En Popüler:
1 - erotik film
2 - gerdek gecesi
3 - ergenekon
4 - başbağlar katliamı
5 - kızlar
6 - kürt
7 - elif
8 - kabir azabı
9 - fethullah gülen
10 - sinan aygün
11 - tuana
12 - ergenekon destanı
13 - ölüm
14 - dabbe tül arz
15 - ayşe
16 - esra
17 - satanist
18 - faşizm
19 - ebrar
20 - lâhika
|
 |
ÖĞRETMEN sizce ne demek, ÖĞRETMEN size neyi çağrıştırıyor?
 |
Terimi Ekleyen:
Eklenme Tarihi: 13.05.2001 11:52 |
ÖĞRETMENİ ANLAMAK YAHUT ÖĞRETMENE AĞLAMAK! ...
M.NİHAT MALKOÇ
Yıllardan beri öğretmenliğin kutsallığı üzerinde nefes tükettik, gene de yaranamadık bir türlü… ‘Arkadaş sizin mesleğiniz Peygamber mesleği, bu onur size yeter’ dedik. Daha da ileri gittik, tanrı mesleği dedik, olmadı, övgüler kesmedi bu bilgi neferlerini! …
Yine bir 24 Kasım’ı yaşıyoruz milletçe… Gün boyu öğretmenler nutuk dinleyecek devletlûlardan… Yıllar evvel söylenen nutuklar cilalanacak, tozu alınacak, süslenip vitrine sürülecek. Övgü yarışında zirveyi kaptırmamak için yarışacak insanlar…
Oysa bu günler, içi boş ve samimiyetten uzak sözlerin havada uçuştuğu bir gün olmamalıdır. Sözün tesiri samimiyetinden ileri gelir. Öğretmenler havanda su dövenlerden usandı, yakalarına kene gibi yapışanları, sırtına binenleri atmaya çalıştıysa da ne yazık ki bugüne kadar bunu başaramadı. Öğretmen laf ebelerini dinlemiyor artık…
Öğretmenliğin önemi ve yüceliği gün gibi aşikârdır. Birilerinin aynı lafları ağzında sakız gibi evirip çevirip yinelemesi bıkkınlıktan başka bir işe yaramaz. Gelin bu güzel günde öğretmenleri övmeyi bırakalım, onları anlamaya çalışalım, yaralarına merhem olalım.
Öğretmenin malzemesi insandır. Genç beyinleri şekillendirir öğretmen… Bu malzeme öyle kolay işlenecek cinsten değil. Büyük ustalık, emek ve maharet gerektirir. Öğretmenin üstün bir donanımda olması zaruridir. Öğretmen bilgi ve görgüsüyle hükmeden insandır.
Günümüzde okullarda bir sürü davranış bozuklukları görülüyor. Öğrenciler eskisi gibi itaatkâr değil. Televizyon, internet ve cep telefonları çocukların yaratılışının sınırlarını zorluyor. Şiddet sıradan bir davranış olarak algılanmaya başlandı. Okullarda kavgasız, gürültüsüz ve küfürsüz gün geçmiyor. Türkiye’nin en büyük ve köklü eğitim kurumları bile içten içe çatırdıyor. Terbiyesizlikler öğrenciler tarafından kayda alınıyor. Öğretmenlere yapılan saygısızlıklar internet ortamında elden ele dolaşıyor.
Bir zamanlar öğretmenler hâkimken bugün mahkûm konumuna düş(ürül) müş… Elleri kolları bağlanmış sanki… Öğretim, eğitimin önüne geçmiş…(Bari onu da becerebilsek) Kimsenin ahlak ve incelik aradığı yok. Bilgi bütün değerlerin fevkinde görülüyor. Varsa yoksa test… Test manyağına döndürdük geleceğimizin teminatı olan gençleri… Buna ailelerin yanlış yönlendirmelerini de ekleyebiliriz. Öğrenciler aileleri tarafından şımartılarak büyütülüyor. Büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü bilmiyor.
Öğretmenler sükûneti sağlamakta güçlük çekiyorlar. Genel liseler iflasın eşiğine gelmiş… Mesleki eğitim istenilen düzeyde değil. Okullardaki kalabalık sınıflar kargaşayı daha da körüklüyor. Öğrenmek isteyenler de zaman zaman arkadaşları tarafından engelleniyor. Öğretmen, işini yapabileceği sakin ve hazır bir ortam bulmakta ciddi sıkıntılar yaşıyor. Eğitimimizin altyapısında ciddi eksiklikler var. Bunlar kısa zamanda giderilmedikçe sorunlara köklü çözümler bulmak mümkün olmayacaktır.
Öğretmenleri en iyi anlayan devlet adamı hiç şüphesiz ki Atatürk’tü. Ondan sonra gelen liderler Atatürk’ün eğitim çizgisini ve öğretmene müspet bakış açısını devam ettiremedi. Atatürk, hayatı boyunca öğretmenleri her zaman muhatap olarak kabul etmiş ve onlarla yakından ilgilenmişti. Fakat günümüzde öğretmenler Çankaya’dan randevu almak bir yana, yanından bile geçemiyorlar. Atatürk’ün öğretmenlere ilişkin şu sözleri onun eğitime ve eğitim neferlerine yaklaşımını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor:
“Dünyanın her yerinde öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer üyeleridir(1923) ”… “Hükümetin en verimli ve en önemli görevi milli eğitim işleridir(1922) ”… “Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim... Benim asıl kişiliğim (niteliğim) öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim(1936) ”… “Eğitimdir ki ulusu özgür; şanlı ve yüksek bir toplum olarak yaşatır(1924) ”… “Gerçek zaferi siz (öğretmenler) kazanıp sürdüreceksiniz(1922) ”… “Eğitim bakanı olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir. Bilim ordusunun değeri siz öğretmenlerin değeri ile ölçülecektir(1923) ”… “Öğretmenler sizin başarınız Cumhuriyet’in başarısı olacaktır(1924) ”… “Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır(1924) ”…”Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister(1924) ”… “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir(1925) ”
Gelin bu yılki öğretmenler gününde kuru övgüleri bir kenara bırakıp öğretmenin kimliğini, görevini ve sosyal statüsünü sorgulayalım. Onların sosyal, siyasal ve iktisadi meselelerine çözümler arayalım. Bilelim ki öğretmenin kafası ne kadar rahatsa öğrencisine o denli faydalı olabilir. Problemler sarmalında debelenen öğretmenden verim beklemek beyhudedir. Ya öğretmenlerin meselelerini masaya yatırıp konuşalım, sorgulayıp çözüm önerileri getirelim veya ‘bu iş bizi aşar’ deyip öğretmenin mevcut hâline ağlayalım. Çünkü gerçekten de öğretmenin ağlanacak hâli vardır. Bazıları bunu görmek istemese de durum bundan ibarettir. Eğitim neferlerinin günlerini kutluyor, onlara, kendilerini anlayacak idareciler ve aydınlık bir gelecek diliyorum.
|
M.NİHAT MALKOÇ
16.11.2006 22:35 |
İRFAN ORDUSU YAHUT ÖĞRETMENLER
M.NİHAT MALKOÇ
Eğitimin ve bilginin geçer akçe olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu altın çağda bilgili ve donanımlı olanlar önde yürüyecek, cehalet bataklığına saplananlar geride kalacaktır. Bunun böyle bilinmesi, tercihlerin ve gayretlerin bu doğrultuda olması gerekir.
Bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bir zaman dilimindeyiz. Teknolojik gelişmeler bilgiye ulaşmayı her zamankinden daha çok kolaylaştırdı ve muhataplarına yaklaştırdı. Bilgisayar teknolojisi ve internet, eğitimin çağdaş ve ileri düzeye erişmesi için atılan atımların en dikkat çekenlerindendir. Fakat bütün bu teknolojik yeniliklere rağmen öğretmenin yerini tutacak bir robot bugüne kadar yapılamadı. Bu amaçla çalışıldıysa da yapılan ruhsuz, duygusuz ve mekanik aletler öğretmenin yerini tutamadı. Çünkü öğretmen sadece bilgi aktaran bir vasıta değil, sevgi, hoşgörü ve şefkat duygularını veren gönül dostudur.
İrfan ordusunun neferleri olan öğretmenler; içinden çıktıkları toplumun kültürünü, tarihini ve tüm değer yargılarını yeni kuşaklara aktarırlar. Karşılarındaki kitleleri ruh ve şuur sahibi fertler olarak görüp onların yüreklerini milli ve manevi değerlerimizle bezerler. Atalarımızı kök, kendilerini gövde, yeni nesilleri dal, yaprak ve çiçek olarak görüp çınarın gelişip serpilmesi için onu düzenli olarak sularlar. Onlar Douglas Malloch’ın şu güzel ve veciz ifadelerini kendilerine şiar edinip elleri altındaki yüreklere nakış nakış işlerler:
“Dağ tepesinde bir çam olamazsan, vadide bir çalı ol. Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın. Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver. Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol. Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın. Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz. Dünyada hepimiz için bir şey var. Yapılacak büyük işler, küçük işler var. Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir. Cadde olamazsan patika ol. Güneş olamazsan yıldız ol. Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir. Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.”
Öğretmenler öncelikle en iyi olmanın zorlu mücadelesini iç dünyalarında verirler. Daha sonra ellerindeki öğrencileri bir kuyumcu titizliğiyle işleyerek onlara da aynı idealleri yaşatırlar. Karşılarına hangi engel çıkarsa çıksın doğruluk, iyilik ve güzellikten ayrılmazlar. Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilmezler. Kovanları fütursuzca sırtlayıp götüren ayı değil, bin bir çiçekten bal alan arı olurlar.
Öğretmenler karanlığı aydınlığa, acıları lezzete, açlıkları doygunluğa, basiretsizliği uyanıklığa, karamsarlığı umuda, cehaleti bilgi ve görgüye tebdil ederler. Onlar kapkaranlık gecemizi ışıtan, yüreklerimizi ısıtan el fenerleridir. Varlıklarının ehemmiyetini ancak gecenin zifiri karanlığında hakkıyla bilir ve anlarız. Onlar yerle gök arasına sinen kara bulutları bahar esintileriyle dağıtırlar. Toprakta kök, kökte ağaç, gövdede dal, dalda çiçek, çiçekte arı, petekte bal olurlar. Şefkat rüzgârlarıyla ufkumuza çöreklenen kapkaranlık bulutları bertaraf ederler.
Hayat onlarla anlamını bulur, aksi halde bir tarafı eksik kalır yaşamın… Yürekleri katıksız şiir doludur onların… Kitapları zihinlerine saksı yapmışlardır. Umutları, sevinçleri ve doyumsuz düşleri ruhlarının gıdası bellemişlerdir. Onlardan almışlardır yaşama, yaşatma ve direnme güçlerini… Gemileri nefret koylarından kaçırıp sevgi limanlarında eğlemişlerdir. Kandil olmuşlardır karanlık gecelerin zifiri suretlerine… Şairin mısralarında söz, yavuklusuna varmayı bekleyenlerin yüreklerinde sevgi ve hülya olmuşlardır.
Öğretmenler balçıktan yaratılmış et yığınından ibaret kulken, zamanın gergefinde işlenip öpülesi el, Ferhat’ın dağları delerken içindeki cesaret ve metanet, Mecnun’un gönlündeki umut, Eyüp’ün parıldayan sabrı olmuşlardır. Nefeslerinde kılıç keskinliğini, kalplerinde hallaç pamuğu yumuşaklığını, zihinlerinde yağmur bereketini taşımışlardır.
Onlar bazen Sinan’ın elinde sihirli bir balyoz, Dede Efendi’nin notalarında tatlı bir nağme, İbn-i Sina’da hayat veren bir neşter olmuşlardır. Kendilerini insanlığın hizmetine ve saadetine adamışlardır. Hal ve hareketleriyle hayata hayat katmışlardır. Bir mum misali erirken etraflarını aydınlatmışlardır. Ne mutlu onların rahle-i tedrisatından geçip hakikat bahçelerinden hakkıyla ve layıkıyla nasiplenenlere! ....24 Kasım Öğretmenler Gününüz kutlu olsun güzel insanlar! ...Sizlere olan vefa ve gönül borcunu ödeyebilecek miyiz acaba?
(bakınız: dost, sevgi, hayat, zaman, şiir, gece, büyü, güzel, dünya, yağmur)
|
M.NİHAT MALKOÇ
10.11.2006 00:50 |
Küçük de olsa, büyük aşkla yaptığınız her iş büyük olur. Sevgili kardeşim Nedim Taktak öğretmek gibi büyük bir işi büyük bir aşkla yapmaya çalışıyor. Böyle olunca, işinin büyüklüğünü ifadeye yeltenmiyorum…
Hatırlayalım ya da hatırlamayalım, her birimizin kalbinin bir yerinde bir öğretmenin sapladığı bir kıymık saklıdır. Canlar okşayan bir kıymık da olabilir bu, can yakıyor da olabilir… Öğretmen cana can katar. Öğretmen cana canan olur.
Nedim öğretmen işte böylesi can alıcı çizgide yürüyor. Meslektaşlarını da bu can alıcı çizgide canla başla yürümeye çağırıyor. Bu çalışmasıyla sadece kendi öğrencilerine değil, meslektaşlarına da yol göstererek başka öğrencilere de eşi bulunmaz bir iyilikte bulunuyor.
İtiraf ediyorum ki, kırkını aşmış bir adam olarak, “Bir öğretmen nasıl olur da kızmaz? ” sorusunu zihnimden silebilmiş değilim. Zira, bizim çocukluğumuzda, öğretmen sanki kızmak için vardı; hatta öğretmen kızdığı kadar öğretmendi. Belki de öğretmenlerimizin suçu değil bu intiba… “Yoksa, öğretmenine söylerim! ” diye korkutan ana babaların şişirdiği bir vehim. Öğretmen olmadım ben; doktor oldum; ama bakın, “Doktor amcan iğne yapar yoksa! ...” diye öcüleştirilmekten kurtulamadım. Öcüleştirilmek hepimizin yazgısı demek ki… Ama benim aklıma “HİÇ KIZMAYAN DOKTOR” çalışması yapmak gelmedi.
Her birimiz hafif ve incinebilir bir kelebek gibiydik öğretmenlerimizin elinde. Onlar çıkardılar bizi kozamızdan, kanatlarımızı onların nezaretinde ve onların nezaketiyle açtık. En çok incinebilir olduğumuz bir demde, belki de alabildiğine incindik, yaralarımızı hâlâ daha yanımızda sürüyoruz.. En ürkek olduğumuz dönemde, belki de korkulara bulandık ve hayattan nasibimiz bu yüzden azaldı. Kimbilir? Öğretmenin yaptığı iyilik ya da kötülük çoğalarak, katlanarak yansır insana… O yüzden, pek nazik bir yerde durur. Bu yüzden Nedim öğretmen pek nazik bir yerde duruyor; pek uzun ve ince bir yürüyüşe başlıyor.
Şimdi inanıyorum ki hiç kızmayan öğretmen olabilir. İnanıyorum ki, ancak hiç kızmayanlar öğretmen olabilir. Eminim ki, bir öğretmen hiç kızmadığı oranda öğretmendir. Şükür ki, bunu da hiç kızmayan bir öğretmenden, Nedim Taktak’tan, öğrendim…
Arzum odur ki, çocuklarım bir öğretmenin gözlerinin içine bakınca, sevinsinler, sevildiklerini bilsinler. İlle de gözlerinin içine bakınca… Eksik olmasın Nedim öğretmenler, çok olsun, bol olsun, kopyalansın, klonlansın, örnek alınsın…
İşini aşkla yapanlara aşk olsun.
Nedim öğretmenim, sana da aşk olsun…
(bakınız: insan, sevgi, hayat, baba, yalan, büyü, gözler, korku, sevgili, şimdi)
|
nedimerdem
25.10.2006 20:16 |
Tanıdığım öğretmenlerin çoğu kaçıktır. Benim için çok değerli olanları da var, ÇÖP KUTUSUNA ACIDIĞIMDAN ÇÖPE BİLE ATMAM diyecek kadar şahsiyetsiz, ayrımcı, cahil, değersiz olanları da var.
Öğretmenlere genel bir anlam yüklemek yanlış olur.
O değer verdiğim birkaç öğretmenimin ellerini saygıyla öpüyorum...
(bakınız: anlam, saygı, cahil, yorum, emek, eller, beni, değer, eğer, değerli)
|
pinkspring
16.10.2006 13:52 |
öğret:bilgili olupta bilgisini aktarmak;
öğretmen:bilgi sahibi olan ve bilgilerini aktaran...vs.
(bakınız: bilgi, ilgi)
|
selin1990
27.09.2006 21:36 |
|
 |