MİSAK-I MİLLİ nedir? MİSAK-I MİLLİ kimdir?
Ana Sayfa  | Yardım  | İletişim       Antoloji'de arayın:  
Antoloji.com  ŞiirKitapEtkinliklerŞarkılarResimForumE-KartÜyelerGruplarSMS
http://nedir.Antoloji.Com
  
Arayın :
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
 
  Kişiler
  Genel
  Yaşam
  Edebiyat
  Güncel
  Toplum
  Bilim
  Din
  Müzik
  Tarih
  Cinsel
  TV Dizileri
- çıplak kadın.. (10)
- abdulbaki erol (6)
- ahmede xane (33)
- emel (41)
- tohum (10)
- cansu (39)
- diplomat (5)
- volkan (13)
- aleyna (58)
- doğal kaynak.. (1)
- zafer işareti (23)
- taha (8)
- öpüşmek (44)
- miray (10)
- günah (60)
- 27 harfli tü.. (92)
- bencillik (15)
- ahmet aslan (19)
- mimarlık (5)
- tasarruf (12)
MİSAK-I MİLLİ MİSAK-I MİLLİ terimi kara han tarafından 17.06.2004 tarihinde eklendi
MİSAK-I MİLLİ sizce ne demek,
MİSAK-I MİLLİ size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
Sayfa: 1 2
sonraki sayfa >>
Bay OFLi HOCA Offline
OFLi HOCA
Bay, 52
Avustralya
Bugun, o yillarda dile getirilmis Misak-i Milli sinirlarina sahip olmadigimiz ortada. Musul, Kerkuk, Halep, Karaagac, Dedeagac, Nahcivan, Batum ve Adalar'in pek cogu anavatana bagli degil bildiginiz gibi. Zamaninda Ataturk tarafindan ilan edilen ve bizzat Ataturk tarafindan takibi yapilan Misak-i Milli'nin, Ataturk'un olumu sonrasi gereken onemi gormedigi de acik. Zaten onun icin Halep, Karaagac ve Dedeagac nasil elimizden cikti pek bilinmiyor. Tabii uluslararasi cikar catismalari mi demeliyiz yoksa isin icinde bilmedigimiz bir seyler mi var bilmiyorum ama, bu sehirler, sanki bir anda kaybolmus gibiler.

Herseye ragmen, bu noktada Ataturk'un baska bir sozu aklimiza geliyor: 'Yurtta sulh, cihanda sulh'. Elimizdeki sinirlarla barisi korumak da basli basina bir erdemdir. Misak-i Milli bu diye hadi savasalim, bu topraklari alalim demenin bir mantigi yok bence... Ikide bir dile getirmenin de...

Toparlarsak, Misak-i Milli denildiginde su andaki Turkiye Cumhuriyeti sinirlarini anlamak gerek efendim...
(16.09.2008 14:42)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay OFLi HOCA Offline
OFLi HOCA
Bay, 52
Avustralya
Bir onceki yazi, gordugunuz gibi gunumuz Turkcesiyle uyusmuyor pek. Daha anlasilir bir dille soyle aciklayabilirim:

Yani;

Elviye-i Eelase (Kars, Ardahan, Batum) dogudaki siniri gostermektedir. Guneyde ise Hatay'dan doguya dogru cizilen Musul, Suleymaniye ve Kerkuk'u de icine alan bir sinirdan bahsedilmektedir. Trakya'da ise su anda bildigimiz Edirne siniri ifade edilmektedir...

Simdi gelin sinirlarin nasil olustugunu gorelim.

Kars, barisci yollarin sonuc vermemesi uzerine 20 Eylul ve 30 Ekim 1920 tarihleri arasinda Kazim Karabekir komutanliginda yapilan harekatlar neticesinde Ermeniler'den alinip anavatana baglanmistir.

Gene Misak-i Milli sinirlarinin icinde yer alan Artvin ve Ardahan ise yurutulen bariscil politikalara Gurculer'in 23 Subat 1921'de olumlu yanit vermesi sonrasi anavatana baglanmistir.

Ancak Misak-i Milli sinirlari icinde yer almasina ragmen Rusya'nin mudahil olmasi sebebi ile Batum ve Nahcivan (bu sefer) baris yonunde Turkiye'nin attigi adim sonrasi 16 Mart 1921 Moskova Antlasmasi'na gore Turkiye siniri disinda birakilmistir.

Musul ise Turk tarafinin ve Ataturk'un onca hakli cabasina ragmen (o zamanki adi ile) Milletler Cemiyeti baskisi sonucu 5 Haziran 1926 tarihinde imzalanan Ankara Antlasmasi geregince Irak'a birakilmistir.

Bogazlara gelindiginde ise, gene Ataturk tarafindan aciklanan Misak-i Milli'ye gore 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan Montroux Sozlesmesi ile Bogazlar'in hakimiyeti, tahkimi ve kontrolu tamami ile Turkiye'ye gecmistir.

Gene Misak-i Milli hukumlerine gore Hatay da barisci yollar ile 1939 yilinda anavatana baglanmistir...
(16.09.2008 14:30)
(bakınız: zaman, ankara, vatan, tarih, ermeniler, arda, bira, esin, araf, alara)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay OFLi HOCA Offline
OFLi HOCA
Bay, 52
Avustralya
24 Nisan 1920 tarihli meclis tutanagindan;

'Efendiler... Işte bu kongre bu hududu çizmiştir. Bir Hudud-u Millî çizmiştir. Bu Hudud-u Milli'yi suhuletle ibka için demiştir ki, mütarekenamenin imza olunduğu 30 Ekim 1334 (1918) tarihinde çizdiği hudut, hududumuz olacaktır. Vatanımızın hududu olacak bu hududu ihtimal teferruatıyla bilmeyen arkadaşlarımız vardır. Yeniden fazla teferruata girmemek için şu suratte izahat vereceğim: Sark hududu Elviye-i Selase'yi dahil ederek tasavvur buyurunuz. Garb hududu Edirne'den bildiğiniz gibi geçiyor. En büyük tebeddülat cenub hududunda olmuştur. Cenub hududu Iskenderun cenubundan başlar. Halep'le Katıma arasında Cerablus köprüsüne mühtehi olur bir hat ve şark parçasında da Musul vilayeti, Süleymaniye ve Kerkük havalisi ve bu iki mıntıkayı yekdiğerine kalbeden hat. Efendiler, bu hudut sırf askerî mülahazat ile çizilmiş bir hudut değildir. Hudud-u Millîdir. Hudud-u Millî olmak üzere tespit edilmiştir. Fakat bu hudut dahilinde tasavvur edilmesin ki, anâsır-ı saire-i islamiye vardır. Işte bu hudut memzuç bir halde yaşayan bütün maksatlarını bütün manasıyla tevhid etmiş olan kardeş milletlerin hudud-u millisidir.'
(16.09.2008 14:23)
(bakınız: büyü, vatan, tarih, kardeş, islam, arkadaş, esin, emek, gibi, millet)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay V u l c a n Offline
V u l c a n
x
Resmi tarih imalatçılarının zorlamaları ve imal ettikleri safsatalar bir yana bırakılırsa, TC’nin sınırları ‘yedi düvele’ karşı ‘ulusal bir kurtuluş savaşı’ veren Kuvayı Milliyeciler tarafından değil, emperyalistler tarafından ve onların tek yanlı çıkarlarını gerçekleştirecek biçimde çizilmişti... Daha önce başka yerde (10) yazdığım gibi, Sovyet Devrimi ve iç savaşta Bolşeviklerin zaferi, emperyalist hesapları alt-üst etmişti... Bolşeviklerin zaferi ve devrimin yayılma potansiyeli karşısında başta İngiltere olmak üzere emperyalist güçler, Sevr Antlaşması’nda tâdilat yapmak zorunda kaldılar... Orhan Dilber’in ifade ettiği gibi: 'Zaten asıl büyük değişiklik Türkiye’nin Misak-ı Milli'ye göre genişlemesi biçiminde değildir... Nitekim yukarda gösterildiği gibi, bu bakımdan bir daralma söz konusudur... Bu nedenle söz konusu değişikliği Kuvayı Milliye’nin Misak-ı Milli aşkıyla daha büyük topraklar fethetmesi biçiminde yorumlamak yerine, emperyalistlerin Büyük Ermenistan ve bir özerk Kürdistan’dan vazgeçmesi biçiminde yorumlamak gerekir... Türkiye’nin sınırlarının bir tek bu çerçevede genişlemiş olması ve başka cephelerde bilakis geri çekilmiş olması da bu yorumu açıkça doğrulamaktadır... Bu bakımdan emperyalistler Ermenistan’ın küçültülmesini tercih etmiş ve Batı Ermenilerini de buna razı etmişlerdir... Kürtlerin kuzeyde kalan kesimini de yedi düvele karşı savaş havasındaki azgın Kuvayı Milliyecilerin önünde yalnız bırakmışlardı...” (11) Dolayısıyla, Türkiye’nin sınırlarını belirleyen başlıca faktörler: Bolşeviklerin Çarlık döneminde işgal ettiği topraklardan çekilmesi, ABD’nin de Sevr’den doğan haklarından vazgeçmesi ve Sovyet devriminin emperyalist dünyada yarattığı korkudur... İşte TC’nin ve Ortadoğu’nun savaş sonrasında aldığı biçim bu üç faktör tarafından belirlenmişti... Artık o aşamada sorun, sınırların şuradan veya buradan geçmesi değil, emperyalist çıkarları tehdit eden komünist yayılmayı engellemekti ve T.C. bir tampon bölge olarak bu işlevi yerine getirecekti...

Dipnotlar

1- Tarih IV, Türkiye Cumhriyeti 1931, s. 64. İstanbul Devlet Matbaası

2 - Bkz: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, III, TTK yayını, s. 73.

3 - 23.4. 1920’de BMM açış konuşması.

4 - “Kemalist Düşüncede “Türk Milleti” Kavramı”, Türkiye Günlüğü, Mart-Nisan 1995 ss: 127-141.

5 - Yazar, isimleri sayfa altındaki notta veriyor, ana metne tarafımdan eklenmiştir...

6 - Bkz: Sorun Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2004.

7 - Bkz: TBMMGCZ,III, s. 1319.

8 - Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 12.

9 - Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, I, 2.baskı, s.30.

10 - Paradigmanın İflası, Özgür Üniversitie Kitaplığı

11 - Bkz: “Bir Emperyalist Saldırı Projesi [BOP] Orhan Dilberle Söyleşi”, in Ozguruniversite.org Güncel Yazılar, 7 Nisan 2006.
(12.03.2008 22:06)
(bakınız: istanbul, kürt, türk, para, büyü, komünist, dünya, korku, devrim, gerçek)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay V u l c a n Offline
V u l c a n
x
Kürtler Misak-Milli’nin neresinde duruyordu?

Bilindiği gibi, Misak-ı Milli Beyannamesi’nde Kürt adı geçmiyor... Birinci maddede “din ortaklığından”, “Osmanlı İslam ekseriyetinden“, “ayrılık kabul etmez bir bütün“den söz ediliyor... Milli Mücadele boyunca, “Türklerin ve Kürtlerin Misak-ı Millisi”nden, self determinasyon’a, muhtariyete, mahalli idare kurma hakkına varıncaya kadar bir dizi vaadde bulunulsa, Kürtlerin farklı bir etnik kökene sahip oldukları çekingen bir tarzda da olsa ifade edilse de, o dönemde geçerli ‘millet’ anlayışından ötürü, Kürtlerin Türk Milletinden sayıldığı izlenimi ortaya çıkıyor... Fakat gerek beyannamenin birinci maddesi, gerekse Mustafa Kemal’in 18 Aralık 1919 tarihli demeci, daha işin başında çelişkiyi ortaya koyuyor... Nitekim, Mustafa Kemal söz konusu demecinde şunları söylüyordu: ” [...]devlet için milli yeni bir hudut kabul ettik [...] Bu hudut ordumuz tarafından silahla müdafaa olunduğu gibi aynı zamanda Türk ve Kürt anasırıyla meskun aksamı vatanımızı tahdit eder”. (8) Kürt yurdu olan Musul Vilayeti 2 Kasım 1918’den itibaren İngilizlerin işgali altında olduğuna göre, Kürdistan’ın bölünüp-parçalanmasına razı olunduğu, bu durumun sorun edilmediği anlalışıyor... Mustafa Kemal 24 Nisan 1920’deki demecindeyse “ [ Erzurum Kongresinde] vatan hududu dahilinde yaşayan anasır-ı islamiyenin her birinin kendine mahsus olan muhitine, âdatına, ırkına mahsus olan imtiyazatı bütün samimiyetle ve mukabilen kabul ve tasdik edilmiştir“ (9) diyor... Açıkça ifade edilmese de Kürtlerin self-determinasyon hakkına sahip oldukları imâ edildiyor... Fakat Amasya Protokolleri'nde daha net ifadeler kullanıldığı görülüyor... Bir taraftan bu tür beyanatlar verilirken, diğer yandan da Türk, Kürt, Çerkes, vb. birliğine ve bunların bölünmezliğine yapılan vurgunun dozu artıyor... Devletin durumu netleştikçe, başta Mustafa Kemal olmak üzere, yönetici kliğin duruma hakimiyeti pekiştikçe, emperyalistlerle anlaşma yolunda mesafe kaydedildikçe, uslubun da değiştiği görülüyor... Bu sorunla ilgili yapılan tüm konuşmalar mutlaka birliğe-bölünmezliğe yapılan bir vurguyla bitiyor... Meclisin ve hükümetin hem Kürtlerin, hem de Türklerin meclisi ve hükümeti olduğu, Lozan Konferansı’na giden heyetin Türkleri ve Kürtleri temsil ettiği, Misak-ı Milli’nin Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de Misak-ı Milli’si olduğu ifade ediliyor... Eğer söylemin lafzından ziyade ruhu dikkate alınırsa, asıl niyetin Kürtleri Türkleştirmek olduğunu söylemek mümkündür... Anadolu’da Türk ırkına dayalı bir devlet-ulus kurmak isteyenler, ülkeyi Rum ve Ermenilerden temizleyerek zaten bu yolda büyük bir mesafe kaydetmişlerdi... Geriye Kürtleri Türkleştirmek, değilse hizaya getirmek kalıyordu... TC elbette Kürtlerle birarada yaşamak isitiyordu ama bir şartla: Kürtler hiçbir hak talebinde bulunmadıkları sürece...

TC iktidarının bu tür bir politika uygulayabilmesi, bizzat Kürtler tarafından da kolaylaştırılmıştı... Nitekim herbiri ayrı bir ‘devletçik’ halindeki Kürt aşiret şefleri arasındaki bölünmüşlük ve rekabet, onların gelecekleriyle ilgili ortak tavır almasını, ortak bir politik program izlemesini olanaksız hale getirmişti... Bir bölüğü açıkça Kuvayı Milliyecilerle ortak hareket ederken, bir bölüğü de silahlı mücadele yürütüyordu, bir başka kesim iki taraf arasında ‘kararsızdı’, vb. Zaten Kürt aşiret reisleriyle Kuvayı Milliyeciler arasındaki “muğlak mutabakat” Hilafet Makamı’nın tasfiyesinden sonra problemli hale gelmişti... Resmi söylem, sorunun Lozan Konferansı’nda çözüldüğünü, Kürtler Lozan’da temsil edilerek self-determinasyon hakkını kullandıklarını, artık söyleyecek sözlerinin olmadığını ileri sürerek, sorunu kapatmaya çalışıyor... Gerçekten Lozan'da Kürtler temsil edilmiş miydi? Edilmişse ne kadarını kim temsil etmişti? Bu soruların burada cevaplanması için yerimiz yok ama şu kadarını söyleyebiliriz: Kürdistan’ın güneyi [Musul Vilayeti] İngiliz işgali altında olduğuna göre, Lozan’a o bölgeden temsilcilerin katılması zaten mümkün değildi... Üstelik Kürtler İngilizlerle savaşmaktaydı... Daha baştan İngilizlerle anlaşarak Kürt yurdunun parçalanmasına onay verenlerin bu gün hâlâ Kürtlerin self-determinasyon hakkını kullandığını söylemesi ne anlama geliyor?
(28.01.2008 19:33)
(bakınız: kürt, zaman, türk, büyü, ayrılık, gerçek, yaşamak, kene, yaşam, vatan)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay V u l c a n Offline
V u l c a n
x
(devam)

'Misak-ı Milli diye yola çıktığını ilân eden, her vesileyle Misak-ı Milli’den söz eden BMM üyelerinin bu kadarını kabullenmesi elbette kolay değildi...Lozan Konferansı’na gönderilen İsmet Paşa başkanlığındaki Türk delegasyonu, başta İngiliz heyet başkanı Lord Curzon olmak üzere, emperyalist delegasyonların dayatmaları karşısında bir varlık gösteremedi... BMM’nin heyete verdiği sınırlar, Adalar, Batı Trakya, Boğazlar, azınlıklar, kapitülasyonlar ve borçlarla ilgili, vb. talimatla, emperyalist cephenin talepleri arasında bir “uyum” ve “uzlaşma” mümkün olmadı... Bunun üzerine görüşmeler kesildi [4 Şubat 1923]...


Mustafa Kemal 23 Nisan 1920’de kendini BMM başkanı seçtirmeyi başardığı tarihten itibaren, şahsi iktidarını güçlendirmek için sürekli mücadele etti... Tüm çabalarına rağmen BMM üzerinde tam hakimiyet kurmayı başaramadı... Daha Lozan’a gönderilecek heyetin seçiminde sorunlar çıksa da Mustafa Kemal, İsmet İnönü başkanlığında bir heyeti Meclise kabul ettirdi... Birinci tur Lozan görüşmelerinde dayatılan koşulları mevcut meclis kompozisyonunun kabul etmesi mümkün görünmüyordu... Lozan’da verilen tavizlere en şiddetli eleştirileri yönelten şahsiyetlerden biri olan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey hunharca katledildi... Bununla BMM üyelerine gözdağı veriliyordu... Böylece itiraz edenlere bir mesaj verildi ama Mustafa Kemal bu kadarıyla yetinmeyerek, meclisi feshetti ve bir kaç kişi dışında muhaliflerin yeniden seçilmesi engellendi... Misak-ı Milli Mustafa Kemal ve dar ekibi için artık bir ayakbağı haline gelmişti... İsmet Paşa delegasyonuna ve Rauf Bey Hükümetine sert eleştiriler yönelten İzmit milletvekili Sırrı Bey’in Misak-ı Milli Beyannamesini bizzat kaleme alanlardan biri olduğunu hatırlatması üzerine Mustafa Kemal: “ Keşke yazmaya idiniz.Başımıza çok belalar koydunuz.” (7) dediği biliniyor... Lozan ‘barış görüşmeleri’ üzerinde Mecliste sert tartışmalar sürerken, söz alan Mustafa Kemal: “ Misak-ı Milli’nin ne olduğunu önce anlamalı, ondan [sonra] mütecavizlerin kimler olduğunu ortaya koymalı...Misak-ı Milli hiçbir zaman şu hat şu hat diye hiçbir zaman hudut çizmemiştir...O hududu çizen şey milletin menfaati ve Heyet-i Celile’nin iabet- hazarıdır.” demişti...Mustafa Kemal eleştirileri püskürtmek için hep sınırların belirsizliği argümanını kullanmayı yeğledi... Gerçekten de Misak-ı Milli’de açıkça belirlenmiş sınırlardan söz edilmiyordu...Beyannamenin birinci maddesindeki “ mütareke hattı haricinde ve dahilinde” ibaresi bu tür manipülasyonları kolaylaştırıyordu...Gerçekten de mesele sınır meselesi değil, “milletin menfaatiydi” milletten kastedilen de devletti, orada söz konusu olan kutsal devletin sahiplerinin menfaatiydi... Misak-ı Milli’ye dahil olan Musul savaşsız,çatışmasız İngilizlere bırakılmıştı ama hâlâ “Kerkük Türktür, Türk kalacak” türü nutuklar atılıyor...Misak-ı Milli’ye dahil olmayan Kıbrıs için ‘barış harekâtı’ düzenlenip adanın kuzeyi işgal ediliyor...'
(09.04.2007 06:56)
(bakınız: kürt, zaman, türk, gerçek, akıl, anlam, savaş, keşke, tarih, arda)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay vulcan Offline
vulcan
Bay
'Misak-ı Milliyi ve yemini hatırlatmanın bedeli...

“Yakındoğu İşleri Hakkında Lozan Konferansı” sadece Türkiye ile İtilaf devletleri arasındaki sorunları emperyalizmin tek yanlı çıkarına olarak çözen bir antlaşma değil, Ortadoğu'yu biçimlendiren, bölgedeki emperyalist çıkarları güvence altına alan bir düzenlemeydi... Söz konusu antlaşma zaten son derecede mütevazi şartlar içeren Misak-ı Milli’nin de gerisindeydi... Türkiye Lozan’da fiilen olmasa da hukuken halâ Osmanlı İmparatorluğuna ait olan Suriye, Irak, Lübnan, Filistin’in manda yönetimlerine bırakılmasını kabul ettti... Aynı şekilde Mısır, Sudan ve Libya üzerindeki tüm haklarından vazgeçti... Limni, Semandirek, Midilli, Sakız, Sisam, adaları dahil 12 ada Yunanistan ve İtalya’nın hükümranlığına bırakıldı... İskenderun sancağı Suriye sınırları dahil edilerek, geçici nitelikteki Türk-Fransız İtilafnamesi onaylandı... Batı Trakya Yunanistan’a, Musul İngilizlere bırakıldı... Sonuç itibariyle söz konusu antlaşmayla, Batı Trakya, Ege adaları, Musul, İskenderun sancağı [bu günkü Hatay vilayeti], Batum [Gürcistan sınırlarına dahil edildi] Misak-ı Milli’ hilafına “çözüldü”... Türk donanmasının Çanakkale ve İstanbul boğazına girişi yasaklandı [ve bu durum 22 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi, imzalananıncaya kadar devam edecekti], Osmanlı borçları kabul edildi ve 1951 yılına kadar da ödendi, “...beş sene müddetle- Türkiye’de adli idare ıslah edilene kadar- hukukçulardan müteşekkil bir müşavirler heyetinin’ Türkiye’de görev yapması kabul edildi ki, bu durum Türkiye’de 1920’li yıllarda yapılan “hukuk inkilabının’ gerisinde kim olduğunu ortaya koyuyor... Türkiye hukuk sistemini emperyalizmin ihtiyaçlarıyla uyumlandırma sözü verdiğinde kapitülasyonların kaldırılması artık sorun olmaktan çıkmıştı... Kaldı ki, İttihatçılar kapitülasyonları tek taraflı olarak daha önce kaldırmışlardı... Zaten Kapitülasyonlar da emperyalizm için anlamını çoktan yetirmişti, zira, Türkiye burjuva hukukunu kabul edeceği sözünü verdiği koşullarda, hukukî kapitülasyonların kaldırılması emperyalizm için sorun teşkil etmiyordu... Nihayet, Lozanda gümrüklerin beş yıl süreyle eski düzeyinde korunacağı taahhüt edildi... Birinci Lozan görüşmeleri kesildiği koşullarda, alelacele toplanan İzmir İktisat Kongresi’yle, emperyalist kampta kalınacağı, emperyalizmin ekonomik-ticari-finansal çıkarlarına zarar verilmeyeceği imâ edildi... İşte resmi tarihin eşine az rastlanır bir diplomatik zafer saydığı, her yılın 24 Temmuz’unda resmen kutlanan, ‘ateşli nutuklar atılan’ şu ünlü Lozan antlaşması böyle birşeydi...Bu durum,yenilginin, teslimiyetin nasıl bir zafer olarak sunulabildiğinin ve buna insanların nasıl inandırıldığının ibret verici bir örneğidir...'
(15.03.2007 09:53)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay _BozKurT_ Offline
_BozKurT_
x
misak-ı milliden biz sadece kuzey ırakı kaybetmedik...
Şu anda gürcistanın bir şehri olan Batum...
Kıbrıs...
Yunanistan a bağlı üç ada(isimlerini hatırlayamıyorum) ...
Batı Trakya...
Güney Bulgaristan...
Nahçivan...
Misak-ı Milli sınırları içerisindeydi...
(01.03.2007 23:37)
(bakınız: yorum, rakı, isim, sade, ırak, kıbrıs, sadece, bulgaristan, yunanistan, batı)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Bay vulcan Offline
vulcan
Bay
'O halde Lozan Konferansında son derece mütevazı Misak-ı Milli şartlarının dahi budanması nasıl açıklanabilir? Osmanlı İmparatorluğu'nun yaklaşık son yüzyılı, Avrupalı emperyalistlerden birine vaya diğerine yaslanıp, aralarındaki çelişkilerden yararlanarak ayakta kalma “ilkesine” dayanıyordu. Dönemin hegemonik emperyalist gücü olan İngiltere ve ikinci derecede emperyalist-sömürgeci bir güç olan Fransa, imparatorluğu doğrudan sömürge statüsüne indirgemek yerine - ki, bu diğer emperyalist güçlerle sorun yaratmak demekti- onu yarı-sömürge statüsünde muhafaza etmeyi yeğlediler. Bütün bu zaman zarfında Osmanlı yönetici elitinde emperyalist bir güce –tercihan Büyük Britanya’ya- dayanmadan varolamıyacaklarına dair bir “bilinç” oluştu. Fakat İngiltere 19. Yüzyılın sonuna doğru [1895] yukardaki yaklaşımdan uzaklaştı. Mondros Mütarekesi sonrası dönemde tüm kesimlere hakim olan bilinç emperyalistlerin insafına sığınmak şeklindeydi. İtilaf devletlerini incitecek, gücendirecek hiçbir söz söylememeye, hiçbir eylemde bulunmamaya büyük özen göstermeleri bu yüzdendir. Hepsinin kafasında az-çok su soru vardı: “Acaba başta ingiltere olmak üzere düvel- muazzama bize neyi münasip görüyordu...’ Anlamaya çalıştıkları o idi. Sivas Kongresi’nin manda tartışmalarıyla geçmesi bir tesadüf değildi. Kongreye katılan delegelerin sorunu, hangi devletin mandasına girmek ehven-i şerdir, ya da acaba bizi hangisi kabul eder sorularının tartışmasıyla geçmişti. Bir Amerikan mandasının ehven-i şer olduğu düşüncesi ağır basıyordu ama Amerika Birleşik Devletleri Anadolu’da bir manda rolü üstlenmeye yanaşmamıştı. Dönemin belgeleri, konuşmalar, emperyalistlerle temaslar süresince takınılan tavır, ‘Barış Konferanslarındaki’ Osmanlı delegasyonunun tavrı ve benimsenen üslûp, söylediğimizi doğrular niteliktedir. Durum böyle olduğu halde resmi tarih çok farklı bir söylem geliştirdi ki, bunların başında yedi düveli yenme safsatası geliyor. Fakat hepsi bu kadar da değil. Lozan, savaş meydanlarında kazanılan zaferin diplomatik alandaki taçlandırılması olarak sunuldu, hâlâ da sunulmaya devam ediyor. Oysa Lozanla ilgili gerçek tam da Tolga Ersoy’un kitabının başlığına uygun düşüyordu: “Lozan: Bir Antiemperyalizm Masalı Nasıl Yazıldı? ”. (6) Yedi düvel yenilmedi ama Lozan’da yedi düvelin her istediğine razı oldular. Oysa, mütareke’den sonra İtilaf devletlerine tek kurşun atılmadı. Bir tek Yunanlılarla savaşıldı ki, emperyalist güçler Yunanlılara desteği kesip 1920’den sonra Kuvayı Milliyecilerle uzlaşma tercihi yaptıkları andan itibaren Yunan ordusunun Anadolu’da tutunması imkânsızdı. Kaldı ki, Yunanlılarla savaş resmi tarihin ısrarla abarttığının aksine sınırlı bir savaştı. 15 Ekim 1921’de imzalanan Türk-Fransız İtilafnamesi emperyalistlerle uzlaşmanın başlangıcıydı ve söz konusu İtilafname Misak-ı Milli’nin açık ihlâli anlamına geliyordu.'


(devam edecek)
(18.01.2007 16:25)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Sayfa: 1 2
sonraki sayfa >>

"MİSAK-I MİLLİ" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2007. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu. Şu anda buradasınız: MİSAK-I MİLLİ nedir? MİSAK-I MİLLİ kimdir?


10.10.2008 23:32:24

  » Ana Sayfa  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Antoloji Kulübü  » Gruplar  » SMS  » Yardım  » İletişim
antoloji.com

 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İletişim