|
|
 |
 |
|
HIZIR |
HIZIR terimi
hilâl
tarafından 20.02.2004 tarihinde eklendi |
HIZIR sizce ne demek,
HIZIR size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bay, 38 |
| Trabzon |
 |
|
|
 |
TÜRK KÜLTÜRÜNDE HIDRELLEZ GÜNÜ
M.NİHAT MALKOÇ
Çok zengin bir kültürel birikimimiz vardır. Anadolu’nun dört bir köşesi bunun nişaneleriyle doludur. Fakat bunların kıymetini bildiğimiz söylenemez. Hatta ülkemizde bu zenginliğin farkında olmayan, Avrupa’ya gıpta eden, Batı’nın kültürel kaynaklarından beslenmeyi marifet sayan özüne yabancılaşmış sözde aydınların sayısı hiç de az değildir.
Anadolu, dostluğun ve kardeşliğin doyumsuz güzelliklerinin yaşandığı bir toprak parçasıdır. Bu coğrafyada nice güzellikler paylaşılmıştır bugüne dek… Farklılıklarımız gökkuşağının renkleri misali apayrı bir zenginlik ve güzellik katmış kültür atlasımıza. Bazıları, farklılıklarımızı çatışma unsuru haline dönüştürmenin çirkin ve aşağılık mücadelesini vermişse de sağduyu her zaman galip gelmiştir. Dostluk ve kardeşlik daima kazanmıştır. Zira doğruların aydınlığı, yalanların karanlıklarını bastırmaya muktedirdir.
Müspet geleneklerini yaşatmayan milletlerin devamına imkân yoktur. Onlar milleti kaynaştıran çimento kabilindendir. Geleneklerimiz ceddimizin bize mirasıdır. Geleneklerimiz hayat tarzımızı ve dünyaya bakış açımızı yansıtırlar. Atalarımıza saygı duyuyorsak bunları yaşatmak da boynumuzun borcudur. Fakat olumsuz gelenekleri de cahillik sayıp bir an evvel terk etmeliyiz. Töre cinayetlerini bu grup içerisinde sayabiliriz.
Türk kültürünün en mühim unsurlarından biri de her yıl Mayıs ayının altısında kutlanan Hıdrellez bayramıdır. Bu, mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Türkiye’de ve Türk dünyasında benimsenen bir bayramdır. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır.
Hıdrellez iki tabiat bayramından birisidir. Öteki de nevruzdur. Hıdrellez; “ederlez, idernez, hıdırellez” biçimleriyle de söylenir. Bilindiği üzere Hızır inancı bizim kültürümüzde apayrı bir yer tutar. Bununla ilgili atasözlerimiz de vardır. Bunlardan en önemlisi” Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez” şeklinde ifade edilenidir. Hatta “Hızır gibi yetişmek” diye ifade edilen deyimimiz de bu inancın kültürümüze yansımasından başka bir şey değildir.
Halkımız birikimlerini geleceğe taşımıştır. Kültürümüz o birikim üzerine temellendirilmiştir. Halk inançlarına göre sene, yaz ve kıştan ibarettir; kış altı ay, yaz da altı ay sürer. Yaz mevsimi hıdrellezde başlar ve 7–8 Kasım’da sona erer. Kış mevsimi de bu tarihte başlar, hıdrelleze kadar devam eder. Hıdrellez gününün de öğleye kadar kış, öğleden sonra yaz olduğunu söylerler. O gün halk büyük bir neşe içerisinde kırlara çıkar. Piknik yapılır. İp atlanılır, salıncakta sallanılır. Hatta bazı yörelerde salıncakta sallanmakla günahların döküldüğüne inanacak kadar bu işe kendini kaptıranlar görülmektedir. Üç yıl yaşadığım Türkmenistan’da bu inanç yaygındı. Bu yüzden o gün salıncak kavgaları olurdu.
Hıdrellez günü, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır. Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır: 6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelir ki, bu da kutlanıp bayram yapılacak bir olaydır. Yani halk 6 Mayıs’ta iki mevsimli dünyalarında büyük bir değişimi ve dönüşümü yaşamaktadır.
Milletimizin geçmişten bugüne taşıdığı değerlerden biridir hıdrellez… Halk tarafından benimsenmiş, 6 Mayıs günü hiçbir özel çağrı yapılmamasına rağmen bu hususi gün geniş katılımlarla kutlanagelmiştir. Bu yönüyle milletimizi kenetleyen, bir araya getiren güçlü bir bağ olmuştur. Hızır’ın mahiyeti kesin olarak bilinmese de onunla ilgili rivayetler çoktur. Hızır inancının yaygın olduğu ülkemizde Hızır’a atfedilen özelliklerin bazıları şunlardır:
“Hızır, zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir. Kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım eder. Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar. Dertlilere derman, hastalara şifa verir. Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar. İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder. Uğur ve kısmet sembolüdür. Mucize ve keramet sahibidir.”
Hıdrellez yazın güzelliklerini coşkuyla kucaklamaktır. Tabiata sığınmaktır bir anlamda… Ağaçlara, ekinlere el açmaktır. Uyanan toprağın suyla buluşarak güzelliklere kanatlanmasıdır. Hıdrellez bolluk ve bereketin müjdecisidir. Toprağın cömertliğinin ve güler yüzünün şahlanışıdır. Bu yüzden halkımız hıdrelleze çok büyük değer verir. Bu günle ilgili inançlar çoktur. Bu inançlar çok eski dönemlere dayanır. Fakat bu davranışların önemli bir kısmının mantıklı bir dayanağı yoktur. Fakat halk onları benimsemiş ve bugüne kadar getirip yaşatmıştır. Bu günde yapılması gereken şeyleri şöyle sıralayabiliriz:
Hıdrellez gece ibadetle geçirilir. Ertesi gün temiz giyimli olarak dolaşmak gerekir. Bunun için en güzel elbiseler giyinilir. Evde genel temizlik yapılır. Çeşitli yiyecekler hazırlanır. Hıdrellez günü için, yumurta kaynatılır. Ağzı açık bükme, katmer, börek, irmik helvası vb. gibi yemekler hazırlanır. Hıdrellez sabahı erken kalkmak uğurlu kabul edilir. Sabahleyin dua edilmesi, dilek ve temennilerde bulunulması, toplu olarak ailece yemek yenilmesi, Kuran kıraati, sabah namazından önce kabir ziyareti yapılması gereken adetler olarak görülmektedir. Bu günde kadınlar ellerine ve ayaklara kına yakar. Dilekler bir kâğıda yazılarak akarsuya bırakılır. Mesela İzmir ve çevresinde dilek kâğıtları Hıdrellez sabahı denize bırakılmaktadır. Nişanlı çiftler arasında karşılıklı hediyeler gönderilir.
Hıdrellez günü evler ilaçlanmaz. Nasip süpürülür inancı ile bazı bölgeler de evler süpürülmez. Kuru baklagiller bir torba içinde bahçede ağaçlara asılır. Hıdır Baba’nın kamçısıyla bunlara dokunması ve bereket getirmesi dileği tutulur. Buna benzer biçimde ev, araba, çocuk ziynet eşyası resimleri de yapılarak bahçede muhtelif yerlere asılır.
Evde kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan genç kızların başları üzerinde Hıdrellez günü yeni kullanılmamış kilit açılır. Hıdrellez günü, açların doyurulmasına, dargınların barıştırılmasına, üzüntülü olanların sevindirilmesine çalışılır. Hıdrellezde içki içilmez, kumar oynanmaz. Yoğurt çalınır. Ancak maya kullanılmaz. Yoğurdun tutması halinde eve Hıdır’ın uğradığına inanılır. Hıdrellez günü kırlara gidildiğinde hıdrellez azığını çalma âdeti yaygındır. Evin pencere ve kapıları kapatılmaz. Bunlar böylece sıralanır gider… Bunlar gelenektir. Mantıklıdır, değildir tartışmasının yapılması yersizdir. Zira halk bunları benimsemiştir.
Hıdrellez günü yapılması şart olan işlerin yanında yapılmaması gereken işler de vardır. Halkımız bugün yapılması gereken işler konusunda gösterdiği hassasiyeti, yine o gün yapılmaması gerektiğine inandığı işlerde de gösterir. Bugün içerisinde şunlardan kaçınılır:
Hıdrellez günü sabah erkenden kalkmayan kişinin işleri ters gider. Geç kalkmak kusur addedilir. Hıdrellezde salıncakta sallanmayanın o yıl çeşitli rahatsızlıklarla karşılaşabileceğine inanılır. Salıncakta sallanma bir bakıma ateş üzerinden atlama şeklinde o yıl için sağlık ve sıhhat dileği geleneği ile aynıdır. Hastalıkların, dertlerin sallanma sırasında döküleceğine inanılır. Hıdrellez günü çamaşır yıkanmaz. Yünlü giyecekler güneşe çıkarılır. Hıdrellez günü un elenmez ve ekmek yapılmaz. Yeşil ot, dal veya çimen koparılmaz. Çiçek toplanmaz. Bağ ve bahçelerde çalışılmaz, tarlaya gidilmez. Hıdrellez günü akşama kadar un kabına veya hamur tahtasına el sürülmez. Eve kuru çalı-çırpı götürülmez…
Halkın inançlarıyla alay etmek, onları küçümsemek, çağdışı bulmak soysuzluğa işarettir. Türk milleti, geçmişine sahip çıkmasıyla ve değerlerini yaşatmasıyla bugünlere gelmiştir. Yarınlarımızın aydınlık olması için aynı yolda ve çizgide ısrarla yürümeliyiz.
Geleneklerimizi yaşamak ve yaşatmak vazifemizdir. Onları birlik ve beraberlik vesilesi saymalıyız. Hain odaklar bizleri birbirimize düşürmek için bu güzel hasletlerimizi kötüye kullanmaya çalışacaklardır. Onların çirkin oyunlarına gelmeyeceğiz. Cehaleti yüzünden bu oyunlara gelenlerin elinden tutup onların, söz konusu hadiselere basiret nazarlarıyla bakmalarını sağlamalıyız. İnsanları dışlamak hiçbir zaman çözüm olmamıştır. Bu ülke değerleriyle muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkacaktır. Hıdrellez günü kutlu olsun. (06.05.2007 14:23)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 30 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Uçurumun kenarındayım Hızır
Bir dilber kalesinin burcunda
Vazgeçilmez belaya nazır
Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır
Kaldım parmaklarımın ucunda
Uçurumun kenarındayım Hızır
Bir gamzelik rüzgar yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gözleri bir ret, bir davet
Gülce uzak uzak dolanır
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce semavi bir afet
Uçurumun kenarındayım Hızır
Gülce bir beyaz sihir
Canıma bedel bir haz
Nar ve nurdan bir zehir
Gülce Araf`ta infaz
Bir tek bakışıyla suyum ısınır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Cahil cesaretimi alem tanır
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbetülarzdan
Deccal`dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum Gülce`den
Ödüm patlıyor Gülce`ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum (25.11.2006 09:45)
(bakınız: nedir, güzel, gözler, korku, mavi, cahil, cesaret, esin, rüzgar, yorum)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Rûhu, darda kalana yardım eder.
Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhâri'de bildirilen bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz; 'Hızır (aleyhisselâm) , otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.' buyurdu. Mûsâ aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, gariblere yardım etmektedir.
Bâzı âlimler 'nebi' (peygamber) , bâzı âlimler de'veli' dir dediler. Hızır aleyhisselâmda, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir.
Allahü teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bildirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünni ilme sâhipti. Hızır aleyhisselâm Mûsâ aleyhisselâm ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur'ân-ı kerim'de Kehf sûresi 60 ve 80. âyetlerinde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.
Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resûlullah efendimiz; 'Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır'dır. Sizi övüyor.' buyurdu.
Hızır aleyhisselâm bir çok zâtın tasavvufta yetişmesinde rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselâmın tasavvufta yetiştirdiği en meşhûr âlim ve velilerden biri Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleridir. (27.09.2006 18:35)
(bakınız: insan, zaman, şiir, anne, namaz, kardeş, arda, esin, tasavvuf, yeşil)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 32 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Yazar: Hüseyin Okur
Tarih: 16.07.2004
kaynak: semerkand dergisi (temmuz 2004)
HÜKÜM'DEN LEDÜN'E:HIZIR A.S.'LA YOLCULUK
İlim adına çıkılan yolculuklar, çekilen zahmetler, ilâhi övgüyle karşılanır. İnsanlardan araştırmaları, incelemeleri, sormaları, düşünmeleri istenir. Ne var ki, ilmin bir noktasında edeble durup, Allah Tealâ'nın lütfunun beklenmesi, hükme teslim olunması gerekir. Çünkü bu noktadan sonrası insan kavrayışının ötesindedir. “Hızır Kıssası” diye bilinen kıssa, bu konuda açıklayıcı, yol gösterici örneklerden biridir.
Kitap verilen dört büyük peygamberden biri olan Musa a.s. bir gün Allah Tealâ'ya sorar:
- Rabbim, en bilgili kulun kim?
Buyurulur ki:
- Hidayeti gösterir ya da bir felaketten kurtarır diye bir kelimenin bile ardına düşen, bunun için insanların ilmini inceleyip kendi bilgisine katan kişidir.
Hz. Musa a.s. tekrar sorar:
- Kullarından benden daha bilgilisi var mı?
- Var, buyurulur. Musa a.s. o zatla tanışmak, ilminden istifade etmek ister. İki denizin birleştiği, balığı kaybedeceği kayanın orada, o kişiyi bulacağı söylenir. O zat, Hızır a.s. diye bilinen kişidir.
Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bu kıssayı sahabilere anlatırken, Hızır a.s.'la ilgili şöyle buyurdu:
- O, kuruyup sararmış bir ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste derhal yeşerdi.
İşte, dokunduğu yeri bereketlendiren bu zatı bulmak için Musa a.s., yanına yine bir peygamber olan Yuşa a.s.'ı alır. Yuşa a.s.'ın elinde azıklarının bulunduğu bir sepet vardır. İçinde bir balık.
İki ilim ve hikmet sahibi peygamber, daha fazla ilim uğruna yola koyulurlar. Uzunca bir yolculuktan sonra, iki denizin birleştiği yerde, bir kayanın dibinde dinlenmek için yatıp uyurlar. Bir müddet sonra Hz. Yuşa a.s. uyanır, kayaya yaslanıp, oturur. Öylece beklerken, balığın birden canlandığını görür. Balık kendini sepetten dışarı atmış, yerde izler bırakarak ilerlemiş, bir kovuğun içine girmiştir.
Kendilerine bildirilen buluşma yeri burasıdır.
Musa a.s. uyanır. Fakat Yuşa a.s.'a balık hadisesi unutturulmuştur. Tekrar yola koyulurlar. Bütün gün ve gece dahil, yürürler. Sabah olur. Musa a.s.:
- İyice yorulduk, karnımız da acıktı. Çıkar da balığı yiyelim, der.
Yuşa a.s., o anda hadiseyi hatırlar. Balığın canlanıp kaçtığını, ama şeytanın bunu söylemeyi kendisine unutturduğunu, söyler. Musa a.s.:
- O halde aradığımızı bulduk, haydi geri dönelim, der.
Mola verdikleri yere geri dönerler. Kayaya yaklaştıklarında, elbisesine bürünüp uyumakta olan birini farkederler. Yanına yaklaştıklarında adam uyanır. Bu, aradıkları zat, Hızır a.s.'dır. Musa a.s. selam verir.
Hızır a.s. da üzerindeki örtüyü kaldırıp:
- Selam sizin de üzerinize olsun. Bilinmeyen bu yerde, böyle bir selamı kim veriyor, diye sorar. Musa a.s.:
- Ben Musa'yım, der.
- Kimin Musa'sı? İsrailoğulları'nın mı?
- Evet, İsrailoğullarının Musa'sı.
Musa a.s.:
- Ey hikmet sahibi! Rabbim bana, sende bir ilmin bulunduğunu haber verdi. Bu ilimden istifade için sana tabi olabilir miyim, diye sorar. Hızır a.s.:
- Elinde Tevrat'ın olması, devamlı vahiy gelmesi sana yetmiyor mu? Ey Musa! Sende, Allah'ın sana öğrettiği bir ilim var ki, ben onu bilemem. Bende de Allah'ın bana öğrettiği bir ilim var ki, sen de onu bilemezsin. Zaten sen, benim yanımda bulunmaya da sabredemezsin. Yaptığım işlerin sır ve hikmetini anlayamaz, itiraz edersin.
Musa a.s., talebinde ısrar eder:
- Bana ne dersen onu yapacağım. İnşallah sabredip, hiçbir işine karışmayacağım, der. Hızır a.s.:
- Eğer bana tabi olacaksan, bana hiçbir şey sormak yok, ta ki ben sana ondan söz açıncaya kadar, diye şart koşar. Hz. Musa a.s. kabul eder.
Böylece birlikte yola koyulurlar. Bir müddet yürüdükten sonra bir limana gelirler. Limanda bir gemi demirlidir. Kendilerini gemiye almaları için gemicilerle konuşurlar. Gemiciler onlardan şüphelenir, almak istemezler. Fakat reisleri, “bunlar yüzleri temiz adamlar, bırakın binsinler” der. Gemiye binerler.
Bu sırada, bir serçe geminin kenarına konup, bir yudum alıp uçar. Hızır a.s., Musa a.s.'a der ki:
- Seninle benim ilmimiz Rabbim'in ilmine kıyasla, o serçenin aldığı bir yudum su kadar bile değil.
Gemi yol alır. Hızır a.s., gemicilerin ortalıkta görünmediği bir sırada, birkaç tahta sökerek gemiyi deler. Musa a.s.:
- Gemidekileri boğmak mı istiyorsun? Yaptığın şaşılacak bir iş, der. Hızır a.s., şartı hatırlatır
- Benimle arkadaşlık edemez, gördüklerine sabredemezsin dememiş miydim, der. Musa a.s. unuttuğunu, mazur sayılması gerektiğini söyler.
Nihayet bir sahilde gemiden inip, yürüyerek yollarına devam ederler. Karşılarına oyun oynayan çocuklar çıkar. Aralarında Ceysur isimli bir çocuk vardır. Hızır a.s. o çocuğu öldürür. Musa a.s. şaşırır, öfkelenir:
- Kısas hakkın yokken, suçsuz bir kimseyi öldürdün. Doğrusu çok kötü bir şey yaptın, der. Hızır a.s.:
- Bu seferki karşı çıkışın öncekinden daha ağır oldu, diye karşılık verir. Musa a.s.:
- Tamam, bu seferlik affet. Eğer bir daha aynı hatayı işlersem benimle arkadaşlığını kesebilirsin. Seni haksız bulmam, der.
Tekrar yola koyulurlar. Bir beldeye varırlar. Karınları açtır. Ahaliden yiyecek isterler. Fakat kimse onları ağırlamaz. İki garip yolcuya birşey vermeyip aç bırakacak kadar alçalmışlardır. Hz. Musa a.s. üzülmüş, biraz da kızmıştır. Oradan uzaklaşırlarken, kimi taşları düşmüş, yıkılmak üzere olan bir duvar görürler. Hızır a.s., taşları yerine koyar, duvarı düzeltip sağlamlaştırır.
Musa a.s., artık sabredemez. Şart aklındadır, ayrılığa sebep olacağını da bilir. Fakat belde ahalisinin kötülüğüne karşılık Hızır a.s.'ın onlara iyilik yapmasına bir anlam veremez, itiraz eder:
- İsteseydin duvarın tamirine karşılık onlardan bir ücret alırdın, der.
Gerçi bu, öncekiler gibi hiddetle yapılmış bir itiraz değildir ama ayrılığın habercisidir. Hızır a.s.;
- Artık ayrılma vaktimiz geldi, der, fakat gitmeden önce sana, yaptıklarımın sebebini anlatacağım:
O deldiğim gemi yoksul gemicilerindi. Her sağlam gemiye el koyan hükümdarlarının gasbından korumak için gemiyi kusurlu hale getirdim. Hükümdar geminin kusurunu görüp, almadan gitti. Gemiciler de daha sonra gemilerini tamir edip, işlerine koyuldular.
Çocuğa gelince; onun anne babası iman etmiş kimselerdi. Çocuk küfre öyle meyilliydi ki, büyüdüğü zaman küfrünün anne babasının halis imanlarına zarar vermesinden korktuk. Onun çocukken ölmesi herkes için hayırlıydı. Hem Allah onlara daha salih bir evlat verecektir.
Duvara gelince; o duvar iki yetim çocuğa aitti ve altında bir hazine vardı. Babaları da çok iyi bir insandı. Allah, çocuklar ergenlik çağına yetişmeden hazinenin ortaya çıkmasını istemedi ki başkaları sahiplenmesin.
Ayrıca bunları kendiliğimden yapmadım, Rabbim'in emrine uydum.
...
Rasulullah s.a.v., bu kıssayı, yukarıda hikâyelendirdiğimize yakın bir şekilde ashabına anlatmış ve sonra şöyle buyurmuştur:
- Allah, bize de, Musa'ya da rahmet etsin! Sabretmesini çok isterdim. Sabretseydi de, görecekleri Allah tarafından bize de haber verilseydi. Eğer acele etmeseydi, daha birçok şaşılacak şey görecekti. (Ahmed b. Hanbel, Müslim) (12.10.2004 14:59)
(bakınız: aşk, allah (c.c), insan, zaman, ben, anne, gece, büyü, baba, sen)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"HIZIR" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|