|
|
 |
 |
|
NÜSHA |
NÜSHA terimi
Sayfaların Gölgesinde
tarafından 02.09.2006 tarihinde eklendi |
NÜSHA sizce ne demek,
NÜSHA size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bay, 31 |
| Ankara |
 |
|
|
 |
elimde kalan son nüsha. gözlerinin bana bakıp kapanması... (07.09.2009 20:37)
(bakınız: gözler, kalan, gözlerin)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 26 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Elle tutulan bir nüsha değil kalemin aksettiği.
Kalem dahil ne değmişse… Bu nüsha nakıstır ve sakattır.
Zira nüsha el değmeden yazılır.
Zira nüsha elsiz yazılır.
Zira nüshaya erişecek lisan yoktur.
Nüsha kemaldir.
Ve kemalin üstüne ne gelmişse zevaldir. Batıldır.
Zira kemal üstüne kemal olmaz.
Madem nüsha kamildir.
Kalemi elden bırakmak gerektir.
Lisanı unutmak gerektir.
Gözlerden kurtulmak gerektir.
Zira kemal nüshası okunmamalıdır.
Ancak seyirlik bir nüshadır bu. (15.06.2008 21:32)
(bakınız: gözler, unutmak, adem, kalem, kurt, yazı, ırak, alem, unutma, ancak)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 26 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
kendime bir münasip defter bulsam...
evrakına kadem kadem düşeceğim aşinalığımı...
madem âb-ı hayatı getirmek için dağlar kaldırılıyor yerinden...bir nüsha devrilsin kucağımdan gözyaşlarına...madem sükût kırmış dizlerini oturuyor...onu fürû ettirmek için eteklerini öpmek iktiza ediyor...
ekalim-i huruftan cüdâ kalarak...
sükût-u hüdâya seyr ü sefer ile...
bir nüsha ihya oluyor...
ve el'an zamanın içinde düşüyor...
zira bitti artık nüshanın ilk varakı...
hâl burada intiha buluyor... (29.08.2007 13:57)
(bakınız: hayat, zaman, rakı, adem, alara, ab-ı hayat, dağlar, lara, artık, sükût)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 26 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
nüshâ...
dîbaçesine nazar düşülen bir öykü değil bu...noktalarda kat'ı mânâ etmiyoruz...cümleler müteakip...müteselsil...her yenisi aşina...her yenisi üsküdarlı...her yenisi istanbullu...her biri tanır bizi...her biri, ikimizi...
saçlarını, muhayyel rüzgarlara bıraktın yine...kokusunu bir kervana emanet verdin...bir attara...esmerleşmiş bir ıtır şişesine...el'an intikalini beklemedeyim...resmini musavvirlere, ressamlara bırakan sen kokunu bir attara...en büyük attara...rüzgara bıraktın...
durdun...duruldun...aklın karıştı...eski nüshâlara baktın...mektub demiştik...saklamağı, hayallerin en kesif yağmurlarından muhafaza etmiştik...saklamak için vardık...saklanmak için vardık...nüshâlarımızda bir şeyler saklıyorduk...ama müşterek nüshâlarda birbirimizden saklanıyorduk...
varak...iki sahife...yek yüzünde sen ve digerinde ben...ama kalem, hattat! sana yazınca bana da geçiriyordu bazen...ben bilmedim hiç benden sana firara kalkışan oldu mu...zayıftım biliyordum...muhafazam yoktu...nüshâyı tamam etmek için yazan bir el vardı...yazıyordu...gölgeler bazen senden bana kayıyordu...
senin gölgende sayelenmek ne kadar tatlı ne kadar hoş! ...kitab-ı aşka sinen kokun...nüshâ-yı enîse akseden ruhun...ve ruhunda temerkuz eden hüsnün...yığılan bir hüzün ama ne dağılan endîşe...
hattat!
yine dağıldı aklım...üzerime düşen mürekkep katersi bak nasıl dağılıyor üstümde...şimdi yuvarlanacağım...ince sazın evtarı kırılacak...akordu sükûta çekmek pek zor olacak...ve dahi sükut makamını icrada nasıl zorlanacak üsküdarlı sâzendeler...
senin nüshân önünde...
son vapurunu kaldırırken sen üsküdar iskelesinden...ve bir martının gagasına bırakırken sevdanı...mavi kanatlı işte o martı...gidecek son vapurunun peşinden...
zamanı tasvirden vazgeçmek temayülündeyim artık...
hattat! kaleminin ucu hâlâ nüshâmın sahifelerinde dolanmakta...her an bir nokta...her an bir tümce uzatmaktasın ömrümün çizgilerine...ama o ki...yaklaşıyorum sana...
evet...nüshân önünde...
el'an hem dudaklarıma, hem burnuma değiyor kitab-ı aşkın...hem kokunu getiriyor bana mütebessim martın...hem dudaklarıma okutuyor yalan da olsa dudaklarını...anlatıyor bana birbir...senin mavi martılara beni anlattıklarını...
susmak kabil değil...son vapurda seyyah olan senin ismin oldukça...gitmiyor bu vapur endîşe olmasın sakın...sadece muhayyel bir denizde...sadece mavi martıların denizinde...sadece ikimize dair olan bir nüshâda...senin kokun ile benimki karışırken esmer bir ıtır şişesinde...ve seslerimiz üsküdarda, bir serin karanlık sayesinde...ve hayallerimiz bir varakta...sırt sırta...biz ruberû durmağa say' ederken...ama kalemi tutan el...sırtımızı da dokunuşları ile yumuşacık sıvazlarken...
ağlamak hattat!
ancak ağlarsam bilebilirim...varağın arkasındaki duruşuna intikal ettiğini varlığımın...sayfamı taşırırsam sancak sana vasıl olabilirim...ve ki 'bomboş' durmam...aslında en büyük taşmışlığım...zira...kendisi dolan bir sayfa olmaz hiçbir zaman...yazıcı her zaman doldurur boşluğu...ve ki boşluk olmaz yazıcının varlığında...ama irade eder ki bazen boşluk da en büyük bir mânâyı taşısın...bana en büyük mânâyı tahmil etsin ki sana taşayım...
seni sevmek ne güzel... (29.03.2007 23:47)
(bakınız: istanbul, zaman, sevmek, yalan, büyü, güzel, yağmur, ağlamak, hüzün, deniz)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
istinsah,müstensih,imürekkep,müzehhip,hattat,hokka,kesik uç, (16.01.2007 23:51)
(bakınız: kesik, hattat, mürekkep, istinsah, hokka, müze)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 30 |
|
 |
|
|
 |
olum bunlardan 4 nüsha olcak çabukkkkkkkk (02.09.2006 19:57)
(bakınız: arda, çabuk)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"NÜSHA" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|