Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  ŞiirKitapEtkinliklerŞarkılarResimForumE-KartÜyelerGruplarSMS
  Nedir Ana Sayfası
  Son 24 Saat
  Yazdıklarım
  Yeni Terim Ekle
TERİM ARA:
  Kişiler
  Genel
  Yaşam
  Edebiyat
  Güncel
  Toplum
  Bilim
  Din
  Müzik
  Tarih
  Cinsel
  TV Dizileri
  Tüm Terimler

HZ.ALİ HZ.ALİ ile ilgili haberler >>
HZ.ALİ ile ilgili şiirler >>
HZ.ALİ sizce ne demek, HZ.ALİ size neyi çağrıştırıyor?
Terimi Ekleyen: ATATÜRKÇÜ
Eklenme Tarihi: 19.07.2003 22:58
Sayfa: 1 2 3 4 5 7
sonraki sayfa >>

ayine tuttum yüzüme
ali göründü gözüme..
(bakınız: üzüm, yine, gözüm, ayin, ayine)
hewara gule
03.02.2008 13:30

-Giriş-

“Kişi insanlar arasında aklıyla yaşar, bilim ve tecrübeleri aklıyla edindiği gibi.”

“Bilim elde etmek için istekli ve araştırıcı ol.”

“Ben devranın bilginiyim, öyleki (onun) anası-babası gibiyim.”

Bu sözleri İmam Ali’ye ait olduğu bilinen Ali Divanı’dan (Hazreti Emir Ali İbn-i Ubu Talib, Hazreti Ali Divanı, Arapça Çeviri:Vedat Atila, İstanbul-1990, nos. 164,1390,1405) derledik. Bilimin ve deneyimlerin akıl yoluyla elde edilebileceğini söylerken Ali, aynı zamanda iki koşul ileri sürüyor: İstekli ve araştırıcı olmak! Bu iki sözcük, öğrenmenin, eğitim-öğretimin psikolojik ve çevresel koşullarıyla birlikte yöntemlerini de kapsıyor. Üzerinde sayfalarca açıklamalar yapılabilir. Bir düşünen kişi; aklıyla hareket eden, sorgulayarak yargıya varan, soyutlamayı başaran bir kuramcı, kavramlar geliştirir, yorumlar açıklamalar gerektiren özlü sözler söyler ve önermelerde bulunabilir. Bugün İmam Ali’yi, Muaviye’nin ona lanetle başlattığı Emevi anlayışını günümüzde sürdüren Suudi Vahhabileri gibi değerlendirip küçümseyen ve Halife Osman’dan (644-656) sonra beş yıl kadar İslam imparatorluğunu yönetmiş başarısız, sıradan bir halife olarak görenlerle; bilgeliği, erdemleriyle birlikte bilginliği ve bilimsel düşüncelerinden habersiz ve onu sadece doğaüstü güçleri ve kerametleriyle yüceltenler bizim gözümüzde aynıdır. Ali zamanının bilginiydi; Peygamberin ölümünden itibaren “Ali bilim şehrinin kapısı” değil, kendisiydi. Zaten o, alçak gönüllülüğe gerek duymadan “ben devranın(dönemin, zamanın) bilginiyim” diyor. Üstelik bir bilgin, bir alim olarak zamanın ebeveyni, yani ana-babasıdır; öyle söylüyor. Ana-baba çocuklarını korur-kollar, eğitip-yetiştirir, iyiye doğruya yönlendirir. Öyleyse zaman ve o zamanı yaşayanlar, bilginlerin koruması altında olmalı ve onlar yönlendirip yönetmelidir. İmam Ali, ben bir bilgin olarak devranın (zamanın) anası-babasıyım, derken bunları söylemiş olmuyor mu?

Aşağıda, Ali üzerinde yapmakta olduğumuz çalışmadan bir bölüm olan, onun bilimsel kişiliği ve kuramcılığı üzerine kısa bir bakış bulacaksınız. Yazının önemli bir kısmında, başta www.ismaili.net olmak üzere, İslam bilginleri, İmamlar,Ehlibeyt ve Şiilik hakkında bilgiler, araştırma yazıları, makaleler yüklenmiş web sitelerinden yararlanıldı.

1. İmam Ali’nin Bilimsel Kişiliği ve Kuramcılığına Kısa Bakış

Ali bin Abu Talib'in(600-661) erdemlerinin ve niteliklerinin bir portresini çizmek kolay değildir, zira o bilginin kaynağı ve bir erdemler örneğiydi. Gerçekten o, bir canlı bilgi ansiklopedisiydi. Bütün tanınmış sufiler batini (esoteric) bağlarını Ali'ye götürürler.

Abu Nasr Abdullah Sarraj Kitab al-Luma fi't-Tasawwuf (yayımlayan: Nicholson, London, 1914, s. 129) kitabında; Junaid Baghdadi'ye (ö. 910) batıni alanda Ali'nin bilgisi sorulduğu zaman,

“Savaşlarda daha az görevli olsaydı, Ali'nin bizim batıni şeyler üzerinde bildiklerimize çok daha büyük katkısı olabilirdi, çünkü o, kendisine ilm al-ladunni (doğrudan Tanrıdan gelen ruhsal bilgi, gizli ilim) bağışlanmış biriydi” diye yazmaktadır.

Ali, yandaşlarına İslamın, kendi nesnelliği içinde düşünce ile uyum sağlayan, ayrıca kendi yasakları ve buyruklarında da doğa ile anlaşan tek din olduğunu öğretti. İslamın din alanında yarattığı büyük devrim, açıkça aklın üstünlüğünü kabullendiği tutumuyla canlılık kanzandı. Ali insanları akıl ve düşüncenin üstünlüğünü kabul etmeye çağırdı ve onları doğal olaylar üzerinde düşünmeye ve tartışmaya yönlendirdi. Ali'ye göre İslam, herşeyden önce aklın dinidir; kör bir inanç yolu değildir ve bu nedenle mensuplarının, içsel kavrayışa sahip olurken düşünceyi, yeterliliği ve aklı kullanmalarını talebeder; ancak böylece onlar daima adalet ve gerçeğe ilişkin öğretilenler gereğince hareket edebilir ve sağlam bir karakter sahibi olabilirlerdi. Bunlardan dolayı Ali, çeşitli söylev ve konuşmaları aracılığıyla bilimin değerini yüceltti. Onun eğitim ilişkilerinden, bilginin bütün dalları kapladığı ve dinsel bilgiyle sınırlı olmadığı, buna karşılık Araplar'ın sadece teolojinin sınırları içinde durmuş oldukları anlamı çıkmaktadır.

Ali'nin, öğrencisi Abdul Aswad al-Aulai aracılığıyla Arab grameri çalışmalarını kurucusu ve doğru Kuran okuma yönteminin yaratıcısı olduğu bilinmektedir. Ali'nin çalışmaları, Sharif al-Razi Zul Hussain Muhammad bin Hussain bin Musa al-Musawi (ö. 408/1015) tarafından, “Nahjul Balagha” (Güzel konuşma yöntemi) adıyla çok geniş bir özet (compendium) içinde toplanmıştır. Bu onun, konuşmaları-vaazları, mektupları, tartışmaları, öğütleri, tavsiyeleri; ceza, sivil ve ticari hukuk sistemlerine ilişkin hükümleri, mali ve ekonomiksorunlar için çözüm önerileri antolojisidir; kitap ahlak, bilim, teoloji ve felsefe üzerinde yazılan en erken İslami örneği temsil etmektedir. Kendi özgün dokunulmazlığı içinde yapıt, Şiiler tarafından Kuran'dan sonra ikinci derecede saygı görür.

Onun tartışma konularını incelediğimiz zaman, 1300 yılı aşkın zaman önceki birçok çağdaş bilim kuramlarının Ali tarafından ortaya atılmış olduğunu göreceğiz. 9.yüzyıl yazarlarından Şeyh Ali bin İbrahim al-Kummi “Wassaffat”da, bir keresinde dolunaylı bir gecede Ali'nin şöyle söylediğini yazmakta:

“Gökyüzünde gördüğünüz yıldızlar, onların hepsi bizim dünyamızın şehirleri gibi şehirleri vardır.Her kent dikey doğrultuda bir ışık ışınıyla(huzmesiyle) bağlıdır ve bu dik çizginin uzunluğu, gökyüzündeki iki yüz elli yıllık bir yolculuğun uzaklığına eşittir.

Fransız bilim adamı Monsieur Xion bu sözlerden öylesine etkilenmişti ki, şunları ifade etmek zorunda kaldı:

“Bin yıl önce herhangi bir araca ve gerece başvurmaksızın böyle bir bilgiyi veren bir kişi, sadece bir insan gözü ya da zihnine sahibolamaz, fakat o Tanrısal bilgiye sahip olmuş olmalı; böyle bir dinsel rehber ve öndere sahip İslam gerçekten göksel bir din olmalıdır. Ki bu din, onun kurucusuna ardıl olan kişinin, insanüstü akıl ve bilgiye sahip olduğu gerçeğiyle kanıtlanmış (olarak) duruyor.”

Rivayet edilmektedir ki Ali, Mısırlı astrolog Sarsafil'e şu soruyu sormuş: “Söyle bana, Venus yıldızının uydular (tawabi) ve sabit yıldızlarla (jawami) ilişkisi nedir? ” Sarsafil, sadece Grek astronomisini bildiği için yanıt verememişti. Uydular için Arapça tawabi sözcüğü kullanılır ve “izleyenler” anlamındadır. Gerçekten de bir uydu, gezegenin çevresini dolaşan bir “izleyen-takibeden”dir. Benzer biçimde, sabit yıldızlar için kullanılan jawami sözcüğü “biraraya getiren-toplayan ve birarada olanlar” anlamındadır ve gerçekten güneş ya da bir sabit yıldız, biraraya toplanıp çevresinde dönen bütün gezegenleri korur. Ali'nin bu terminolijileri ne denli doğruydu?

Bir kere bir kişi Ali'ye sordu:

“Yer ile güneş arasındaki uzaklık ne kadardır? ” Ali yanıtladı:

“Bir atın gece gündüz ara vermeden yeryüzünden güneşe doğru koştuğunu farzet; onun güneşe ulaşması için tam 500 yıl geçerdi.”

Bunun hesabı yapılırken, bir Arap atının satte normal olarak 22 mil hızla koştuğu bilinmiş olmalıydı. Böylece at 500 yıl içinde, güneş ile dünya arasındaki uzaklığı belirten 95,040,000 mil yol alacaktı. Anımsanmalıdır ki, güneş ile dünya arasındaki aynı uzaklık Rönesans döneminde Avrupa'da genel olarak kabul gördü.

Batılı bilim adamları, başka bir düşünce çerçevesinde 18.yüzyılda aynı uzaklığı ortaya çıkarmışlardı. Dünyadan saatte 10 000 mil hızla uçan bir jet uçağı 11 yılda güneşe ulaşabilir. Bu yöntem dahi uzaklığın 95,040,000 mil olduğunu göstermektedir (bkz. “The Book of Knowledge” edt. E.V. McLoughlin, New York, 1910) . Çağdaş bilim gösteriyor ki, yeryüzünün güneşe en yakın olduğu Ocak başlarında yerden uzaklık 91,400,000 mil ve en uzak olduğu Temmuz ayında bu uzaklık 95,040,000 mil olmaktadır. Öyleyse o kişi, yukarıdaki soruyu Ali'ye, büyük olasılıkla Temmuz ayında sormuş olmalıydı.

Philip K. Hitti “History of the Arabs” (London, 1949, s. 183) kitabında diyor ki:

“Savaşırken yiğit, danışırken zeki, konuşurken akıcı ve anlaşılır, dostlarına karşı dürüst, düşmanlarına alicenap olan Ali; hem İslam yiğitliğinin (şövalyeliğinin) tek örneği hem de adının çevresinde şiirler, atasözleri, kısa dinsel özlü sözler ve sayısız erdem ve yiğitlik öyküleri (anecdots)) anlatılan Arap geleneğinin Süleymanı oldu.”

William Muir, Ali'nin hayranlarından biriydi ve “The Caliphate, its Rise, and Fall” (London, 1924, s. 288) yapıtında şunları yazıyor:

“Ali'nin karakterinde övülecek ve saygı duyulacak pek çok şey vardır. Ayaklarına kapanmış (teslim) olan Basra kentine, cömertçe bir sabırla çok kibar ve hayırsever davrandı. Sürekli entrikalar ve acımasız isyanlarla onun sabrını taşırmış olan fanatiklere karşı öcalma duygusu göstermedi.”

Ali İbn Abu Talib’in Ali Divanı’ndaki(No.1197) “ kim benden birşey için yardım isterse, yıldız kayması hızıyla ona koşarım” sözü acaba sadece onun büyük cömertliğini, yardımseverliğini mi gösteriyor? Ya da kendisinden yardım isteyenlere, Ali olabilecek en büyük hızla yardım ettiğini mi anlatıyor? Zahiri (dışsal) anlamda bu söz iki açıklamayı da kapsar. Ama Ali’ye inananlar, ona “Ali evvel Ali ahir, Ali batın Ali zahir”diyen Alevi toplumu tarafından batıni (içsel, mecazi) anlamda şöyle anlaşılır: Ali nerede çağrılırsa orada hazır ve nazırdır; sıtk-ı bütün olarak, yani kalpten inanarak, “ya Ali medet! ” derseniz, anında imdadınıza yetişir.

İmam Ali, kendisini yardıma çağıranların yardımına koşmasındaki hızının ölçüsünü, dörtnala koşan

Arap atının ya da yaydan çıkan okun hızına neden benzetmemiş de, bir anda yanıp sönen yıldızkayması ışığına benzetiyor? Acaba o, saniyede 312 500 km.olarak hesaplanan ışık hızının ilk habercisi miydi? Yukarıdaki örneklemeler de gözönüne alarak söylersek, bir başka deyişle ışık hızının ilk kuramcısı Ali olamaz mı?

Son olarak aşağıda birkaç batılı yazarın daha Ali hakkındaki görüşlerini vermek istiyoruz:

R.A. Nicholson, “A Literary History of the Arabs”, Cambridge, 1953, s. 191:

“O cesur bir savaşçı, akıllı bir danışman, dürüst bir dost ve alicenap bir düşman idi. Şiirde ve düzgün konuşmada en ilerideydi; dizeleri ve sözleri -onlardan ancak bazılarının aslına uygun olduğu düşünülmesine rağmen-, Doğu Muhammedileri arasında çok meşhurdur.”

Charles Mills, “A History of Muhammadanism”, London, 1817, s. 84:

“Haşimi ailesinin başı Peygamber’in damadı ve kuzeni olarak Ali'nin, Muhammed'in ölümü üzerine hemen halifeliğe geçirilmemiş olması açıkça inanılmaz ve takdir edilemez bir durumdur. Onun doğuşu dahil evliliğinin avantajına, Muhammed'in yakın dostluğu, en önde gelen sahabiliği de eklenmişti. Abu Talib oğlu Ali İslamı ilk kabul edenlerin başında geliyordu ve Muhammed'in, kendisine Musa'nın Harun'u kadar yakın olduğunu söyleyecek kadar da gözdesiydi. Onu, bir hatip olarak başarısı ve bir savaşçı olarak yiğitliği bir millete sunmuştu. Ali’nin içindeki kararlı cesareti erdem, belagatı (güzel konuşması) ise akıldı, bilgiydi.”

Dr. Andrew Crichton, “History of Arabia and its People”, London, 1852, s. 307:

“Bu prens (Ali) , bir ozanın, bir hatip ve bir askerin yeteneklerini birleştirip, üzerinde toplamıştı; zira o kendi ilgi alanlarında en cesur ve en güzel konuşan kişiydi. Ockley tarafından İngilizceye çevrilmiş olan Ali’nin 169 özdeyiş ya da ahlak kuralları; onun aklından, ilim ve irfanından bir anıt olarak kolleksiyonunda hala ayakta duruyor.”

Thomas Carlyle de “Heroes and Hero-worship” (London, 1850, s. 77) kitabında şöyle yazıyordu:

“…bu genç Ali'ye gelince, kimse ona sevmek dışında birşey yapamaz.. Onun kendisinin gösterdiği gibi zamanının ve sonraki zamanların, sevgi ve cesaret dolu, yüce ve çok akıllı bir yaratığıydı. Hristiyan şövalyeliğininin gerçek ve incelik içeren sevgi değerlendirmesi ile, ondaki şövalyelik tam bir arslan cesaretiydi...”

Halifeliği dönemindeki iç çatışmalara, savaşlar ve çeşitli anlaşmazlıklara rağmen, Ali devlet içinde birçok reformlar yaptı. İlk kez o, toprak sahibi köylülerden yıllık arazi vergisi almayı uyguladı. Ticaretini at üzerinde (gezginci çerçi ticareti?) yapanları vergiden muhaf tuttu. İlk kez o, devletin gelir kaynağına ormanları da dahil etti ve onlar üzerine zorunlu vergi getirdi. Ayrıca yoksullar için, kendine özgü bir “fakirlere yardım vergisi” koydu. Yargıçlar için İslam yasalarını (Şeri hükümleri) bir sisteme bağladı. Devlet sınırları içinde taş kırıkları (mıcır) dökerek ilk stabilize yollar yapan Ali oldu ve tanınmış Astkhar kalesi gibi bazı kaleler yaptırdı. Orduyu yeniden organize etti ve çeşitli yerlerde askeri karakollar kurdu. Ayrıca Fırat ırmağı üzerinde ilk kez o sağlam bir köprü yaptırdı.

Ali'nin halifelik yılları aynı zamanda eğitim düzeyinin çok yükseldiği dönem olarak bilinir. Ali eğitim-öğretimi kendi koruması altına almış olan ilk halife idi. Bunun sonucu olarak, Küfe'de okuyan 2000 civarında öğrenciye devlet hazinesinden karşılıksız burs vermişti.

Yazıya, gerçekten tamamlanmasına katkısı olacağına inandığımız, kısa bir bölüm daha eklemek istiyoruz. Bu, “Görmediğim Tanrıya Tapmam” (Alev Yayınları, İstanbul 1996, s.125-128) kitabımızın “İmam Ali’nin akıl ve gönül penceresinden Derviş Baba’nın gördükleri” bölümünden birinci kısım olacak. Derviş Baba, Ali’nin aşağıdaki sözlerini yedi kıtalık bir şiirle yorumlamaktadır:

2. Ali’nin Siyaset Felsefesi: “Utançtır Yoksulu Ezmek, Ona Zulmetmek...”

38- Dünya her zaman iki karşıt halde bulunur; biri yokluk ve

yoksulluk, diğeri bolluk ve rahatlık..

77- Malı yalnızca kendin için kazanılmış olarak düşünme, Allahın

senden kuvvetli olduğunu unutma ondan kork ve malını paylaş.

677- Utançtır insana, evinde serilip yatarken komşusunun üstsüz başsız

bükülerek açlıktan (kıvrılıp) yatması.

467- Nasıl bir hastalıktır, sen evinde tok yatarsın etrafında deriyi

kemirmeğe hasret yürekler varken.

1187- Benim evim gelen herkesin kendi ortamıdır, kilerimiz yiyecek

alana açıktır.

1188- Bütün varımızı sunarız, sadece ekmek ve sirke olsa da.

24- Geçim sağlama isteği, beklemekle elde edilmez.Ama sen de

susuzluğunun giderilmesi için kovanı kuyuya göndermelisin.

25- Gün be gün kova sana suyla gelecektir. Çamuru çok suyu az da olsa

su getirecektir.

1184- İnsanlar bana diyor ki çalışıp kazanmak utançtır. Dedim ki utanç

çalışmayıp hazır yemektir.

26- Çok kimse çalışıp çabaladığı halde zenginliğe ulaşamazken, bir

diğeri hiç çaba harcamadan zengin olmuştur.

27- Ve hiç durmadan mal üstüne mal topladılar

366- Kişiyi ev barındırır, hırkası üstünü ayıbını örter;

ölmeyecek (gereksinimi) kadar yemek yetmez mi insana?

129- Geçimini doğruluk kapılarından iste, kat kat artarak gelecektir.

149- Geçimini şerefsizlikle elde etmeyi isteme. Nefsini yükselt düşük

isteklerden.

157- Mal noksanlığı- kişinin zengin olmaması- aklın yetersizliğine

yorumlanır, zeka fışkırsa da ahmak kabul edilir.

1168-(Oysa) malı çok olmasa da saygın kılabilir kendini kişi, nice

zengin insan vardır ki zenginliğiyle zelildir (kişilik yoksunudur) .

678- Utançtır yoksulu ezmek, ona zulmetmek...

164- Kişi insanlar arasında aklıyla yaşar, bilim ve tecrübeleri

aklıyla edindiği gibi.

(Hazreti Emir Ali İbn-i Ubu Talib, Hazreti Ali Divanı,

Arapça Çeviri Vedat Atila, İstanbul-1990)

“Bir gün Tanrı arslanı Ali keremullahı vecheye (iki yüzü Hakka dönük) sordular: Tanrıyı görürü müsün ki taparsın? Ali eder: ‘Görmesem tapmayıdım(tapmaz idim) ” 1

Ali'm Sen Alimsin



Ali'm sen alimsin biz bilmiyoruz

Gizemine akıl erdirmiyoruz

Dinsel dünyada görüşün nesnel

Sen maddeciymişsin biz görmüyoruz

“Dünyada karşıtlık var” ne demektir

Açıkça diyalektik düşünmektir

Dilindeki “akıl, bilim, emektir”

Sosyalistmişsin de biz görmüyoruz



Sözün açık yorumlamak gerekmez

Tok olan varlıklı açları görmez

Emek sömürücü seni hiç sevmez

“Paylaş” demeni hiç düşünmüyoruz



“Kişinin barınacak evi olsun”

“Giyecek hırkası devliği olsun”

Yani ihtiyacı kadar pay alsın

Demek komünistsin de görmüyoruz 2



Emek sermay' çelişkisin görmüşsün

“Varlık şerefle sağlanmaz” demişsin

Aklı öne alıp bilg'üretmişsin

Sen bir öğretmensin biz görmüyoruz



Ali'm sen Tanrıyı insanda gördün

Onu “görmeseydim ben tapmam” derdin

İnsana sen Tanrı değeri verdin

Evvel ahir sensin biz görmüyoruz



Peygamber “bilimin kapısı” dedi

Övdü seni kızı Fatma'yı verdi

Derviş Baba ya Ali meded! dedi

Sen aramızdasın biz görmüyoruz

1 Kaynaklar: Hacı Bektaş Veli, Makalat, Haz. Sefer Aytekin, Emek Basım Yayımevi: İstanbul, 1954, s.73; Shihabaddin Shah Hoseyni'den W. İvanow'un İngilizceye çevirdiği True Meaning or Religion of Risala dar Haqiqat-e Din'den (Bombay 1947, s.72) aktaran Henry Corbin, Temps Cyclique et Gnose Ismaélienne, Paris 1982, s.143:...par exemple, attribué au Premier Imam: Je n'adorais jamais un Dieu que je ne verrais pas (Görmediğim bir Tanrıya asla tapmazdım) Ve yine Kolayni “Usul-u Kafi I, 98”de İmam Cafer Sadık’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Birisi, Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) 'ın yanına gelerek dedi ki: 'Ey

Müminlerin Emiri, kulluk ederken hiç Rabb'ini gördün mü? ' Ali (a.s) cevaben

şöyle buyurdu: 'Yazıklar olsun sana! Ben görmediğim Rabb'e kulluk etmem.' Sonra

da şöyle devam ettiler: 'O baştaki gözle görülmez; ancak O'nu kalpler iman

hakikatleriyle görür.”
bilimselbakış
30.01.2008 18:25

ilim kapısı...

diyor ki:

'“Akıllının dili, gönlünün ötesindedir. Ahmağın gönlü ise, dilinin ötesindedir.”'
(bakınız: akıl, esin, ilim, kapı, akıllı, ağın)
Mâi Eflatun
07.10.2007 21:50


Hz. Ali, Fatıma’yı istemek üzere Peygamberimiz
(s.a.s) ’in huzuruna gitti. Ancak,
söyleyeceklerini sanki unutmuştu, neredeyse dili tutulmuştu.
Hz Peygamber (s.a.s.) “ Her halde Fatıma’yı istemeye geldin”
diyerek ona yardımcı oldu. Hz. Ali sevinç içinde “ evet “ dedi.
Ancak, verecek mehri yoktu.
Bu konuda da Peygamberimiz (s.a.s.)
yardımcı oldu. Zırhın mehir olarak değerlendirebileceğini hatırlattı.
Fakat bir de düğün yemeği vermek lazımdı. Ashabtan bir zat,
Hz. Ali’ye bir borç verdi. Ensar da aralarında mısır topladılar,
düğün yemeği hazırlandı. Peygamberimiz (s.a.s.)
Hz. Ali ve Fatıma’ya
“ Allah’ım, ikisini mesut et, onlar hakkında evliliklerini hayırlı kıl”
diye dua etti. Hz. Ali’nin evinde eşya olarak bir hasır, yastık,
içi lif dolu bir yatak, çömlek ve testi gibi şeyler vardı.
Bunları da zırhını satarak elde ettiği para ile almıştı.
O paranın bir kısmı ile de Hz. Fatima için ziynet almıştı.
Rasul-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Fatima’ya çeyiz olarak
“Bir kumaş yaygı, bir kırba (su testisi) ,
yastık, içi ot dolu bir yatak” hazırlamıştı.
(bakınız: para, evlilik, huzur, emek, peygamber, gibi, lara, değer, söyle, istemek)
elif_56
04.09.2007 11:30

dünya islamiyetle nurlanırken nur ışığı resullah ışığı koruyan hz alidir, alevi ve tüm dünya henüz bunun farkında olamıyor ve cehalet icerisinde onlara yönelipdünya nimetlerine dalmış ama ahirette onlar bize ışk olacak onlarla günahlarımızın affını isteyceğiz yazık buna cok üzülüorum herkesin doğru yol olan ve kurtuluş olan kuruna veehlibeyt'e inanmamız gerekir.allah herkese iman ve nefsinin esiri olmktan korusun.....!
(bakınız: dünya, alevi, islam, ahiret, esin, doğru, günah, iman, kurt, islamiyet)
kadere bak
26.08.2007 18:03

Son halife. Efendimizin(s.a.v) damadı. İlim deryası.. savaş meydanlarının haydar-ı kerrar ı..
(bakınız: savaş, ilim, efendim, derya, efendi, halife, meydan, s.a.v, anlar, dama)
geceninrengi
18.05.2007 11:29


İlmin kapısı..
(bakınız: kapı)
selim bay
16.02.2007 09:57

kefenim biçilse mezar kazılsa,
yine geçmem ala gözlü şahımdan...
(bakınız: yine, mezar, kefen)
DiCLe Ve FıRaT aŞkI MeMLekETiM
19.01.2007 12:26

Ahiretini dünya ile satma. Bilmediğin şey hakkında konuşma.
Vazifen olmayan şeye karışma. Ve her işi kendi ehline bırak.

Açık kalpli, mert düşman, içinden pazarlıklı dosttan iyidir.

Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.

Akıllı olan kemal, cahil olan mal ister.

Amelsiz sevâb dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.

Allah katında insanların en kötüsü, hayatında midesini ve şehvet güdüsünü doyurmaktan başka hedefi olmayan kismedir.

Allah seni özgür yaratmışken, başkasının kölesi olma.

Asıl yetimler, anadan ve babadan yoksun olanlar değil, akıldan yoksun
olanlardır.

Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken, başkasını ayıplamandır.

Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir.

Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayallerine güvenir.

Bilgin bir söz ehli olamıyorsan, hiç olmazsa dikkatli bir dinleyici ol.

Bilgin ölü olsa bile diridir. Cahil ise diri olsa bile ölüdür.

Bilgisiz, bilmediğini sormaktan utanmasın. Alim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah’u Teâlâ bilir’ demekten sakınmasın.

Can gözü kör olunca, gözle görüşün bir yararı yoktur.
(bakınız: dost, insan, hayat, baba, büyü, dünya, akıl, susmak, cahil, hayal)
Maharaj
05.01.2007 19:18

Sayfa: 1 2 3 4 5 7
sonraki sayfa >>

  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu


16.05.2008 19:48:53
» Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
çiçekçi - antibakteriyel el temizleme - çiçekçi - perde - tatil - Sağlık - butik otel - evden eve nakliyat - Burun Estetiği - kemerburgaz emlak - Poşet - Hastaneler - iddaa - Zayıflama Bandı - Psikoloji Psikolog - haberler - Sahibinden Araba ilanı - Prefabrik Ev - böcek ilaçlama - estetik cerrahi - son dakika - stor perde - çiçek siparişi - Özel Hastaneler - Güneş Yanığı - lazer epilasyon - Güzel Sözler - çiçek - perde - estetik cerrahi - kiralık tekne - perde - Hastane - çiçek - İnsan Kaynakları - evden eve nakliyat - perde - web tasarım - çiçekçi - bölme duvar - evden eve nakliyat - burun estetiği - Sadece Türkçe Oyunlar - estetik dişhekimliği
[Buraya reklam verin]
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim