Oniki hayvanlı Türk takvimini kullanıyormuş gibi Ötüken'e kadar, hicri takvimi kullanıyormuş gibi Hira'ya kadar okuyun. Ancak o vakit miladi takvim bizim için anlam kazanacak. '

münasip bir yazı...şahsi kanaatim ;)
(03.09.2009 20:17)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Baytirovitt Offline
tirovitt
x
Bir toplumun aydınlarının bir gecede cahile dönüştürme operasyonunun başlangıcı (31.08.2009 05:10)
(bakınız: gece, cahil, aydın, opera, toplum, dönüş, hile, pera)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayanT3KB1R Offline
T3KB1R
Bayan
Latin harflerinin gerek Türk tarihi ve gerekse Türkçe ile uzaktan yakından alakası yoktur..!

İslam harflerine Arap damgası vuran devrimciler, yıllarca okullarda İslam harflerini Arap harfi sıfatıyla kötüleyip harf devrimi sayesinde Türk harflerinin geldiğini söylediler. Bu propagandanın yapılmasının en önemli saiki devrime millî kisvesi giydirebilmekti.

Pek çoğumuz bu hataya düşüp kullandığımız alfabeye Türk alfabesi diyoruz.! ! !
Halbuki Latin harflerinin gerek Türk tarihi ve gerekse Türkçe ile uzaktan yakından alakası yoktur.
Şayet bu devrim milliyetçilik saikıyla yapılsa idi Türklerin icat ettiği ve kullandığı iptidaî Göktürk veya Uygur alfabelerinin kabul edilmesi gerekirdi. Diğer taraftan Türklerin İslam harflerine olan katkılarını düşünürsek, İslam alfabesi üzerinde devam etmenin daha millî bir hareket olacağı da aşikardır. Zira Türkler, Arapların veya Farsların bulduğu pek çok yazı çeşidini güzelleştirmiştir. Mesela talik hattı İranlılar bulmuş, fakat bunu en estetik ve en güzel tarzda Türkler yazmıştır. Diğer taraftan Türkler İslam harfleri ile pek çok yazı hattı da icat etmiştir. Mesela el yazısı olan rikayı Türkler icad etmiştir. En çok kullanılan hatlardan rika, sülüs ve nesih Araplar arasında hatt-ı Türkî namıyla bilinir olmuştur. Hüseyin Cahid Yalçın, Ahmed Emin Yalman, Falih Rıfkı Atay gibi inkılapçılarının pek çoğu bile ömürleri boyunca notlarını rika tarzındaki İslam harfleri ile almışlardır. Çünkü İslam harfleri ile daha pratik ve hızlı not tutulabilir. Devrimcilerin aldatmacasına inanarak harf inkılabı sayesinde Arap kültüründen kurtulduğunu sananlar hakikatte 1000 yıllık Türk kültüründen koptuklarının bilmem farkında mıdırlar?

Harf inkılabını savunanlarının bir diğer söylemi de, bu inkılap sayesinde Türklerin batı alemi ile daha kolay ilişki kuracağı ve bu devrim sayesinde batı aleminin teknolojik ilerlemesinden uzak kalınmayacağıdır. Bu iddiayı çürütecek en önemli örnek Japonya ve Çin örneğidir. Bu ülkeler çok iptidaî olan ve öğrenilmesi çok zor olan kendi alfabelerini muhafaza etmişlerdir. Buna mukabil teknolojik ilerleme açısından batı ülkelerinin fevkindedirler.

İslam harflerinin Latin harflerinden üstün olduğu apaçık bir gerçektir. İslam harflerinde kavisler hakimdir. İslam harfleri ile yazan insanlar, gerek bedenen ve gerekse zihnen yorulmaz. İslam harfleri zihni inkişaf ettirir. Hafızaya yüklenmez. Bu yüzden dinlendirici bir mahiyeti vardır. Zira II. Abdülhamid devlet işlerinde yorulduğu zaman hüsnü hat ile meşgul olurdu. Bir insan hüsnü hat ile ne kadar uğraşırsa uğraşsın yorulmaz. Yeknesak (tek düze) uğraşlar hafızayı yorduğu gibi göz için de tembelliğe sebep olurken bu durum İslam harflerinde görülmez. Onun kavisli ve insan ruhunu okşayan harfleri göz sağlığı için gereklidir.
Nitekim 1950’li yıllarda İstanbul’da bir Rum göz doktoru muayenehanesine “Gözlükten kurtulmak isteyen hüsnü hat ile meşgul olsun” yazılı bir levha asmıştır...
Gerçekten küçük yaşlardan itibaren Kur’ân-ı Kerim okuyan dedelerimize-ninelerimize baktığımızda, onlarda göz bozukluklarına pek rastlanmadığını müşahede ederiz. Diğer taraftan İslam harfleri sağdan sola yazıldığı için insanı yormaz ve daha hızlı yazı yazmaya imkan sağlar.

İslam harflerinin Latin harflerinden üstün bir diğer yönü de sanat yönüdür. Dünya yazıları içinde sanat ve estetik boyutu bu derece olan ikinci bir yazı yoktur. Picasso’dan Salvador Dali’ye varıncaya kadar pek çok yabancıyı, bizim yazımız büyülemiştir. Latin harflerinin sanat boyutunun olmamasından başka bir de Türkçe’mizin fonetiğini (telaffuzunu) karşılamada bazı eksiklikleri mevcuttur.

Harf devriminden 76 yıl geçmesine rağmen ne Türkçe’nin fonetik ihtiyaçları karşılanabilmiş ne de bir imla birliği sağlanabilmiştir. Her tarafta bir kargaşa vardır. Herkesin kendine has bir imlası vardır. Türk Dil Kurumu bile bastığı imla kılavuzunda her sene pek çok değişiklikler yapmakta, bugün koyduğu imla kaidesini yarın kendisi kaldırmaktadır. Harf inkılabından daha vahimi öztürkçecilik adıyla başlatılan ve hâlâ devam eden akımdır. Bize mâl olmuş binlerce kelimenin yok Arapça yok Farsça’dır diye lisanımızdan atılması müthiş bir lisan fakirliği getirmiştir. İslam harflerini yaşatmak bizim için millî bir vazifedir. Zira 1000 yıllık kültürümüzle irtibat kurabilmemiz ancak İslam harflerini öğrenmekle mümkün olabilecektir. Üniversitelerde bilim adamlarımızın ömrü hamallıkla geçmektedir. Derya gibi geniş olan Osmanlıca eserlerimizle genç nesilleri buluşturmak isteyen ilim adamlarımız, bir taraftan İslam harfleri ile yazılmış eserleri Latin harfleri ile neşrederken diğer taraftan da sadeleştirme işlemi ile uğraşmaktadırlar. Devrimci zihniyetin dili sürekli bozması sebebiyle de neşredilen bir eser için, aradan daha 40-50 sene geçmeden tekrar sadeleştirilme ihtiyacı doğmaktadır. Böylece eski birikimlerin üzerine yeni bir şeyler koyma durumunda olması gereken, yeni bir şeyler üretmesi beklenen pek çok bilim adamımız vaktini çevirilerle harcamaktadırlar.
Alıntı..
(27.08.2009 12:59)
(bakınız: istanbul, insan, zaman, türk, büyü, güzel, dünya, bugün, gerçek, devrim)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Baylimon.iii*fe.. Offline
limon.iii*ferfecir*
x
.... Harf İnkılâbı demek kültürünü, mirasını çöpe atmak demek değildi...

Değerinin uzun zaman sonra anlaşılacağını onlar da biliyordu...

Eleştirileceklerini, kötüleneceklerini, çamura atılmak isteyeceklerini de...

Dünyayla aynı soluğu paylaşmak için gerekti...

Oldu da...

Ne mutlu!
(26.08.2009 18:11)
(bakınız: zaman, dünya, emek, paylaşmak, demek, değer, kötü, sonra, ordu, eğer)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay1944 Offline
1944
Bay, 70
Türkiye
Dünyaya entegre olabilmenin başat ve vazgaçilemez şartı kültürel,ekonomik,siyasal açılımlardır.Güçlü konumda bulunan ülkeler geleneksel kültürleri bağlamında (Örn: Çin,Japonya,Rusya vs) böyle bir radikal değişime rağbet etmemişler böylece,geçmiş kültür miraslarını da kucaklamışlardir. (26.08.2009 16:05)
(bakınız: çile, dünya, değişim, geçmiş, japon, ülke, radikal, böyle, kültür, asla)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Sayfa: 1 2 3 4 5
sonraki sayfa >>

"HARF İNKILABI" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: HARF İNKILABI NEDİR? harf inkılabı ne zaman?

Antoloji.com
23.11.2014 11:42:54  #.234#
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]