En Popüler:
1 - erotik film
2 - gerdek gecesi
3 - başbağlar katliamı
4 - ergenekon
5 - kızlar
6 - kürt
7 - sinan aygün
8 - fethullah gülen
9 - elif
10 - kabir azabı
11 - atilla
12 - dabbe tül arz
13 - deniz gezmiş
14 - ölüm
15 - esra
16 - tuana
17 - ergenekon destanı
18 - elfida
19 - özlem
20 - lol
|
 |
MEHMET AKİF ERSOY sizce ne demek, MEHMET AKİF ERSOY size neyi çağrıştırıyor?
 |
Terimi Ekleyen: gregor samsa
Eklenme Tarihi: 01.07.2003 01:46 |
Yasadigi caga ayak uyduramadigi yönünde elestiriye maruz kalan Akif bunu sabirla ve anlayisla karsilamistir.Ve hayati boyunca etrafindaki insanlari hosnut ede bilmek ve memnuniyetlerini kazana bilmek icin degerlerini askiya almamistir.Evet Akifi cagin gerisinde yasamakla suclayanlar bir bakima hakliydilar. Cünkü o Asr-i saadete asik bir insandi bu sebeple kendini bulundugu cagda hissedememesi cok normal degilmi nedersiniz?
(bakınız: insan, hayat, oyun, bilmek, insanlar, kars, ders, niyet, baki, ersin)
|
yolun_sonu
07.01.2005 16:29 |
'Hayal ile yokdur benim alisverisim
Inan ki her ne demissem görüpde söylemisim..
Siir sanki en basit kelimeler bile elinde can buluyor.Kapisindan iceri giren her kelime hazine olarak geri dönüyor.Siirsel terimine anlam kazandiran sairlerden biri olan AKIF inanci,kisiligi,degerleri toplumu ahlak kivamina getire bilmek icin bir amac ve arac olarak saydigi siiri su hissiz kalblerimize bir deger olarak akitmasini bilmistir..
(bakınız: ahlak, hayal, bilmek, kelime, kelimeler, isim, iran, terim, kaza)
|
yolun_sonu
07.01.2005 16:02 |
AKİF İÇİN DENENLER VE HATIRALAR
Hafız Asım anlatıyor:
“Bir gün Çengelköyü’nde oturduğu Fıstıklı Köşk’te biraraya geldik. Oradan bir yere gidecektik. Vapurun hareketine de pek az kalmıştı. Bir de baktık, Hüseyin Kazım, Fatih Hoca daha bir iki kişi çıkageldiler. Üstad onlara buyurun dedi. Her birine ayrı ayrı iltifattan sonra:
“Müsadenizi rica ederim. Biz Asım’la bir yere gidiyoruz. Söz verdik. Mazur görünüz. Siz buyurun. İstirahat edin. Başka bir gün gene görüşürüz inşaallah.” dedi ve çıktık. Misafirler evde kaldı. Süratle yokuşu indik. Vapura yetiştik. Bu hareketi benim havsalam pek almadı:
“Üstad dedim. Bu tuhaf bir iş oldu.
“Hayır. Hiç de tuhaf değil. Söz verdik. Bizi bekliyorlar. Her medenî insanın bunu kabul etmesi tabiidir. Hele Hüseyin Kazım böyle şeyleri pekala tabii görür.” (4)
(bakınız: allah (c.c), insan, deniz, bira, sade, üstad, fatih, hatıralar, hayır, misafir)
|
bambino
07.01.2005 13:43 |
AKİF’İN MUHAFAZAKARLIK ve MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI
Türkiye’deki değişiklikleri gören Akif, her zaman doğrunun yanında olma vasfıyla müdahalelerde bulunmuştur. Nitekim Paris’e tahsile gitmiş ve büsbütün kibirle dönmüş olan Şevki Hoca’nın evinde:
“Siz, insanlara eskiden Fatih minaresinden bakardınız, şimdi Eyfel kulesinden bakıyorsunuz.” diyerek ülke insanının nasıl değiştiğini nasıl da ifade etmekte.
Öyle ki: “İki yüzlüleri artık sever oldum: Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.” yaklaşımıyla farklılaşan toplumun dejeneresine işaret etmekte.
(bakınız: insan, zaman, türk, türkiye, milliyetçilik, esin, doğru, insanlar, kibir, ülke)
|
bambino
07.01.2005 13:42 |
AKİF’İN MÜSLÜMANLIK ANLAYIŞI,
Müslümanlığı Akif, “güzel” diye değil “doğru” diye sevdi. Bu dini bir sanatkar gibi değil, bir mütefekkir gibi sevdi. Onun içindir ki, “secde”, “leyla”, “gece, “hicran” gibi ihtiyarlığında yazdığı tasavvuflu şiirlerinde bile “his mistitizm”i değil, “fikir mistizm”i var. Akif tekke müslümanı değil, cami müslümanıdır; onda cezbeden ziyade secde var... (**)
Bu anlayışa sahip olan Akif, gördüğü müslümanlardaki durumdan mütevellid şunları söylüyor:
Müslümanlık nerede? Bizden geçmiş insanlık bile,
Âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok nafile
Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir
Müslümanlık bilmem amma galibe göklerdedir.
(bakınız: insan, şiir, gece, güzel, sanat, aldatmak, arda, cami, müslüman, tasavvuf)
|
bambino
07.01.2005 13:41 |
Mehmet Akif Ersoy
1873 yılında Akif’in doğduğu dönemi Sezai Karakoç şöyle izah ediyor:
“Sultan Aziz’in devrilmesinin arefe yıllarında Balkanlar, makyavelist(*) batılıların elbirliği ile allak bullak olur; köy köy, şehir şehir, Osmanlıların çekilişi, Rumeli’nde bir medeniyetin yıkılışı, saadet dolu evlerin kan gölüne dönüşü… Rus baskısının bizi boğuntudan boğuntuya sürükleyişi… Devletin bütün yivlerinin çözülürken bir eski zaman şatosunun, demir kapısından daha çok hıçkırışı… ve daha neler neler.. Sosyal yapının umutsuzluktan sünger gibi delik deşik olduğu o yıllarda, imparatorluğun gözbebeği İstanbul’un kalp noktasında bir çocuk doğdu… Baba soyu Rumelili ana soyu Buharalı, doğuş yeri Fatih. Yani tam bir Doğu İslamlığının Batı İslamlığının ve Merkez İslamlığının sentezi bir çocuk… Çağ bir batış çağı. Anne çizgisi duyarlılığı, sağ duyuyu, kendini bir ülkeye adayışı, şairliği getirecek; baba çizgisi, ataklığı, savaşkanlığı, yılmaz ve her vuruşunda daha çelikleşen bir savaş adamını, gözü pekliği, korkmazlığı, ürkmezliği, dönmezliği gerektirecektir…”
(bakınız: istanbul, zaman, anne, para, baba, umut, deli, çocuk, savaş, osmanlı)
|
bambino
07.01.2005 13:38 |
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! '
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.
M.A.ERSOY
Akif büyük şair,inanmış adam der Nazım Hikmet..Ancak Nazıma göre İstiklal marşımızda aksayan bir taraflar var.Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak'kın; Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.Dizelerinde Nazım şu noktayı işaret eder:gökten ayet inmedi yarının daha güzel olacağına dair, onu kendimiz vaad ettik kendimize. Eğer ye'se kapılır, kendimize söz verdiğimiz güzel genleri Allah'tan bekler hiçbir şey yapmadan durursak o güzel günler güzel bir rüyadan başka bir anlam ifade etmez...
(bakınız: ölüm, allah (c.c), nazım hikmet, hayat, zaman, büyü, güzel, dünya, korku, rüya)
|
SOKAK SERSERISI
06.01.2005 22:25 |
Akif Çanakkale zaferinin haberini Necit Çöllerinde alır; . Gerisini Kuşçubaşı Eşref Bey şöyle anlatıyor:
«...Ay bedir halindeydi. Çöl gecelerinin parlak yıldızlı semasını, zaferimizin şerefine aydınlatan ayın bu efsanevi ışıkları altında, Mehmet Akif, bu güneşi unutturacak kadar parlak çöl gecesinde sabahladı. İstasyon binasının arkasındaki hurmalığın içine çekildi.Sabaha kadar sadece hıçkırıklarını duyuyorduk. İçli, derin hıçkırıklar
(bakınız: gece, esin, çanakkale, sade, zafer, ordu, mehmet, şeref, altın, mehmet akif)
|
bambino
05.01.2005 23:59 |
|
 |