KÜBA nedir? KÜBA kimdir?
Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  ŞiirKitapEtkinliklerŞarkılarResimForumE-KartÜyelerGruplarSMS
http://nedir.Antoloji.Com
  
Arayın :
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
 
  Kişiler
  Genel
  Yaşam
  Edebiyat
  Güncel
  Toplum
  Bilim
  Din
  Müzik
  Tarih
  Cinsel
  TV Dizileri
- ahmet bedevi (5)
- ıhlamurlar a.. (488)
- agah (9)
- my immortal (7)
- mareşal (6)
- sansür (17)
- ateş (33)
- zelal (17)
- bilgisayar p.. (17)
- kabir azabı (153)
- telefon mesa.. (20)
- emtia (3)
- kabe (38)
- amatör resim (1)
- sevda (104)
- bedbaht (9)
- nakşibendi t.. (129)
- kahpe (17)
- fatma (49)
- kokoş (12)
KÜBA KÜBA terimi kara han tarafından 15.03.2004 tarihinde eklendi
KÜBA sizce ne demek,
KÜBA size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
<< önceki sayfa
Sayfa: 1 2 3 4
sonraki sayfa >>
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
bir kitap:Küba Devriminin İçinden
Yazarı: Julia E. Sweig
Küba Devrimi hakkındaki genel kanı onun bir kırlardan şehirleri kuşatma öyküsü olduğudur. Oysa Küba kentlerinde Llano adlı çok güçlü bir yer altı mukavemet örgütü vardı. Küba Devlet Konseyi, Tarihsel Olaylar Bürosu arşivlerini incelemesine izin verilen tek sosyal bilimci olan Julia E. Sweig, Castro’nun dağlarda üslenen gerilla hareketi ile Havana, Santiago ve diğer kentlerin devrimcileri arasındaki ideolojik, siyasal ve stratejik tartışmaların ayrıntılarını bu kitabıyla gözler önüne seriyor. Sweig, kent yer altı hareketinin mücadelenin başını çektiği, Kasım 1956 ile Temmuz 1958 arasındaki 15 ayı mercek altına alarak, iki grup arasında, kırlarda gerilla savaşı ile kentlerde silahlı ayaklanma tezleri üzerinden cereyan eden tartışmayı inceliyerek Fidel Castro’nun Llano ile yürüttüğü işbirliğinin nasıl bir düzeye ulaştığını ilk kez belgeliyor. Sweig, Castro’nun Küba Devrimi’nin tek karar mercii olduğu şeklindeki yaygın kanının tersine olarak, Frank País, Armando Hart, Haydée Santamaría, Enrigue Oltuski ve Faustino Pérez gibi önderlerin yönetimindeki Llano’nun strateji ve taktiklerin belirlenmesi, mücadeleye tahsis edilecek kaynaklar, diğer muhalefet güçleri ve hatta ABD ile ilişkiler gibi konularda hayati kararlar verdiğini gösteriyor. Küba Devriminin İçinden kent yer altı hareketiyle Fidel Castro arasındaki gerçek ilişkiye ortaya çıkararak Küba Devrim tarihini yeniden ele alıyor; Küba’nın 1960’larda uyguladığı politikaları anlamamıza olanak sağlıyor ve bize gelecekte Küba’da meydana gelebilecek iktidar kaymalarına ilişkin ipuçları veriyor.
(15.07.2004 14:57)
(bakınız: hayat, gözler, devrim, gerçek, savaş, ayna, kitap, anı, abd, bilim)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
Yılda 10 bin ton istakoz ihraç eden Küba, yerine yaklaşık 20 bin ton süt tozu almaktadır. Ve bundan 200 bin litre süt üreterek tüm çocukların yıl boyunca süt içmesini sağlamaktadır. ABD’de istakoz çok, Küba’da yok. Ama ABD’de aç kalan, süt yüzünü görmeyen, evsiz ve köprü altında binlerce çocuk var. Küba’da aç ve açıkta kalan çocuklar olmadığı gibi dünyanın en iyi beslenen ve eğitilen çocukları Küba’lı çocuklardır. (04.05.2004 17:51)
(bakınız: dünya, ağlamak, çocuk, anı, abd, esin, oyun, gibi, açı, dün)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
“Şu andaki büyük yoksulluğa rağmen, kaldırımlarda gazete kağıtlarına sarılmış bir vaziyette uyuyan insanlara rastlanmıyor. Şu andaki büyük yoksulluğumuza rağmen, barınacak yeri olmayan, sosyal güvenlikten yoksun tek bir insan bile yoktur. Kapitalist toplumlarda her gün görülen kötülükler bizim ülkemizde mevcut değildir. Bu devrimin bir eseridir.
Okulsuz ve öğretmensiz tek bir çocuk yoktur. Tıbbi güvencesi olmayan tek bir vatandaş yoktur. Hatta daha doğmadan önce sigortalı olunur. Bir vatandaşla, daha anasının karnındayken, hamileliğin daha ilk haftalarından itibaren ilgilenmeye başlıyoruz.” (Fidel Castro)
(04.05.2004 17:50)
(bakınız: insan, büyü, devrim, çocuk, vatan, öğretmen, okul, güven, ada, evrim)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
Maradona, kokaine karşı tedavi görmek için 4 yıl önce Küba'ya yerleşmişti.Geçen hafta geçirdiği rahatsızlıktan sonra tekrar KÜBA'ya döneceğini açıkladı. (04.05.2004 12:14)
(bakınız: son, görmek, çin, açı, atsız, avi)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
Cumhuriyet gazetesi’ndeki yazısında Ali Er de; “Küba’da yoksulluğun anlamı farklı; eğer yoksulluk aç ve açıkta kalmaksa, eğer yoksulluk hastane kapılarında sürünmekse ve eğer yoksulluk eğitimden yoksun olmaksa Küba ve Küba halkı yoksul değil. Ama yoksulluk, bir dolara satılan Coca Cola veya benzeri ithal içecekler ise dolarla satılan diğer ürünleri alamamaksa, Küba halkı yoksul, hem de çok yoksul. Ve Küba halkı dünya çapındaki bilim adamından işçisine kadar her vatandaşıyla bu yoksulluğu paylaşıyor.” diyor. (22 Ağustos 2003 Cumhuriyet) (03.05.2004 15:05)
(bakınız: ben, dünya, coca cola, cumhuriyet gazetesi, vatan, cumhuriyet, adam, bilim, ada, ilim)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
Eğitim, sağlık, her alanda halka sağlanan fırsat eşitliği sosyalist ülkelerdeki uygulamalardan yalnızca bir bölümüdür. Küba’yı gezip görenlerden F. Berk Doğutürk Yeni Yüzyıl’daki yazısında bakın ne diyor;
“İnsanların çeşitli takıları, giysileri yok ama; kitap okuyorlar resim, heykel ve müzikle uğraşıyorlar. Bu da onları mutlu kılıyor. Küba’da garsonlar bile üniversite mezunu. Bir de 2 milyon nüfusa karşı 60 bin sanatçı olduğunu öğrendim. Havana’nın sokaklarında birçok galeri, kütüphane, resim-heykel atölyeleri görmek olası....
“... Sadece işçilere ait tatil köyleri var. Şeker kamışı tarlalarında yılda bir kez de olsa doktorundan komutanına her statüden insan gönüllü olarak çalışıyor. Ayrıca insanlar birbirlerine ve bize karşı çok sıcak ve sevecen. 20 gün boyunca kavga eden kimseye rastlamadım. İnsanların sevgileri çıkara dayalı değil.” (4.11.1997. Y.Yüzyıl)
(03.05.2004 15:04)
(bakınız: ölüm, insan, çile, sevgi, türk, müzik, akıl, kitap, anı, sanat)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
Birleşmiş Milletlerin raporlarında dünyada her yıl yapılan istatistiklerde yüzlerce çocuğun daha doğmadan öldüğü yayınlanıyor. Binlerce çocuk doğduktan kısa bir süre sonra çeşitli hastalıklardan ve yoksulluktan ölüyorlar. BM raporlarına göre önlenebilir veya tedavi edilebilir hastalıklar nedeniyle her yıl 4 milyon çocuk yaşama gözlerini yumuyor, 60 milyon çocuk çeşitli hastalıklarla birlikte tehdit altında yaşıyor. Küba’da ise çocuk ölümleri sıfır. (03.05.2004 15:00)
(bakınız: ölüm, dünya, gözler, çocuk, yaşam, anı, neden, göz, ada, dil)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
BİR KÜBA MACERASI...

Küba’ya üç haftalık bu seyahati planlamadan önce, ülke hakkında rastladığımız her güncel bilgiyi edinmiştik tabii. Ancak oraya gittiğimizde bunların ne kadar yetersiz ve yanıltıcı olabildiğini anladık. En iyisi belki, baştan başlayıp anlatmak...

Eğer bir seyahat acentesi ile bir paket tur edinip gitmiyorsanız, en azından Havana’daki ilk geceniz için kalacağınız yeri bir şekilde ayarlamalı ve sizi havaalanından karşılamalarını sağlamalısınız. Böyle bir başlangıç, bu çok farklı ülke hakkındaki ilk izlenimlerinizi olumlu kılabilmek için gerekli olabilir. Girişteki pasaport kontrolünde size muhtemelen nerede kalacağınızı soracaklar, bu soruya bilinen herhangi bir otel ismi vermeniz yeterli olacaktır. Bunun haricinde herhangi bir zorlukla karşılaşmadan ülkeye adım atacaksınız. Havana’ya gitmek için tek yol taksi tutmak olup size yaklaşık 20$’a mal olur.

Ülkeye giriş için gerekli vizeyi Ankara’daki Küba Konsolosluğu’ndan 15$ karşılığında yarım saatte alabilirsiniz. Yolculuk bilfiil on dört saat sürüyor ama buna Avrupa’da bir havaalanında bekleyeceğiniz saatleri de eklerseniz, on dokuz saat civarında. Küba ile saat farkımız yedi saat, bu sebeple giderken on iki saatte, dönerken yirmi altı saatte gelmiş gibi oluyorsunuz.

BİRAZ TARİH...

Küba tarihinde son savaş 1953 Temmuzu’nda, Amerika güdümlü diktatör Batista’ya karşı başlatılmış ve 1959 yılında zaferle sonuçlanarak devrim yılları başlamış. İnsanlardan dinlediğimiz kadarı ile devrim öncesi Küba’nın görüntüsünü kısaca anlatmak istiyorum, çünkü bu günü değerlendirebilmek için kesinlikle gerekli. O yıllarda ülkenin hakimiyet sahibi Amerika Devleti; tüm ticaret, şeker ve diğer sanayi büyük Amerikan tröstlerinin elinde. Küba halkı, büyük çoğunluğu zenci yerliler, bir kısmı İspanya’dan gelen beyazlar ve iki ırkın karışması ile meydana gelen melezlerden oluşuyor; dolayısıyla ana dili İspanyolca. Devrim öncesinde çok ağır bir ırkçılık söz konusu. Yaşlı bir Kübalı, devrim öncesi ile sonrasını soran bir gazeteciye şu cevabı vermiş: “Biz devrimden önce köpektik, şimdi ise insanız.” Doğal olarak yerli halkın Amerikalılar ile birlikte hiçbir aktiviteyi paylaşması mümkün değilmiş. Ayrıca, halkın çok büyük bölümünün gelir seviyesi ve kültür düzeyi korkunç düşükmüş (devrimden önce okur yazar oranı %23 -bunun %17’si Havana’da yaşayanlar) .

Devrimin hemen sonrasında, o sıralarda Amerika Başkanı olan Kennedy, hem Amerika’yı hem de diğer ülkeleri kapsayan ağır bir ambargoyu devreye sokarak belli ki tüm hıncını almış. Kalifiye elemanı hiç olmayan Küba, ham madde ve diğer malzemelerin de ambargo nedeni ile kesilmesi sonucunda dehşet verici iki yıl süren bir periyoda girmiş. Ancak sonrasında Doğu Bloğu’nun hem ham madde, hem de yetişmiş işgücü göndermesi ve karşılıklı mal alışveriş anlaşmalarının devreye konulması ile rahat bir nefes alarak, öncelikli yatırımların yapılmasına başlanabilmiş.

Eğer bilmiyorsan, öğren. Eğer biliyorsan, öğret.

Küba sloganı, 1961

İşte bu sloganla okullar, üniversiteler, kütüphaneler birbiri arkasına inşa edilmiş, okuma seferberlikleri başlatılmış (bugün sanırım okuma-yazma oranı %100’e yakın; orta seviyeli okulların işleme biçimi, bizdeki Cumhuriyet’ten sonra kurulan köy enstitüleri tarzında) . 80’li yılların başında tüm acil yatırımlar (yollar, havaalanları, fabrikalar, spor tesisleri...) tamamlanmış. Bu iyi yıllar, Doğu Bloğu’nun zora düşmesi ve ardından da 90’lı yıllarda çökmesi ile sona ermiş ve yeniden zorlu bir sınav başlamış. Aradan geçen kırk yıla rağmen, ambargo tüm vahşeti ile devam etmekte ve Küba yalnızca kendi üretebildiği ile yetinmek durumunda. Örneğin cam yok, boya ve birtakım elektrik aletleri hiç bulunamıyor. Evlerde cam, pencere yerine tahta kepenk kullanılıyor ve hepsi harap, boyasız... Çevrenize baktığınızda, sanki birkaç hafta önce bombalanmış bir şehir görür gibisiniz.

LA HABANA

Başkent Havana, iki milyon kişinin yaşadığı büyük bir şehir, ancak görebildiğim kadarıyla metrekareye düşen kişi sayısı düşük, büyük oteller dışında yapılar tek veya iki katlı, bir çoğu da boş ve yıkıntı halinde... Yollar çok geniş ve ağaçlı, trafik yok denecek kadar az.

Gezilebilecek yerleri uzun uzun belirtmeyeceğim, çünkü bunları Havana’da Küba tur ya da Havana tur ofislerinden kolayca elde edebilirsiniz. Şehir gezilerine ya da civar şehirlere düzenlenmiş turlara da katılabilirsiniz. Şehir gezisi yarım gün 15$... Ya da bisiklet taksi dedikleri kişiyi taşıyan araçlarla 6$’a bir tur atabilirsiniz. Taksilerde taksimetre var ve pek pahalı değil, tabii şoförlerin de devlet memuru olduğunu hatırlatmama gerek yok; biraz bahşiş fena olmaz. Ama ben yine de Küba’ya gitmeden önce bisiklet ve motosiklet kullanma pratiğinizi geliştirmenizi tavsiye ederim. Beş dolar, on dolar derken günün sonunun nereye varacağı pek belli olmuyor... Toplu taşıma aracı olarak varolan elli model otobüsler yalnızca Kübalılar için ve sanırım bedava. Marketlerde (Mercado) acil şeyleri bulmak mümkün ama çeşit inanamayacağınız kadar az. Her yerde görülebilen bu çeşit azlığını, yokluğa ilaveten satım kolaylığı olması için yapıldığına yordum. Çünkü buralarda çalışanlar vardiyalı ve bazı yerlerde günde üç kez sayım yapılarak devir yapılıyor. Özellikle bizim hemşeriler için belirteyim; ekmek yeme alışkanlıkları yok, bu sebeple çok nadir yerlerde bulabilirsiniz, mercadolarda “panng” diye sormalısınız (sözlükte yazmıyor ve kimseye anlatamıyorsunuz) ... Yeri gelmişken Küba’da bizler için en büyük sorun, lisan sorunu. Kimseler İngilizce bilmiyor ve gereğini de anlamıyor sanırım. Gelen turistlerin çok büyük bölümü, İspanya ve Meksika’dan olduğu için turizmin kendi ana lisanlarından pekala yapılabileceği kanısındalar (şimdilik!) .

Capitol binası, Amerika’nın Beyaz Sarayı’nın biraz küçültülmüşü (sanırım biraz hicvetmişler): karşısında da Indian Park... Karşılıklı pek manidar olmuş. Devrim müzesi, binasından ötürü görülmeli bence; harika eski bir yapı. İçinde sergilenenleri İspanyolca izahattan dolayı pek anlayamadık, zaten fazla bir şey de yok, hatta o sırada şöyle küçük bir esprim de oldu: “Eşyaları halen kullandıkları için müzeye koymaya kıyamamışlardır.”

Şehir tamamen on altıncı ila on dokuzuncu yüzyıl aralığında yapılmış İspanyol Mimarisi binalar ile bezeli, zaten Unesco tarafından korunmaya alınmış (birçoğu da korunmasız gibi geldi bize) . Şehircilik planı şaheser; blok sistemi ilke yapılmış, kör dahi olsanız kaybolmadan rahatça gezebilirsiniz. Caddeler, sokaklar sanki cetvelle çizilmişçesine düzgün, ferah, temiz (her taraf çöp teknesi dolu) . Ayrıca Küba’nın her yeri son derece güvenli, gece bile nahoş bir hadise ile karşılaşmadık. İnsanları zaman zaman bir şey satmak ya da teklif etmek üzere yanınıza yaklaşarak fısır fısır bir şeyler söylüyorlar, tabii İngilizce bilmedikleri için dertlerini anlamıyoruz, onlarda fazla askıntı olmuyorlar. Ben kendi adıma elli-altmış kelimelik İspanyolca portföyü edinmeyi borç bildim, hatta telaffuzum pek beğenilerek şakayla karışık casus olmamdan şüphelenildi. Böyle halkın arasına girerek onların evlerinde yaşamaya meraklı ilk Türk’müşüm gibi davrandılar. İlginç olan bizi önce İtalyan’a benzetmeleri, biz “Turkia” deyince de hemen tanımaları ve sevgiyle davranmaları oldu. Sanırım bizim Cumhuriyet devriminden haberliler ve önemsiyorlar; Atatürk’ü, Nazım Hikmet’i ve Yaşar Kemal’i tanıyorlar. (Halbuki on beş sene önce gittiğimde İngiltere’de bizi Arap sanıyorlardı!) Şimdi düşünüyorum da, Arap olmadığımızı bilen birilerinin olması güzel.

Sabun zor bulunan bir meta olduğu için yanınızda birkaç kalıp bulundursanız iyi olur, çay hiç içmiyorlar, eğer tiryakisi iseniz ufak bir su ısıtacağı ile poşet çay alın derim. Ayrıca İspanyolca veya İngilizce kitap götürebilirseniz yanınızda, hediye olarak çok makbule geçer; çünkü yeni kitap bulmakta zorlanıyorlar ve bulunanların da fotokopisini çekip üç dolardan satıyorlar (yasak filan değil, imkansızlık) .

Lokantalar, cafeler, işyerleri, taksiler, her şey devletin, çalışanların; hepsi de devlet memuru... Maaşlar gerçekten aylık 10 ila 15$ civarında. Ancak bu sizi yanıltmasın, insanlar bu para ile geçinmiyorlar. Kökenini tam olarak çözemediğim, illegal bir dolar temin etme yoları var (bazıları da legal) çünkü tüm satış noktalarında dolar geçerli, bir dolardan daha ucuz hiçbir şey yok. Bazı şeyler Türkiye ile aynı fiyat, ama birçok şey de daha pahalı.

Oteller, yıldız sayılarına göre 40$ ile 100$ (iki kişi gecelik) arasında değişiyor. Ayrıca ev pansiyonculuğu (hostal) da legal olarak mevcut. Yirmi ila yirmi beş dolar gecelik fiyatlar kahvaltıyı kapsamıyor. (Kiraya verilen her bir oda için devlete aylık 100$ vergi veriyorlarmış.) Ev lokantacılığı (paladar) da yaygın, özel teşebbüs olarak varlar ancak on iki kişiden fazlasına hizmet vermeleri yasakmış (devlet zengin olmalarını engellemek için bu tedbiri alıyor dediler) . Tüm “paladarlarda” ve lokantalarda aynı beş kalem yiyecek var; “polo frito” (tavuk kızartması) yemekten gıdaklayacak durumlara geldik. Paladarlarda set mönü uygulaması var kişi başı 6$ (Bu fiyatları hiç çekinmeden kesin belirtiyorum, çünkü Küba’nın her yerinde geçerli) . Devlet, özel girişimde iki işi birlikte yapmaya izin vermiyor. Örneğin paladarlık yapan, aynı zamanda hostal olamıyor.

Havana’da her elli metrede iki polis var; diğer şehirlerde çok çok az... Ancak insanların yüzünde ya da davranışlarında, bir korku ya da baskı altında imiş gibi bir tavır yok. Hatta bir süre sonra komünist bir ülkede olduğunuz gerçeğini bile unutur gibi oluyorsunuz. Örneğin çöküşten önce Rusya’ya gittiğimde edindiğim korkunç baskı ve dehşet izlerini Küba’da görmedim. İnsanlar Castro’dan bahsederken askerlik arkadaşları imiş gibi Fidel diyorlar ve yüzlerinde bir korku, saygı ya da nefret ifadesi olmuyor. Halkın çoğunluğu Katolik, kiliseler açık ve faaliyette. Dine fazla düşkünlük yoksa da yasak da değil, hatta sanırım devrimin ilk yıllarından kalma din konulu fıkralar çoğunlukta. Evinde kaldığım veteriner, bir tanesini bana anlattı (nadir İngilizce bilenlerdendi) .

'Kübalı’nın biri ölmüş ve öteki tarafa geçmiş. Günahları fazla olduğu için adamı cehenneme buyur edip etrafı gezdirmişler, 'Günün on iki saati çalışacaksın, hep para kazanacaksın, sonra bunları harcayacaksın' diye izahatta bulunmuşlar. Bu arada karşı tarafta bir başka kısım görmüş adam; cayır cayır ateşler içinde yanan feryat figan insanlar. Adam şaşırmış, meleğe dönüp sormuş; zebani gülümsemiş, orası Katolik Cehennem’i demiş.' (İlk cehennem de kapitalizm galiba, ben öyle anladım!)

Biliyorsunuz Küba, ince uzun bir ada. Adanın her tarafına uzanan, belkemiğine benzeyen bir otoyol var ve buna bağlı tali yollar tabii. Yolların çok olduğunu belirtmeliyim. Tam dokuz tane havaalanı saydım, eksik de olabilir; ufak mesafelerde bile uçak ile seyahat etmek mümkün. Şehirler arası yollar için Kübalılar’ın bindiği otobüsler, eski Amerikan tarzı otobüsler ve bunlar için bir ay önceden biletinizi almanız gerekiyor. Turistler için ise VİAZUL adında bir turizm şirketi var (devletin): son derece lüks terminaller, otobüsler ve servis. Belli başlı şehirler arasında düzenli seferleri var ancak oldukça pahalı. Örneğin; Havana-Trinidad arası 338 km yol, kişi başı 25$, yalnız gidiş (zaten uçak da 50$ civarında) .

Yollarda en çok şeker kamışı ve pirinç dikkatimizi çekti. Büyükbaş hayvancılık tüm adaya dağılmış ve tavuk çiftlikleri... Her yer olağanüstü yeşil, en çok da Hindistan cevizi ve mango ağaçları var. Yollarda gördüğümüz köy tarzı yerleşim birimlerinin bizden pek farkı yok, daha ziyade işçi tarzı yapılmış tek katlı barakalardan oluşuyor.

Hava sıcaklığı 24 ila 35 derece arasında değişiyor, sadece bahar ve yaz var, zaman zaman aniden başlayan yağmur oldukça şiddetli ama iki saat içinde arkasında uzun bir gökkuşağı bırakarak terk edip gidiyor. Biz gittiğimizde Mart ayı idi ve sıcaklık 28 ila 30 derece civarındaydı, nemli ancak geceleri nispeten serin. Odalarda ya da şirketlerde klima var ve sürekli çalışıyor. Elektrik, su, ev kirası hemen hemen bedava...

Devlet, tüm insanlarına ayda belli bir yiyecek ve ihtiyacı, karne ile bedava dağıtıyor (pirinç, kahve, şeker, yağ, ekmek, yumurta, kuru fasulye, sabun) . Yedi yaşına kadar çocuklara süt (neden yedi yaşında kesiyorlar diye sinirleniyorlar!) ... Genel olarak yedikleri; domuz ve tavuk eti (ucuz; kilosu 1$) , kuru fasulyeli pilav, muz kızartması (patates cipsi gibi) , hepsi bu... Görebildiğim tek meyve, muz ve mango (bir kere Havana’da rafta “bir adet” elma görüp saldırdım ve tanesine o koklukta 1.5$ verdim): sebze olarak da, domates, az salatalık, kuru soğan, az patates... (Bizim gibi meyve-sebze cenneti bir ülkenin ferdi için, çok farklı bir beslenme.) Değişik bir pizza anlayışı var, genel olarak çok yeniyor ve bizim peynirli pidenin hamuru yumuşak şekli.

En çok tüketilen üç şey; (bence de Küba’daki en güzel sıralamasında ilk beşe girer) Küba kahvesi, Rom ve puro. Dünyada ve tabii hayatımda içtiğim en lezzetli kahve, yapılışı enteresan bir çaydanlık sistemi ile, içinde telve yok ve bildiğimiz Türk kahvesi fincan takımı ile sunuluyor, fakat kahve sürahisi yanınıza konuluyor (ya da ben doyamayıp “görmediklik” yaptığım için) .

Okullarda forma giyiliyor, çocuklar çok neşeli, cıvıl cıvıl. Formaları sarı-beyaz ya da kırmızı-beyaz, kısa kollu gömlek ve mini etekten (kızlar için) oluşuyor. Formaların ve ayakkabıların yeniliği ve pırıl pırıl oluşu dikkatimi çekti. Sorduğumda devletin her yıl bir formayı neredeyse bedava olarak dağıttığını öğendim. Tabii kitap, defter, kalem de aynı şekilde; ellerinde bol bol var (eğitime verdikleri önemi burada anlatmam çok uzun kaçacak, spor sahaları, yüzme havuzları, kütüphaneler, müthiş) .

Neredeyse kimse, ambargonun kendilerine kırk yıldır yapmış olduğu ezayı hatırlamıyor ya da umursamıyor gibi. Zaten dikkatimi çeken bir diğer husus da, insanların nefreti, kızgınlığı ve kavgayı unutmuş olmaları; gezdiğimiz üç hafta içinde değil bir kavga, yüksek sesle dahi tartışıldığını görmedik. Gürültülü konuşuyorlar, Latin özelliği sanırım, ama gülerek ve şarkı söyleyerek. Tarzları bu... Çok yaşlı insan var -fakat bunların gerçekten mi yaşlı olduklarını yoksa yaşlı mı göründüklerini sormayı unutmuş olduğumu fark ediyorum- ve bu yaşlı erkeklerin çoğunun da bacakları yok, özürlü sandalyeleri var, herhalde devlet bu savaş gazilerine (mayınlardan olmuş olmalı) minnettarlığını böyle göstermiş.

Kesin söyleyeceğim bir başka olgu ise; kadın hakimiyeti… Kadınlar nüfus olarak da fazlalar; % 60 civarında sanırım. Kendilerine birey olma bilinci tam olarak aşılanmış; güvenli, etkileyici ve cazibeli. (Okuduğum bir kitapçıkta devrim öncesi kadınlarının tam olarak İspanyol geleneklerine uygun olarak, eve kapalı, sindirilmiş ve ezik olduğu söyleniyordu.) Erkekler ise daha sakin, utangaç göründüler bana, belki de azınlık psikolojisidir. (Aynı şeyi İngilizler için de gözlemlemiştim.) Genel olarak hepsinde açık olarak görünen, bunca fakirlik ve zorluğa rağmen, gururlu ve komplekssiz bir birey olma hali. Turiste güler yüz var ama o kadar, yılışma yok, abartılı bir öncelik hiç yok
(29.04.2004 12:13)
(bakınız: aşk, ölüm, üç şey, insan, nazım hikmet, mustafa kemal atatürk, sevgi, hayat, zaman, ben)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay kara han Offline
kara han
x
İstanbul
'Küba Emperyalizmi Yargılıyor', Fidel Castro ve Che Guevara'nın farklı zamanlarda ve yerlerde yaptıkları ikişer konuşmadan oluşuyor. Kitap devrimin ilk yıllarındaki Küba'yı resmediyor. Konuşmalarda önemli bir bölüm 'az gelişmiş ülkelerin' durumuna ayrılmış. Bilindiği üzere Küba otuz yıl İspanya'nın sömürgesi olarak kalıyor. İspanya çekilince ülke, ABD sömürgesine dönüşüyor ve sömürü kılıf değiştiriyor. Küba da kapitalist dünyadaki adını alıyor: 'az gelişmiş ülke'. Kitaptan az gelişmiş ülkeler ve emperyalizme dair bir tespit: 'ABD hükümeti niçin az gelişmiş ülkeler için kalkınmadan söz etmiyor? Çünkü tekellerle kapışmaz. Tekellerin yağmalamak için doğal kaynaklara ve piyasalara ihtiyaçları vardır. Bu yüzden kamu yatırımlarını kullanan kalkınma planları yoktur.' Türkiye'de de önemli kamu işletmelerinin zarar ettiği gerekçesiyle özelleştirilmesi ve özelleştirmelerle artan işsizlik, kötü çalışma koşulları, IMF reçeteleriyle tarımın çökertilmesi, ülkenin üretimsizliğe mahkum edilmesi alıntıda yapılan tespiti doğruluyor.

Küba ise sermayedarları kovdu. Büyük toprakları, üretim araçlarını ve yolsuzlukla kazanılan mülkleri, hacim gözetmeksizin kamulaştırdı. Küba'da en ücra köşelerde bile okullar var; eğitim eşit ve parasız. Devrimden önce toplumun küçük bir kısmının yararlandığı sağlık hizmetleri, devrim sonrasında büyük gelişme gösterirken, herkes için eşit ve parasız hale getirildi. Artık Küba'da insanlar sosyalist devrim öncesinde olduğu gibi en küçük hastalıklardan ölmüyor. Bebek ölüm oranının en düşük olduğu ülke Küba. Yalnız Küba halkı devrimden önce bu koşullarda yaşamıyordu. Devrimden önceki Küba'yı Fidel Castro Küba Emperyalizmi Yargılıyor kitabında şöyle anlatıyor: 'Küba'da devrim, 600.000 işsizle, 6 milyon nüfusun yarısının elektriğe sahip olamayışıyla, nüfusun çoğunun barakalarda en temel haklardan yoksun yaşamasıyla karşılandı.' Ve bugün Türkiye'de olduğu gibi '... bankacılık, elektrik, telefon, ithalat, petrol, şeker üretimi ve en verimli topraklar ABD'nin elindeydi.'
Kitapta üzerinde durulan bir diğer konu savaş. Emperyalizm savaşı bir iş, bir zenginleşme aracı olarak görür. Savaşla istediği coğrafyaya girip istediği ülkeye müdahale edebilir. Kapitalist ülkelerde 'silahlanma' en çok kaynak aktarılan alanlardan biridir. Savaşta oluşan maddi ve manevi zararların emperyalizmin gözünde hiçbir önemi yok. Çünkü onun bir tek felsefesi var: Yağma. Bu yüzden emperyalizm halkların kardeşliğinin yanında olamaz. Askeri üslerini koruması ve daha çok yağmalayabilmesi için halkların düşmanlığına ihtiyacı vardır. Bugünkü İsrail'in işgali altındaki Filistin sorunu gibi. Küba'nın bu konudaki tavrı net: 'Yağma felsefesine son verin, savaş felsefesi de son bulacaktır.' Küba tüm ülkelere silahsızlanma çağrısında bulunuyor ve ekliyor: 'Tekeller, akbabalar gibi savaşta ölenlerin cesetleriyle beslenir. Savaşı bir iş, bir zenginleşme nesnesi olarak görenlerin maskesi düşürülmelidir.'

“Küba Emperyalizmi Yargılıyor” yapılan bu tespitlerle, sosyalist kalkınma planına dair verdiği bilgilerle, Küba'yı ve emperyalizmi daha iyi anlamamızı sağlayacak ve biz Küba'yı daha iyi anlamalıyız. Çünkü emperyalizmin dünyada tek güç odağı haline gelmesiyle saldırganlığı ve doymak bilmezliği arttı. Çünkü Küba tüm dünyaya sosyalizmin bir ütopya olmadığını gösteriyor. Çünkü Küba emperyalizme karşı sosyalizmi yaşatmak adına savaşıyor. Çünkü Küba emperyalizmin doymak bilmezliğini ve saldırganlığını sorguluyor. Çünkü Küba günümüz dünyasında insanlığın onurunu kurtarıyor. Küba'yı çok daha iyi anlamalıyız.
(29.04.2004 11:45)
(bakınız: ölüm, insan, zaman, türk, para, sosyalizm, büyü, baba, dünya, acı)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
<< önceki sayfa
Sayfa: 1 2 3 4
sonraki sayfa >>

"KÜBA" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız: KÜBA nedir? KÜBA kimdir?


05.09.2008 09:46:49

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim