|
|
 |
 |
|
ORHAN PAMUK |
ORHAN PAMUK terimi
Puya
tarafından 20.05.2003 tarihinde eklendi |
ORHAN PAMUK sizce ne demek,
ORHAN PAMUK size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bay, 21 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Sata sata nereye kadar değermiydi bir avuç avrupalı nın alkışları için. (04.12.2006 17:29)
(bakınız: değer, eğer, nereye, için, avrupa, alkış, kadar, avrupalı, nereye kadar, avuç)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 26 |
| Ankara |
 |
|
|
 |
Orhan PAMUK'A'a açık mektup (Mehmed Niyazi 13 Kasım 2006-)
Saygıdeğer efendim; bildiğiniz üzere belki hiç kimsenin romancılığı sizinki kadar tartışılmamıştır. Kimileri sizi çok satan, fakat okunmayan yazar olarak nitelendirmektedir.
Kimileri sadece eseriniz çıkınca ortalığı alabora ettiğinizi ileri sürmektedir. Kimileri dilinizi bozuk, üslubunuzu kekremsi, roman tekniğinizi zayıf bulmaktadır. Kimileri de sizi mükemmel bir romancı kabul etmektedir. Sizin de bildiğiniz gibi sanat eseri olarak romanın da kendine göre ölçüleri vardır; ama bu ölçüler birimlere dayanmamaktadır; güzelliği, zevki, ahengi içerdiği için sübjektif ağırlıklıdır. Aksi takdirde, 'Beyaz Gemi', 'Cemile', 'Gün Olur Asra Bedel' ve benzeri ürünleri insanlığa sunan Cengiz Aytmatov gibi kültür ve sanat adamının Nobel'i alamamasını izah edemeyiz. Kim ne derse desin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Nobel ödülünü almanız gerçekten sevindiricidir.
Nobel ödülü alınır mı, verilir mi tartışması bir yana, en önemli ödülün sahibi olmanız sizi en az bir yıl dünyanın gündeminde tutacaktır. Gelecek yıl bir başkası alacağı için siz yavaş yavaş listelere yerleşeceksiniz. Bugünlerde söyleyeceğiniz söz çok geniş çevrelerde yankı bulur. Tolstoy, Çehov, Andre Malroux, Proust ve daha pek çok devin giremediği listeye kısa bir süre önce adını yazdıranların şimdilerde esamileri okunmuyor. Dolayısıyla sözlerinin etkisi de azalmıştır. Tabii en büyük temennimiz adınızın ve eserlerinizin hiçbir zaman dillerden düşmemesidir.
Dostoyevski'nin cüretini ne sizden, ne de diğer bir romancıdan beklemeye hakkımız yok. Dostoyevski koyu bir Ortodoks, katıksız bir Rus'tu. Puşkin'in ölümünde, milliyetçiler adına yaptığı konuşmada bir genç heyecandan düşüp bayıldı; bütün Rus milleti sarsıldı. Milliyetçidir gerekçesiyle beynelmilel platformlardan kovulmasına sanatıyla karşı koyabileceğine inandığı için vicdanının sesini dile getirmekten endişe duymadı. Bir vatandaş olarak sizden milletimizi savunmanızı beklemiyorum; zira büyük milletlerin düşmanları da büyük olur. Onlara göğüs germenin kolay olmadığının farkındayım. Fakat gerçeği dile getirmek aydın olmanın birinci şartıdır.
Sözde Ermeni soykırımı konusunda, tarihçilerimiz, gazetecilerimiz ekranlarda konuşurken hiçbir şey söylemediklerini elbette biliyorsunuzdur. Bu konuda hangi şartlarda konuştuğunuzu bilmiyorum; ama gerekli araştırmayı yapmadığınız aşikârdı. İnsanlar hatadan azade değildir; hepimiz yanlış yapıyoruz. Hatada ısrar bağnazlıktır; hatadan dönmek fazilettir. İnsanlığa mal olmuş bir aydına elbette ki bağnazlık yakışmaz. Hatta bağnazlıkta ısrara hakkı yoktur.
Konuya dair yapacağınız sathi bir incelemeyle şunları göreceksiniz; Ermeni diasporası soykırım iddialarını İngiltere İmparatorluğu'na mal etmeyi göze alamaz; çünkü topraklarında yüz milyonlarca Müslüman yaşamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nin cumhurbaşkanlığına bu meseleyi mal ederler. Wilson da Genelkurmay Başkanı'nı kalabalık bir heyetle incelemek üzere ülkemize gönderir. Sosyolog, psikolog, antropolog, tarihçilerden oluşan heyet buradan Paris'e giden Ermenilerden incelemeye başlar. Bir Ermeni'ye soykırımın nasıl olduğunu sorunca şu cevabı alırlar: 'Çok feci oldu, ben iki defa katledildim.' İşin magazin boyutunu sezerler. Memleketimize de gelip kısa bir süre önce olayların geçtiği yerleri inceleyerek, Genelkurmay Başkanı soykırım olmadığını belirten ünlü raporunu verir. Bununla tatmin olmayan Ermeniler, baskı yapınca, Amiral Bristol görevlendirilir. O da soykırım yoktur tarzında rapor verir. İstanbul işgal edilir. Soykırımdan suçlu olabilecekler yakalanır, Ziya Gökalp gibiler Malta'dadırlar. İstanbul'da ve Malta'da mahkemeler kurulur. Hepsi beraat eder. Bu olaydan İtalya'da haberdar olan dönemin başbakanı Sait Halim Paşa; 'Milletime leke bırakmam' diyerek muhakeme edilmesi için Cemiyet-i Akvam'a ve Lahey Adalet Divanı'na başvurur. Onlar da muhakemeye gerek olmadığını belirten cevap verirler. Soykırım iddiasını dayandırdıkları İngilizlerin kaleme aldığı kitapta Almanların talimatıyla bu menfur fiili işlediğimiz belirtilmektedir. Yirmili yılların ortalarına doğru İngiliz hükümeti, Almanya'ya bunun bir savaş propagandası olduğunu bildirir. Lütfedip araştırırsanız, bunları, daha pek çoklarını göreceksiniz. İsterseniz adresinize hepsini postalayabilirim.
Sayın Pamuk; romancılığınız tartışılıyor, ama siz bir aydınsınız. Aydın, sorumluluğunu bilen kimse demektir. Bu sorumluluk aileden başlar, içinde yaşanılan toplumdan taşarak insanlığı oluşturan bütün kesimlere ulaşır. Bu gerçeği dile getirirseniz, Türk milliyetçiliğiyle suçlanmanız da mümkün değildir; zira Türklerin de insanlığın bir parçası olduğunu mutlaka kabul edersiniz. Ve sonra bütün bu kararların Hıristiyan devletleri tarafından alınmaları, bir milletin Haçlı zihniyetiyle karşı karşıya olduğunda sizde de şüphe bırakmamış olmalıdır. Bu zihniyet sizi de rahatsız ediyorsa, konuşmanızın tam zamanıdır. Saygılarımla. (27.11.2006 10:18)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
O BİR NOBEL SAHBİDİR İStEr KABUL EDİN ister kabul etmeyin.turkiyenin yüz akidir kitablarini okumusum ve seviyorum onu. ayrica o soyledikleri kismen dogrudur bu onun gercekçi oldugunu gosteriyor... (20.11.2006 12:28)
(bakınız: abla, yorum, sevi, yeni, rica, seviyorum)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
| Antalya |
 |
|
|
 |
'Orhan Pamuk, artık, ağırlığı eserlerine verecek, ‘oryantalist’ suçlamasını (Hilmi Yavuz’un kulakları çınlasın) haklı çıkaracak işler yapmayacak, spekülatif alanlarda ispat-ı vücut etmeye kalkmayacak.
Bir aydın ve sanatçı olarak elbette düşüncelerini açıklayacak, açıklamalı, ama biz bundan sonra ‘romancı Orhan Pamuk’u konuşmalıyız..
Geçen yıl, ödülü Harold Pinter’a kaptırdığında aynen şunları yazmıştım:
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi Jürisi bir gün Türkiye’yi Nobel’le taltif etme gereği duyarsa, ödülü Yaşar Kemal haricinde birine, Mahmut Mutman’ın ifadesiyle, ‘bir kültürü, bir inancı, bir yaşama tarzını, sırf böyle olduğu için hakir görme veya küresel bir sistemin yarattığı eşitsizlikleri, o eşitsizliklerin kurbanlarının sırtına yükleme uyanıklığı’ gösteren ve batı medeniyetinin ‘insanlığın başına gelmiş en iyi şey’ olduğuna inanan bir yazara verecektir.
Bu yazar da, o tarihe kadar daha uygunu çıkmazsa, büyük bir ihtimalle Orhan Pamuk olacaktır.
Buradan, Orhan Pamuk yeteneksiz bir yazardır anlamı çıkarılmamalıdır. Bilakis, çok yetenekli ve başarılı bir yazardır, ama yeteneğiyle katetmesi gereken yolu bence politik duruşu ve yaptığı ilginç çıkışlarla katetmiş, bir anlamda ‘erken doğum’ olmuştur.
Hem kötü bir yazar, hem berbat bir adam olan Salman Rüşdi, Pamuk’tan bahisle, ‘Yaşayan en büyük yazarını mağdur eden bir ülke, nasıl aynı zamanda AB’ye girebilir? ’ buyurmuş, bir anlamda Nobel sürecini hızlandıran beyanatlardan birinin altına imza atmıştı.
Kuşku yok:
Orhan Pamuk iyi bir yazardır.
Türk iktisat tarihine yapılmış ‘derinlemesine yolculuğun’ öyküsü olan ‘Cevdet Bey ve Oğulları’ hálá aşılamamış bir ‘çağ romanı’dır.
Araya sıkıştırılmış ‘Sessiz Ev’, birincisinden izler taşısa da, resmî ideolojiye, resmî toplum tasavvuruna karşı bir yazarlık tutumunu yansıttığı, ‘bağımsız yazarlık tutumu nedir? ’ sorusuna cevap teşkil ettiği için önemlidir. Türk devrimlerinin, (Emre Kongar’ın çok sevdiği ve çok sık kullandığı ifadeyle) ‘Türk aydınlanması’nın mahiyetini anlamak isteyenler ‘Sessiz Ev’e, dolayısıyla unutulmaz Selahattin Darvınoğlu tiplemesine bakabilirler.
Fakat yine de ‘yaşayan en büyük Türk yazarı’ değildir. İsmi en çok duyulan Türk yazarıdır... Bence Yaşar Kemal daha büyüktür; inanmayan ‘Ortadirek’e, ‘Kuşlar da Gitti’ye, ‘Akçasazın Ağaları’ ikilemesine bakabilir.
Zaten yetenekli bir yazar olan Orhan Pamuk son yıllarda işi ‘Batı beğenisi’ne uygun romanlar üretmeye döktü. Nişantaşı’ndan bakarak, tuhaf, egzotik ve bizim de tanımakta güçlük çekeceğimiz bir ülke resmetmeye başladı ve sonunda çok istediği şeye, artık ‘politik bir ödül’ olan Nobel’e ulaştı.
İyi oldu.
Gerçi değerli romancı ve eleştirmen Tahsin Yücel, sürekli ‘zor okunan yazar’ Orhan Pamuk’un adına yaraşır bir romancı olmadığını, ‘kitaplarının tutucu içeriği’ yüzünden bu kadar el üstünde tutulduğunu, Pamuk’u el üstünde tutan çevrelerin aynı kötülüğü vaktiyle Kemal Tahir’in pehlivan tefrikalarını andıran romanlarına da yaptığını yazıp duruyor ama, Orhan Pamuk daha önce Nobel’le taltif edilmiş Naipaul’dan da, Coetzee’den de, Kertesz’den de, hatta Tahsin Yücel’in kendisinden de daha yetenekli, daha başarılı bir yazardır...
Tutuculuk, şayet, bir ideolojiye, bir dine, bir ‘izm’e körü körüne bağlılıksa, Tahsin Yücel gibi kemalist retoriği neredeyse ‘dogmalaştırmış’ bağımsız bilimadamlarını nereye koyacağız? '
13/10/2006 star Ahmet KEKEÇ (04.11.2006 15:13)
(bakınız: insan, zaman, aliye, türk, büyü, nedir, devrim, anlam, kitap, yaşam)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 17 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
pamuk gibi oğlan (01.11.2006 23:00)
(bakınız: gibi, oğlan, pamuk)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 21 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Satılmış (01.11.2006 09:04)
(bakınız: atıl, satılmış)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"ORHAN PAMUK" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|