|
|
 |
 |
|
KEMALİZM |
KEMALİZM terimi
ATATÜRKÇÜ
tarafından 19.07.2003 tarihinde eklendi |
KEMALİZM sizce ne demek,
KEMALİZM size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Kemalistler demokrat olabilir mi?
İnsanlarımızın birçoğu, askerin siyasetin ‘üstünde’ olması gibi, Kemalizm’in de ideolojilerin, hatta zihniyetlerin ‘üzerinde’ olduğunu sanıyor. Böylece ortaya ‘demokrat’ olduğunu söyleyen Kemalistler bile çıkabiliyor. Bunların bazıları da askerî bürokrasiden çıkıyor.
Türkiye’yi daha demokrat olmaya zorlayan AB’nin kriterlerine karşı çıkan bu bürokratlar; gene de kendilerini böyle tanımlayabiliyor... Ancak bazılarının hakkını yememek lazım: Mesela Özkök kendi ifadesiyle eleştiriden ders çıkarmaya yatkın biri... Bunu ne derece uygulayabildiğini bilemesek de, Özkök’ün birçok meslektaşına nazaran en azından daha serinkanlı ve sağduyulu bir asker olduğunu söyleyebiliriz. Geçenlerde yapılan bir söyleşide demokrat olmasının gayet tabii olduğunu; çünkü demokratlığın Atatürk’ün yol gösterdiği Batı değerleri arasında yer aldığını ifade etmişti. İşin püf noktası da tam burada: Anlaşılan askerî bakış açısından demokratlık kendi başına bir amaç değil... Eğer Atatürk Batı’yı işaret etmemiş olsaydı veya Batı demokrat olmasaydı, onlar da demokrat olmayacaktı.
Demokrasinin bir araç olduğunu söylemesiyle inanılmaz bir baskı altına alınan siyasi liderlerin olduğu bir ülkede; daha da ‘radikal’ bir adım atarak demokratlığın araç olduğunu itiraf eden bir askere herhangi bir eleştiri gelmemesi, hatta bunun demokrat olmanın bir kanıtı gibi sunulması ayrıca kayda değer. Çünkü buradaki felsefi hiyerarşi tam aksi yönde: Toplumsal bir karar mekanizması olan demokrasi gerçekten de sadece bir araç. Oysa demokratlık bir duruş, hayat karşısında bir tavır alma, tercihler önünde ahlâki bir tutum, kısacası bir zihniyet. Zihniyetler ve onların içinde şekillenen ahlâki pozisyonlar ise araç olmak bir yana, diğer bütün alanlardaki algılamayı belirleyen bir altyapı hüviyetinde. Dolayısıyla sahip olduğumuz ideolojiler zihniyet tercihlerini mümkün kılmazlar; tam aksine bilinçli veya bilinçsiz olarak sahip olduğumuz zihniyetler, hangi ideolojiye kayacağımızı ima eder, o ideolojinin içini doldururlar.
Kemalizm otoriter zihniyetin üzerine oturan, onunla hayat bulan bir ideoloji. Tarihi milletlerin güç mücadelesi olarak algılayan; hayatın dinamiğini çatışmada arayan; tek yönlü doğrusal bir gelişme şemasına dayanarak ‘ileri’ olanı tanımlayan; söz konusu ‘ileri’yi kendisinin bildiğine vehmeden; kendi vehminden meşruiyet üreten; bu meşruiyete dayanarak toplum üzerinde baskı kurmayı normalleştiren; siyaseti toplumsal çatışma olarak anlayıp, kamusal alana el koyan; toplumu kendi normatif tanımına göre homojenleştirmeye çalışan; ve bütün bunları ‘bilimsellik’ ve ‘çağdaşlık’ adına yaparken, kendisini kutsallaştırıp takipçilerini ise toplumun ‘asli’ sahipleri kılan bir ideoloji...
Oysa demokratlık bilginin nesnelliğini felsefi olarak reddeden; insanı ortak bir öznelliğe mahkûm ederek, birlikte yaşamanın kurallarını koymak üzere onları ‘konuşmaya’ mahkûm eden bir zihniyet. Toplumu eş düzeyli ve heterojen bir yapı olarak, dahası zaman içinde her türlü tercihe hak sahibi bir özne olarak algılayan bir bakış... Bu nedenle demokrat birinin Kemalist olması mümkün değil. Nasıl ki Kemalistlerin de demokrat olmaları mümkün değilse... Askerî bakış açısından demokratlık sadece ‘modern bir hal’; sanki uzaktan bakıldığında anlaşılan bir tipleme... Kemalistler ‘demokrat’ olmak değil, demokrat sayılmak istiyorlar; çünkü böylece çağdaşlıktan geri kalmamış olacaklar... Aralarında daha hoşgörülü veya özgürlükçü nüanslar taşıdıkları ölçüde kendilerini demokrat sananlar da çıkıyor. Ancak bu Kemalizm’i pekiştiren bir yanılsamadan, yani otoriter zihniyete meşruiyet sağlayan bir yakıştırmadan öte bir şey değil.
09.06.2003 /E. Mahçupyan/Zaman (19.09.2003 14:30)
(bakınız: insan, mustafa kemal atatürk, çile, hayat, zaman, türk, özgürlük, laz, din, gerçek)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Kemalizm bir travma mı?
Kemalizm konusunun böylesine hayati hale gelmesinin nedeni, Türkiye’yi yönetenlerin her fırsatta bu ideolojiye yaslanmaları ve istemedikleri her türlü toplumsal talebi bu ideolojiye referansla bastırmaları.
Öyle ki Kemalizm belirli bir kesimi ‘rejimin sahipleri’ haline getirmekle kalmıyor; bu kesimin gayretiyle toplum üzerinde hegemonya kurmanın aracına dönüşüyor. Sonuçta Kemalizm kutsallaştığı ölçüde, bu ideolojiyi temsil eden hiyerarşi siyaset ‘üstü’ hale gelirken; Türkiye toplumu da Kemalizm’in belirleyiciliğine, rehberliğine ve sınırlamalarına muhtaç ve mahkûm bir kitle olarak siyaseti seyrediyor...
Bugün toplumun ezici çoğunluğu Avrupa Birliği’ne üye olmaktan ve gereken reformların yapılmasından yana. Bu ülkede insanlar üzerlerindeki dar ideolojik kılıflardan sıyrılıp dünya vatandaşı olmak için istek duymaktalar... Ancak gözümüz askerde... Gizli bir kabulle, onlar ‘evet’ demedikçe bu işin olmayacağını ‘biliyoruz’. Bu nedenle askerlerin her beyanı özel bir ihtimamla ele alınıyor; Ankara muhabirlerinin çabası askerin niyetini anlamaya hasrediliyor. Anlaşılan asker AB’ye karşı değil ama bize has özelliklerin dikkate alınması koşuluyla. Yani Müslüman ve Kürt kimliğinin potansiyel bir siyasi tehlike olarak kabul edilmesi halinde. Bu bakış Kemalizm’in topluma travmatik yaklaşımından başka bir şey değil; ve askerler bu travmatik bakışın AB kriterlerinden daha önemli olduğunu söyleyerek, AB yandaşı olduklarını savunuyorlar. Öte yandan niçin AB karşıtı olmadıkları konusunda da tek gerekçeleri bunun “çağdaşlaşma hedefinin jeopolitik ve jeostratejik bir zorunluluğu” olduğu. Yani AB bir toplumsal yaşam modalitesi olarak, demokrasi ve özgürlükler açısından herhangi bir anlama sahip değil. AB bir araç... Kemalizm’in çağdaşlaşma hedefi nedeniyle “zorunlu” hale gelmiş olan bir adım, o kadar.
Siyaset ‘üstü’ olan askerin böylesine araçsal bir bakışa sahip olması ve Kemalizm’i evrensel insani kriterlerin ‘üstünde’ sayması ise, bizzat askeri araçsallaştırıyor. Çünkü şimdi asker, AB karşıtları için bir kaldıraç veya bir sıçrama tahtası hüviyetinde. Askerin bu biçimde kullanılmasıyla birlikte Kemalizm’e de neredeyse dinsel bir anlam yükleniyor. Artık Kemalizm ülkenin bekasını sağlayan, Türk kimliğini ayakta tutan; dolayısıyla dokunulmazlığı olan bir kutsal öğreti sanki... Böylece Kemalizm giderek toplumsal talep ve isteklerin önünü kesmek isteyenlerin bayrağı haline geliyor.
Bu yaklaşım laik kesimi şizofrenik hale getirmiş durumda. Hem AB’yi istiyorlar, hem de AB kriterleri altında Müslümanların yaşayacağı özgürlükten tedirgin oluyorlar. Yani laik kesimin hayalinde ‘Kemalist bir AB’ var. ‘Bir gün gelecek Kemalizm AB’nin savunduğu ideoloji olacak’ türünden saçmalıkları duymamız boşuna değil. Başka bir saçmalık da AB yolunda esnek olmanın sadece AKP’den beklenmesi: Asker bir veri olarak alınıyor, çünkü örneğin Gündüz Aktan’ın mantığıyla Türkiye devrimle kurulmuşmuş ve de “devrimle geleni değiştirmeye çalışmak başlangıçtaki devrim şartlarına dönülmesine” yol açarmış. Anlayacağınız devrimle kurulduysanız işiniz zor... İlelebet devrim koşullarında yaşamak; ya da mukabil bir devrim yapmak zorundasınız!
Yazarın “sosyal psikolojinin temel kuralı” olarak sunduğu bu bakış, Kemalizm’in nasıl bilim ‘üstü’ olduğunu ve bunun bilimi nasıl gülünç hale getirdiğini de ortaya koyuyor. Bugün Kemalizm süreklilik arz eden bir psikolojik travmaya dönüşmüş durumda. Kendini sürekli yeniden üreten, totolojik bir kabullenme... Ama aynı zamanda bürokratik hegemonyanın kalıcılığını ve devamlılığını sağlayan ‘çağdaş’ bir yanılsama.
08.06.2003 /E.Mahçupyan/Zaman (19.09.2003 14:29)
(bakınız: aşk, kürt, insan, hayat, zaman, türk, şizofren, acı, dünya, özgürlük)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Kemalist siyasetin öznesi
İdeolojik söylemin fikirsel tartışma konusu olmasına sık rastlamayız. Çünkü bir ideolojinin kavranmasına yönelik entelektüel talep genellikle sınırlıdır. Söylemin asıl işlevi ise, ideolojinin siyasallaşma biçiminin ve önermelerinin meşruiyetinin sağlanmasıdır. Öte yandan her ideoloji farklı bir siyasallaşma biçimi üretir.
Örneğin otoriter zihniyetten beslenen ideolojiler, bu ideolojiyi taşıyan özneler arasında belirgin bir hiyerarşi oluşturdukları gibi, kolayca algılanan bir merkeziyetçiliğe de neden olurlar. Böylece herkes kimin yetkili olduğunu hemen bilir ve otoritenin referans alınmasına ilişkin hiçbir belirsizlik yaşanmaz. Hatta kişiler söz konusu otoriteyi konuşmaya ve tavır almaya zorlarlar ki, kendileri de ne yapacaklarını ve hangi tutumu takınacaklarını bilsinler. Bu durum en tepedeki otoritenin olası söylemi etrafında zımni bir hiyerarşinin varlığını ifade eder: Otoritenin hangi görüşte olduğunu bildiğini öne sürenlerin prestiji artar ve bu kişiler ara referanslar haline gelirler... Nihayet otoritenin kendisi de bazen kasten susarak, bir tehdit atmosferi üretebilir ve hegemonyasını pekiştirebilir. Çünkü konuşmamış bir otorite, konuşmasını ertelemekte olan bir otoritedir; ve ondan önce konuşanın daima yanlış yapma ihtimali mevcuttur.
Otoriter zihniyete dayanan bir ideoloji olan Kemalizm de, tepede askerin yer aldığı, daha altta yargının bulunduğu, merkez medyanın ise ara referans olarak işlevselleştiği bir hiyerarşiye sahip. Söylem düzeyindeki çeşitlilikten burada eser yok... Kemalist siyasetin öznesi, tereddüde mahal bırakmayacak biçimde belli. Çünkü her türlü çeşitlilik, merkez pozisyonun iç tutarlılığını ve gücünü tehdit eden bir unsur olarak algılanmakta. Mutlak ve tek referansa dayanmak, Kemalizm’in ne olduğuna ve nasıl anlaşılması gerektiğine de açıklık getirmekte. Böylece siyaset tek bir otorite elinde toplanırken, Kemalizm’in bir yönetim aracı olarak kullanılması da olanaklı olmakta. Anayasamızın dibacesinde Kemalizm’in korunmasının mantığı bu: Bu sadece ideolojik bir hassasiyet değil, ülkeyi otoriter zihniyet altında yönetebilmenin de arkaplanı. Diğer taraftan Kemalizm’in askerin siyasi tekeli altında olması, başka öznelerin Kemalizm üzerinden siyaset üretmesini de engellemekte. Örneğin CHP hem Kemalist olmaktan vazgeçemeyen; hem de Kemalist oldukça toplum nezdinde kişisizlikleşen bir parti hüviyetinde. Diğer bir deyişle bizzat Kemalizm, Türkiye’de merkez siyaseti edilgenleştiren, paralize eden; ve siyasi partilerin toplumla bağ kurmasını neredeyse imkansızlaştıran bir ideoloji... Demokrasiyi devletin uzantısı olarak algılayan, onu içi boş bir ideolojik söyleme indirgeyen; kendisini ise demokrasinin karşısında tanımlamak durumunda kalan bir anlayış.
Görünüşte Türkiye’de ‘demokrasi’ var... Siyasi partiler hükümetler kurmaktalar... Ama bütün temel meseleler ve ana politikalar siyasilerin uhdesinden alınıp askere verilmiş durumda. Asker ise, Kemalizm’in sahibi olarak, bu meselelerin rakipsiz otoritesi. Siyasi özne olma hali o denli etkili ki, askerin somut olarak herhangi bir politikayı hayata geçirmesi gerekmemekte: Söz konusu pozisyonun seslendirilmesi, sivil siyasetin kendiliğinden ve hevesle o politikayı yürütmesiyle sonuçlanmakta. Çünkü aksi tutum Kemalizm’e karşı çıkma anlamını taşıyor... Ve bunu denemeye kalkan siyasi iktidar bu ‘itaatsizliğinin’ uygun bir fırsatta kendisine karşı kullanılabileceğini düşünüyor.
Ancak Türkiye’yi böyle yönetmek artık pek mümkün değil. Siyaset bugün demokrasiyi zorlamakta ve bizleri Kemalizm’le demokrasi arasında tercih yapma noktasına sürüklemekte...
01.06.2003 /Etyen Mahçupyan/ Zaman (19.09.2003 14:25)
(bakınız: aşk, hayat, zaman, türk, para, acı, din, anı, düş, demokrasi)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Kemalist pozisyonun veçheleri
Kalıcı ve yaygın bütün ideolojilerin farklı derinlikteki zihinlere, değişik psikolojik ihtiyaçlara yanıt verme yetenekleri vardır.
Bu yetenek zaman içinde evrimleşerek oluşur ve farklı taşıyıcıların dilinde takipçilerin anlayabildikleri söylemlere ve duygulara dönüşür. Bugün Kemalizm’in de dört tür söylemi ve bunlara uygun taşıyıcısı bulunuyor. Yelpazenin bir ucunda resmi pozisyonun ağırlığını ve saygınlığını yansıtan bir kişileşme ve dille karşılaşıyoruz. Cumhurbaşkanı Sezer bu tavrın örneklerinden biri: Örneğin Sezer’e göre başörtüsünün kamusal alanda serbest olması, laiklik ilkesinin ihlali anlamına geliyor. Çünkü ona göre aksi halde hukuk kuralları çiğnenmiş olacak; bu ise dini kuralların geçerli olduğunu ifade edecektir. Öğretmenler gününde sergilediği bu mantıkla Sezer, dinin görünürlüğünü referans alan ‘negatif’ bir laiklik tanımı yapmakta. Sezer için hukuk bile kendi karşıtlığını ancak dinde bulabiliyor.19 Mayıs mesajında da Sezer laikliği “özgürlüklerin sınırını çizen bir öğe” olarak sunmaktaydı... Bu yaklaşım, laiklik kavramı etrafında somutlaşan bir ‘kamusal alanı temizleme’ ideolojisinin ifadesi. Kemalizm, kendisini kamusal alanın sahibi olarak gören, toplumu devlete bağımlı kılmayı hedeflemekle kalmayıp, meşrulaştırmaya çalışan otoriter bir anlayış...
Seviye olarak bir alta indiğimizde bu meşrulaşmayı sağlamaya yönelik entelektüelimsi bir çaba görüyoruz. Örneğin Hürriyet gazetesinde Özdemir İnce, tarihi Mustafa Kemal’in Nutuk’undan takip etmeyi yeterli bulan; tarihe ve sosyal olaylara bakarken nedenlerle sonuçların yerlerini neredeyse içgüdüsel olarak değiştiren bir aydın tipi. İnce’ye göre Nutuk’la çelişen beyanlar kendiliğinden yanlış veya yalan oluyor. Mustafa Kemal’in herkes gibi tarihsel bir figür olmasını hazmetmek bu tipoloji için epeyce güç. Nitekim İnce, Nutuk’un tek bir bölümünün bile yanlış addedilmesinin, metnin “bir satırına bile inanmamamızı” gerektireceğini söylemekte. Diğer bir deyişle İnce için, Nutuk apaçık bir kutsal kitap. Kemalistler bariz dinsel eğilimler taşıyan ve hayatı alternatif dinselliklerle mücadele cinsinden algılayan total bir ideolojiye sahipler. Böylece kamusal alana ilişkin baskıcı uygulamalara bir tür çağdaşlık kisvesi kazandırılıp, kendini kandırmaya hizmet eden bir yanılsamanın kapısı aralanabiliyor.
Aralanan bu kapıdan giren ise, önü alınması epeyce zor, giderek pespayeleşen bir hamaset oluyor... Örneğin aynı gazeteden Tufan Türenç,84 yıl önce Samsun’a ayak bastığında Mustafa Kemal’in kafasında tam olarak ne olduğunu varsayıp, kendi ‘çağdaş Türkiye’ hayalini de bu varsayıma oturtuyor. Ne var ki hayat devam etmekte ve Mustafa Kemal günümüzde yaşamamakta. Dolayısıyla bugün nasıl yaşanması gerektiğine ilişkin 84 yıl geriye gitmek biraz ‘iddialı’ olabilir. Çünkü o takdirde bazılarının da başka tarihlere gitmeleri caiz olur. Ama Türenç bundan hiç rahatsız değil: Ona göre Atatürk, tanım gereği ve ebedi bir yetkinlikle çağdaşlığı belirlemiş durumda; tabii Türenç’in anladığı biçimiyle...
Böylece otoriter zihniyet, ideolojiden söyleme ve oradan da hamasi kişileştirmeye doğru kayıyor. Her düzlemin kendine göre ve birbirini tamamlayan işlevleri var. En alta indiğimizde ise nedense hiç eksik olmayan bir kategori ile karşılaşıyoruz... Çamur atmayı, yalanı ve ahlaksızlığı gocunmadan taşıyan ve kendilerine ‘Kemalist’ dedikleri gibi; diğer Kemalistlerin de onları öylece kabullendikleri kişiler.
Sonuçta Kemalizm, Kemalistlerin zihinsel ve ahlaki düzeyinden bağımsız değil. Her ideoloji gibi, o da kendi taşıyıcılarının elinde tarihteki yerini alıyor.
30.05.2003 /Etyen mahçupyan/Zaman (19.09.2003 14:23)
(bakınız: aşk, ölüm, mustafa kemal atatürk, çile, hayat, zaman, türk, yalan, özgürlük, gitmek)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"KEMALİZM" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|