Şiir Antoloji.comKitap ŞiirEtkinlikler Şarkı SözleriŞarkılar Antoloji.comResim Antoloji.comForum NedirÜyeler Antoloji.comGruplar Antoloji.com Mesajlarım
 
 
http://nedir.Antoloji.Com
Arayın :
                              oruç nedir?
Nedir Ana Sayfası
Son 24 Saat
Yazdıklarım
Yeni Terim Ekle
  Kişiler
 Genel
 Yaşam
 Edebiyat
 Güncel
 Toplum
 Bilim
 Din
 Müzik
 Tarih
 Cinsel
 TV Dizileri
 Atasözleri
 Deyimler
 Filmler
Futbol Takımları
Köyler
ORUÇ ORUÇ terimi -_-
tarafından 10.01.2003 tarihinde eklendi
ORUÇ sizce ne demek,
ORUÇ size neyi çağrıştırıyor?
KENDİ GÖRÜŞÜNÜZÜ EKLEYİN
Sayfa: 1 2 3 4 5 7
sonraki sayfa >>
BayanNave Mın Sor.. Offline
Nave Mın Sor E
Bayan
Mardin
1 person liked.
1 person did not like.
Hepimiz oruçlu doğarız ölümün iftar sofrasına.... (10.07.2013 18:24)
(bakınız: ölüm, iftar, doğa, sofra)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayanNave Mın Sor.. Offline
Nave Mın Sor E
Bayan
Mardin
Oruç, içimizdeki şeytanı taşlama eylemidir..... (10.07.2013 18:23)
(bakınız: şeytan, lama, eylem, içimizdeki şeytan)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayMehdi dabbet.. Offline
Mehdi dabbetül-arz 19
x
'ayhan aytaç yazarefendi:

'nefsi açlık ile terbiye etme ibadetidir oruç? ! ? '

((...adem bir yıl nuh dokuz ay ibrahim altı ay musa üç ay muhammed bir ay ile nefsini açlık ile terbiye etmek için oruç tuttular.birileri diyor ki: efendin adam sırf aç kalmak için oruç tutuyor :) eee zaten öyle bir amacı vardı.allah nefsi yarattı ve ona sordu: sen kimsin ben kimim? nefis: ben benim sende sensin? diye cevap verdi.allah ona azab verdi.ve onu açlık cezasına çarptırdı.nefis zevk ve taamdan mahrum olunca vede bunun sahibininde rezzak olan allah olduğunu kavrayınca menfaati gereği boyun eğdi ve allahın aynı soruyu sorması üzerine sen rezzaksın ben abdürrezzakım.sen halıksın ben abdulhalıkım.sen şafisin ben abdüşşafiyim dedi.böylece allah nefsi 'açlık' ile terbiye etmiş oldu.işte bunun bir tecellisi adına da mümin olan allahın mümin kulları adem ile bir yıl nuh ile dokuz ay ibrahim ile altı ay musa ile üç ay ve muhammed ile bir ay oruç tutmaya başladı.öfkeyi yutmak müminlere ifrit kesilmek ise münkir ve münafıklara mahsustur demiştik.ve münkir ve münafıklar hoşlanmasada allah nurunu ve nimetini ümmet-i muhammedin ve ehlibeytin üzerine tamamlıyacaktır vesselam.ibn-i arabi dediki: alemlere rahmet olması o peygamberin döneminde gerçek olmadı.ama alemlere rahmetin tamamlanması onun makam-ı mahmuta erişmesi ile olacaktır ki bizim anladığımıza göre o makam-ı mahmutu ism-i şerifin yani muhammedin risalet ve nübüvvette daha sonra imammet ve velayette olduğu gibi en sonunda da hilafet ve saltanatta hz.ulul-emr mehdi aleyhisselamda gerçekleşecektir.işte allahın nurunun ve nimetinin tamamlanması budur.din yalnız allahın oluncaya kadar yeryüzünden fitne kalkıncaya kadar yeryüzü salihlere miras kalıncaya kadar.zafer mutlaka allahın ve resullerinin oluncaya kdar sürecek olan melhame-i kübra şimdi yaklaşmıştır.tevbe 24. ve 73.ayetler şimdi tecelli ediyor sanırım ki en dehşetli olanıda isra 58.ayetin tecellisi ki bu ortadoğu merkezli 3.dünya savaşıdır.iyi ile kötünün, hayır ile şerrin, hak ile batılın, helal ile haramın, rahman ile şeytanın, mesih ile deccalin, mehdi ile süfyanın o büyük savaşının adıdır melhame-i kübra-yı armageddon? ! ? bu savaş sizce cihad-ı ekbermidir cihad-ı suğramıdır.ilk savaş peygamberimize göre küçüktü büyük savaş nefsimizle yapacağımız savaştı öylemi? işte şimdi bizler ahirzamandaki ümmet olarak.asrısadette değil asrıkıyametteyizidr.öyle ise önce büyük savaş yapılmalıdır ki küçük savaşta galip gelelim.bu büyük savaş yani cihad-ı ekberde nefsiemmaremiz ile yapacağımız savaştır ki ilk ritüelide oruç ile başlamaktadır.nefsimizi açlık ile terbiye etmekle başlıyor o zaman.ruhumuz iyi nefsimiz kötü.iyi ile kötünün savaşı şimdi başladı demektir.yani iyi ruh ile kötü nefsin savaşı.nefsi vücudun şehrinde bir truva atıdır.şeytan-ı laine kalelerin kapısını o açar.cin ve insan şeytanları harekete geçer.şeytanın 70 bin evladı vardır.bize hicaplıdır.allah ile kul arasındada 70 bin perde vardır.işte allahın kulu ile arasındaki o 70 bin perde şeytanın 70 bin evladından başkası değildir.hubyar sultan derki: adem 24 saatte 77.777 nefes alır.ibn-i arabi derki: yediğimiz her lokmada bismillah mideye indirdiğimiz her lokmada elhamdülillah demeliyiz.ve pir gerçek velide derki: aldığımız her nefes için bizmillah verdiğimiz nefes için elhamdülillah demeliyiz.işte tüm bunlar ile birlikte iştah-ı kelbiyetten ve şehvet-i merkebiyyetten de kurtulmak için göz iştahı ve gırtlak şehveti yerine damak iştahı ve mide şehveti ile yemeyede dikkat edicez.göz iştahı gırlak şehveti ile yemenin adı kelb:(köpek?) gibi yemektir.damak iştahı ve mide şehveti ile yemek ancak bir insanoğlu gibi yemenin adıdır.insan ile hayvan arasındaki en önemli fark yemek yeme değil yemek yememe iradesidir.hayvanda yemek yememe iradesi yoktur.köpeğin önüne beş kilo et koymuşlar banamısın dememiş yemiş karnını şişirmiş.çünki hayvanda yememe iradesi yoktur.aynı zamanda yapma ve yapmama iradeside insan ile hayvan arasında önemli bir farktır.peygamberimiz diyorki ashabını tarif ederken vede överken:'onlar acıkmadan yemezler? ve doymadan kalkarlar? ' işte burda yememe ve yapmama iradesi vardır.insanlık medeniyyetinin göstergesi muasır medeniyyet işte budur vesselam.horasan dervişleri ile şamın dervişleri arasındaki en önemli fark neydi:'biz bulduğumuz zaman dağıtır? bulmadığımız zaman rabbimize şükrederi? ' hallacı mansur şeyhler ile tavuklu pilav yiyiordu.ve tavuk budunu tuttu köpeğin önüne attı.şeyhler şaşırdı.neydi bu şimdi? dediler? mallacı mansur dedi: 'o köpek benim nefsimi temsil ediyor. o doyarsa bende doydum sayılır? ' üç aylarınız mübarek olsun ey ehlibeyt ve ümmet-i muhammed :) selam ilmi rahmetül aleyküm ehlibeytten vesselam :)) '
– mehdihaberajansı:'islam ve tasavvuf gazetesi? '
(23.05.2013 13:07)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayNecmettin Yı.. Offline
Necmettin Yılmaz 4
Bay
Oruç tuttuğun gibi tut ellerimden...
Sabırla, inançla, duayla...
(06.10.2012 11:14)
(bakınız: sabır, inanç, gibi, eller)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayNecmettin Yı.. Offline
Necmettin Yılmaz 4
Bay
Oruçlu olduğunu unutup su içmek gibiydi seni sevmek..
Yazılmayan günah,
bozulmayan oruç gibi...
(27.09.2012 23:54)
(bakınız: sevmek, seni sevmek, günah, gibi, yazı, seni, maya, unutu, zulm)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayMuhsin İyili.. Offline
Muhsin İyiliksever
x
Es-Samed, hiçbir ihtiyacı olmayan, kimseye muhtaç olmayan; izni olmadan hiçbir işin hükme bağlanmadığı ve ihtiyaçlar konusunda kendisine başvurulan lider anlamlarına gelir.


Allah (c.c.) doğurmamıştır. Doğrulmamıştır. Bütün varlık âlemi O’nun “Ol! ” emriyle yoktan yaratılmıştır. Nedenler zinciri ile varlıklar birbirlerine muhtaçtırlar. Canlı varlıklar yaşamak için birbirlerini yemek zorundadırlar. Biri diğerinin besin kaynağını oluşturur. Ayrıca her canlı varlık ölümlü olmasına karşın nesiller yolu ile varlığını devam ettirir. Ama Allah (c.c.) varlık dünyasına bağlı değildir. O’nun yemeye, içmeye, çoğalmaya ihtiyacı yoktur. O ezeli ve ebedidir. Zamanla kayıtlı değildir. Varlık dünyasının kanunları O’nu bağlamaz. Bundan dolayı O’nun varlığı ve varlığının devamı yaratılmış şeylere bağlı değildir. O hiçbir şeye muhtaç değildir.


Allah (c.c.) kullarının ibadetlerine de muhtaç değildir. Oysa varlıklar O’na ibadet etmeye muhtaçtırlar. Bazı insanlar, Allah’ın (c.c.) nasıl olsa bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur, düşüncesiyle hareket ederek ibadetlerinde ihmalkâr davranmaktadırlar. Bu büyük bir zulümdür. Zira tüm varlık âlemi insanın hizmetinde olarak yaratılmışken ve kendi hal dilleri ile Allah’ı (c.c.) zikrederken insan Allah’a (c.c.) ibadet etmeyerek tüm bu nimetlere karşı nankörlük etmektedir. Bu elbette büyük bir cezayı gerektirmektedir. Çünkü her nimet kendi hal diliyle Allah (c.c.) indinde öyle bir insandan haklı olarak davacı olmaktadır.


Es-Samed güzel isminin hiçbir ihtiyacı olmayan, kimseye muhtaç olmayan anlamı dışında bir de izni olmadan hiçbir işin hükme bağlanmadığı ve ihtiyaçlar konusunda kendisine başvurulan lider anlamı da söz konusudur.


Kuran-ı Kerim’de es-Samed güzel ismi sadece bir yerde, İhlâs suresinde (Kulhu Vallahu Ahad Allahu’s-Samed…) geçer. İhlâs riyanın zıddı olan bir kavramdır. İbadetlerde Allah (c.c.) rızası dışında başka bir amaç gözetmemektir. Nasıl es-Samed güzel ismi ile Allah (c.c.) kimseye muhtaç değilse, herkes O’na muhtaçsa, kul da ibadetlerinde ihlâsla sadece O’na yönelir. O’ndan ister. Rızasını umar. Gösterişe düşmez. Allah (c.c.) dışında kimseden bir şey ummaz.


Son yıllarda es-Samed güzel ismindeki hiçbir ihtiyacı olmayan, kimseye muhtaç olmayan anlamı “som” kelimesi ile ifade edilmeye çalışılmıştır. Som bilindiği üzere maddenin katıksız olarak bulunduğu durumdur. Som altın örneğinde olduğu gibi. Yüce Allah (c.c.) varlıklara ait olan her şeyden uzaktır. O Kendi Kendi’sine vardır. Kimseye muhtaç olmadığı gibi her şey de O’na muhtaçtır.


Es-Samed güzel isminin kulda tecelli ettiği en önemli ibadet oruçtur. Oruç tutan bir Müslüman geçici de olsa belli bir süre yeme, içme, cinsel ilişki gibi nefsinin ihtiyaç duyduğu gereksinimlerden uzaklaşır. Bu hal Allah’ın (c.c.) es-Samed güzel ismine uygundur. Ayrıca oruç içine riyanın karışması zor olan bir ibadettir. Allah’la (c.c.) kul arasında adeta bir sırdır. En ihlâslı ibadetlerden birisidir. Bu açıdan da orucun anlamı, Allah’ın (c.c.) es-Samed güzel ismine yakındır.


Tasavvuf yoluna giren kişilerin ihlâsı yaşamaları ve insanlardan beklentilerini kırmaları için oruca değer vermeleri ve sünnet niyeti ile pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçirmeleri onlara büyük yararlar sağlar. Bu günlerde işi olanlar, kaza niyeti ile tatil günlerinde oruç tutabilirler. Hadis-i şeriflere göre cuma ve cumartesinin tek olarak tutulmamaları, ikisi beraber veya bu günlerin önceki ve sonraki günlerinin de oruçlu olarak geçirilmesi gerektiğini de belirtelim. Yani bir kişi iki günü arka arkaya olmak üzere, cumartesi-pazar, perşembe-cuma veya cumartesi-pazar günleri de oruç tutabilir.


Orucu nafile niyeti ile tutmaktan ziyade kaza niyeti ile tutmak daha yararlıdır. Çünkü Kuran-ı Kerim’de orucun kazası da emredilmektedir. Dolayısıyla bu niyetle oruç tutanlar, hem borçlarını ödemiş olurlar hem de bir farzı yerine getirmenin sevabına kavuşurlar. Şayet üzerimizde oruç borcu yoksa da bazı oruçlarımız yara almış (gıybet, kötü söz, göz zinası vs. nedenleriyle) olabilir. İnşallah kaza niyeti ile tutulanlar bunların yerini alacaktır. İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s) , Mektubat’ının çok yerlerinde bir farzın yerini binlerce nafile ibadetin tutamayacağını belirtmişlerdir. Sünnetler de elbette nafilelerden çok üstündürler. Çünkü peygamberi (s.a.s) taklitle yapılan ibadetler, hem çok sevap getirirler hem de çok faziletlidirler. Hadis-i şerifte ifade edildiği üzere bu ahir zamanda bir sünneti ihyanın yüz şehit sevabı getirdiği unutulmamalıdır. Ayrıca sünnet niyeti ile tutulan oruçlar, sevap ve faziletlerin dışında peygamberin (s.a.s) zor zamanlardaki şefaatlerini de kapsarlar. Onun için (eğer üzerimizde oruç borcu yoksa) pazartesi ve perşembe günleri tutulan oruçları sünnet niyeti ile tutmakta büyük fayda vardır.


Es-samed zikri kulda ihlâsı ve gönül tokluğunu oluşturur. Allah’a imanı yakinleştirir. Bu açıdan belaları önleyici olduğu gibi rızkı da celbedicidir. Aynı şeyler oruç için de geçerlidir.


Oruçlar, gelebilecek hastalılara da kefaret olurlar. Hadis-i şerifte oruç sağlıktır diye buyrulması bundandır. Ahirette cehennem ateşine engel olacak en başlıca ibadet oruçtur. Onlarca hadis-i şerif orucun cehennem ateşine kalkan olacağını ve siper vazifesi göreceğini belirtmektedir. Her insanın mutlaka cehenneme uğrayacağı ise ayet-i kerime ile sabittir (Meryem suresi, 71) . Çünkü Sırat köprüsü cehennem üzerine kuruludur. Bütün insanlar bu köprüden geçmek zorundadırlar. Tıpkı bazı katlarda duran asansör gibi Sırat köprüsü üzerindekileri cehennemin bazı katlarında ve kısımlarında boşaltacaktır. Müminler cennete bu köprü ile değişik hızlarda varacaklardır. Cehennem Allahın (c.c.) izni ile mümine tuttuğu oruçlar sayesinde tesir etmeyecektir. Ayrıca oruç kullara muhtaç olmayı engelleyicidir. İnsana içerisinde bulunduğu toplumda manevi olarak büyük bir itibar da kazandırıcıdır.


Allah’ın bu güzel ismini zikrederken edebe çok dikkat etmelidir. Onun bu güzel ismini zikirle elde edilecek dünyevi yararlar düşünülmemelidir. Maksat bu güzel isme yaraşır bir şekilde yüce Allah’ı övmek olmalıdır. “Kim ahiret mahsulü isterse onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama ahirette onun hiç nasibi olmaz. (Şûrâ suresi, 20) .”


Farz olan oruç dışında bazı sair günleri kaza, sünnet ve nafile oruçlarla süsleyen bir kişi üzerinde Allah’ın Es-Samed güzel ismininin bu sözünü ettiğimiz faziletlerini Allah’ın (c.c.) izni ile tecelli ettirecektir. Bu açıdan oruçlu iken bir miktar Es-Samed güzel isminin zikrini çekip bu güzel ismin anlamı üzerinde düşünmek ve Allah’ı bu güzel ismi ile yürekten övmek dünya ve ahret yararlarına yol açtığı gibi oruç ibadetinin sır ve anlamlarını da kavramaya ve anlamaya yardımcı olacaktır.


Unutulmamalı ki, gerek oruç gerekse Es-Samed güzel isimlerinin manevi hediyelerinin en önemlisi ihlâstır. İhlâs ise tasavvufun elde etmek istediği temel amaçtır. İçerisinde bütün dünya ve ahret mükâfatlarını barındırır. Dinin temeli ihlâstır. Dinde ihlâs sahibi olunmadığı zaman Allah korusun münafıklık tehlikesine düşülebilir.


Allah’ı dünyevi maksatlar için öven kişiler, dinin gayesinin ahret olduğu gerçeğini unutmuşlardır. Onlar ihlâstan hisse alamamışlardır. Maalesef Yahudiler bu duruma düşmüşlerdir. Onlar dünya için ahretlerini az bir dünya menfaati karşılığı satmışlardır. Dinlerini tahrif etmişlerdir. Allah ümmet-i Muhammedi bu afattan korusun. Âmin. “En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na en güzel isimlerle dua edin. O’nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır (Araf suresi, 180) .”


Es-Samed güzel ismi ile kula düşen görev, Allah’ın (c.c.) hiçbir şeye muhtaç olmadığını, herkesin O’na muhtaç olduğunu düşünerek ibadetlere ihlâsla büyük önem vermektir.


Allah kendisini razı olacağı şekilde tanımamızı ve O’na ibadet etmemizi ve her şeyden önce ihlâsı bizlere nasip eylesin. Âmin.
Muhsin İyi
(22.04.2012 16:31)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayMuhsin İyili.. Offline
Muhsin İyiliksever
x
Orucun sırrı olan bağışlanma, merhamet duygularını Kuran-ı Kerim’de farz edilen ayetleri okurken çıkarabiliriz. Yüce Allah İslam’ın diğer farzları olan namaz kılmak ve zekât vermek için Kuran-ı Kerimde pek çok ayetle emir buyurmuşlardır. Bunların sayısı yüzden fazladır. Yani ilgili emirler pek çok surede defalarca kez tekrar edilir. Ama oruç için böyle değildir. Bunun için Bakara suresinden sadece beş ayet tahsis edilmiştir (183- 187 Ayetler) . Bir de Kuran-ı Kerim’de namaz kılmak ve zekât vermek için bunların hiçbir surette affı olmadığını beyan sadedinde genellikle sert ifade olan emir kipi kullanılmışken, oruç içinse bambaşka bir ifade, merhamet hissi, bir hoşgörü ve bağışlama atmosferi içerisinde beyan buyurmuşlardır. İsterseniz bütün bunları görmek için ilgili ayetleri birlikte okuyalım.
183.’Ey iman edenler, size oruç farz kılındı, sizden öncekilere de farz kılınmıştı. Umulur ki korunursunuz.’ Allah (c.c.) bu ibadetin nefse ağır geleceğini bildiği için ‘sizden öncekilere de farz kılınmıştı’ ibaresi ile havayı yumuşatmakta, tıpkı okula yeni başlayıp da gitmek istemeyen çocuğunu ikna sadedindeki bir babanın, ‘Bak ağabeyin de, ablan da, komşumuzun çocukları da okula gitmişlerdi.’ demesi gibi yüce Allah da bu farziyetin sadece bu ümmete mahsus olmadığını söylerken nefsimizi önceki ümmetlerin durumuyla teselli etmektedir. Bizim bu ibadetin ağırlığı ile üzüntüye düşmemizi önlemek istemektedir. Bu bir çeşit gönül alma, alttan almadır… Evet, bu tesellinin birincisi.
184.’Size farz kılınan oruç sayılı günlerdedir….’ Evet, bu ikinci teselli. Tıpkı askerdeki, hapisteki kişiye yapılan teselli gibi: ‘Sayılı günler tez geçer…’ Ayet devam ediyor. ‘İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan diğer günlerden sayısınca tutar.’ Üçüncü teselli, ama burada teselliden ziyade merhamet, hoşgörü duyguları daha ağır basıyor. Ayet devam ediyor. ‘Ona dayanamayanların fidye vermesi gerekir, bu bir fakir doyumudur. Kim de hayrına fidyeyi artırırsa hakkında daha hayırlıdır. Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’ Evet, fidye yolu ile Allah bizleri dördüncü kez teselli etmekte. Bu tesellide de bir hoşgörü ve bağışlama ifadesi kendisini göstermektedir. Ama gizli, manevi, ima yollu bir rica da ayetin son cümlesinde ifade ediliyor. ‘Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’ İşte bu yazımız bu ayet temelinde yazıldı. Yani yazımızın asıl konusu bir insan hasta veya yolcu olduğunda oruç tutması ona ne kazandıracaktır? Böyle kişilerin orucu Allah katında nasıl karşılanır? Böyle kişiler ruhsatı bırakıp da oruç yoluna, yani azimete girerlerse Allah indinde bu ne anlama gelir? Ama önce orucu farz kılan bu ayetlerdeki Allah’ın bizleri kaç kere daha nasıl teselli ettiğini bir görelim.
185.’O Ramazan ayı ki, insanları irşat için hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kuran onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya yetişirse onda oruç tutsun.’ Beşinci teselli de bu ayın büyüklüğü ile yapılmıştır. Çünkü bu ay Kuranın bir bütün olarak dünya semasına indirildiği, oradan da peyderpey ilk vahyin peygamberimize ulaştığı aydır. Ramazan bu faziletiyle, yani Kuran’ı taşımasıyla diğer ayların sultanıdır. Kuran ise mahlûk değildir, Allah’ın sözüdür. Ondan daha üstün bir şey olamaz. Çünkü Allah’ın sözü şey değildir. Allah’ın sözü ezeli ve ebedidir. Allah’a aittir. Bir hadisi şerifte Ramazan ayının ümmete tahsis edildiği, Recep ayının Allah’a, Şaban ayının da Rasullulah’a beyan buyrulur. Ramazan ayının ümmete tahsis edilmesi bu ayın biz günahkâr kullar için büyük faziletler ve nimetler içermesindendir. Öyle ki bu ayda gündüzünü oruçla geçirenin, gecesini de teravih namazı ile ihya edenin Allah’ın izni ile günahlarının ağırlıklarından kurtulacağı pek çok hadisi şerifle belirtilmiştir. Bütün bunların temelinde Ramazan ayının Kuran’ı Kerim’i taşımasındaki ağırlığı ve büyüklüğü vardır. Ayete devam edelim: ‘Kim de hasta yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.’ Evet, bu konu, yani hasta ve yolcuların oruç tutmama konusundaki ruhsatı 184. ayette de geçmişti. Peki, bir ayet sonra bu konu niçin tekrar ele alındı? Çünkü 184. ayette yüce Allah hasta ve yolculara oruç tutmama konusunda ruhsat verdikten sonra bir manevi ricayla, ‘Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’ demişti. Yukarıdaki ayette ise bu konudaki manevi ricayı hafifletiyor. Daha doğrusu manevi rica sözünü tekrar etmeyerek ümmet-i Muhammedi altıncı kez teselli etmektedir. Çünkü Allahın ricasında, bu manevi veya ima yolu ile de olsa, Allah’ın rızası gizlidir. Müslümanlar da O’nun rızasını aradıklarına göre bu ricayı emir telakki edip hasta olduklarında ve yolculuklarında oruç tutacaklardı. Allah ezeli ve ebedi bilgisi ile bunları bildiği için bu ağır yükü müminlerin sırtından almaktadır. Ama yine de yiğit hasta ve yolcular için yukarıdaki 184. ayet kapı gibi durmaktadır. Dileyen oradan da içeriye girip Allah’ın rızasına kavuşabilir. Allah’ın rızasından da daha büyük bir şey yoktur. Allah’ın ruhsatı ise yiğitler için değil zayıf kulları içindir.
186.’Eğer kullarım sana beni sorarlarsa, muhakkak ki ben çok yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.’ Evet, bu ayet de yedinci teselliyi içermektedir. Ama bu ayette oruç tutanlara hitap yok, diye okuyucu itiraz edebilir. Doğru yok, görünüşte oruç tutan tutmayan bütün Müslümanlara, hatta ‘kullarım’ hitabı geçtiğine göre bütün insanlara yüce Allah hitap ediyor. Fakat siyak sibak açısından baktığımızda yani bundan önce ve bundan sonra gelen ayetlere baktığımızda konu oruç olduğu gibi konuya muhatap olan kişiler de oruç tutanlardır. Dolayısıyla bu merhamet, bağışlanma, şefkat, icabet müjdelerini içeren ayeti kerimenin oruç tutanları teselli babında olduğu anlaşılacaktır. Bu teselli insanın gözlerini yaşatacak oranda derindir, artık oruç tutmak farz değil, yaşamın temel amacı gibi olmaktadır. Zira Allah’ın bize yakın olması, dualarımızı kabul etmesi en büyük nimetlerdir. Allah bunun için bizden kendisinin davetine koşmamızı ve kendisine hakkıyla inanmamızı istiyor. Bunlar da hâlihazırda, daha doğrusu bu ayetlerde oruçla simgelenmiştir.
187.’Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız (cinsel ilişki) size helal buyruldu. Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için tövbenizi kabul buyurdu ve sizi af etti. Şimdi onlarla ilişkiye girin. Allah’ın sizler için yazdığını isteyin ve fecrin beyaz ipliği siyah iplikten seçilinceye kadar yiyin için. Sonra da ertesi geceye kadar oruç tutun. (…) ’ Bu ayetin oruç tutanlar için tesellisini sahabeler en iyi bilirler. Çünkü bu ayet inmeden önce oruç önceki ayetlerle farz kılındığında akşam yemekten sonra yatanlar için artık oruç başlamış bulunuyordu. O kişi geceleyin uyandığında bir şeyler yemiyor içmiyor, cinsel ilişkiye de giremiyordu. Çünkü oruçlu oluyordu. Yani sahur yapamıyordu. Çünkü önceki ümmetler orucu böyle tutuyorlardı. Ama Muhammed ümmetine Allah merhamet ederek onları bu ayetle sekizinci kez teselli etmiştir.
Sonuç olarak sanki oruç biz ümmetine emir buyrulmamış da rica edilmiş gibi… Burada benim bu sözüme bazıları hemen itiraz edebilir: ‘Nasıl olur canım, oruç farz değil mi? ’ Biz orucun farziyetini inkâr etmiyoruz. Oruç farz bir ibadet, hatta bir emir. Ama yüce Allah bu emri verirken namaz kılma ve zekât verme ibadetlerini yapmamız için söylediği ifadeden farklı bir ‘üslup’ kullanmıştır, bu üslup adeta bir rica özelliği taşımaktadır. Biz buna dikkati çekmek istedik. ‘Demek ki emri rica yerine koyup farzın ağırlığını manevi olarak tahrip mi ediyorsunuz? ’ Elbette öyle bir niyetim yok. Allah’ın ricası da sonuçta bir emirdir. Yerine getirilmediği zaman sorumluğunu taşırız. Fakat şöyle bir düşünürsek ricanın emirden daha güçlü bir motivasyona sahip olduğuna da kanaat getirebiliriz. Namaz kılmada ve zekât vermede nefsin bahanesi olamaz. İnsan yatalak derecede hasta olsa bile duruma göre oturarak, uzanarak bazı rükünleri ima yoluyla da namazını ikame edebilir. Zaten zekât zenginlerin ellerinin kiridir, o kadar ağır bir ibadet değildir. Ama oruçta öyle değil, çünkü oruç bedeni bir ibadettir. Bedenin de sağlıklı olmasını şart koşar. Daha doğrusu bazı hastalıklar açlığı, susuzluğu kolay kolay kaldıramaz. Hele bir de hasta ilaç alıyorsa durum daha da kritik olabilir. Ama fedakârlık… Hastalığı veren Allah orucu farz kılarken kulunun bunu kaldıramayacağını elbette biliyordu. Ama o sağlığından fedakârlık yaparak orucu tercih ederse, onun ricasını emir telakki edip öne atılırsa, ruhsatları kullanmazsa… İşte böyle birisi affedilmeyi hak eder, büyük ikramlara da nail olur Allahın izniyle… Çünkü Allah’ın bu ricasının içerisinde bir anne ve babanınki gibi merhamet hissi, bir hoşgörü vardı ve bunlar o kişi için artık rahmete, kurtuluşa ve ebedi nimetlere, en önemlisi de O’nun rızasına dönüşecektir. Çünkü hastalıkta karşılaşılan sıkıntılar görece bir durum arz ettiği gibi böyle bir durumda olup da oruç tutanların katlandıkları fedakârlıkların derecesini de ancak yüce Allah bilir. Hastanın yanında, bugün ulaşılan teknolojik seviyenin verdiği konforla yolculuk yapan seferinin durumunu mevzubahis bile etmek istemiyorum.
Oruçta samimi bir sevgi ve aşk dili vardır. Bunu hasta ve yolcu kullanırsa Allah indindeki durumu nedir?
Oruç tutan kişi hal diliyle şöyle demektedir: ‘Allah’ım ben Sen’i soğuk sudan, lezzetli yemeklerden, eşimle cima etmekten daha çok seviyorum.’ Oruç tutan hasta ise, ‘Ben Sen’i bunların yanında hayatımdan daha çok seviyorum.’ demektedir. Oruç tutan hasta hal diliyle şöyle devam eder: ‘Doktorlar, eş dost, evlat ayal oruç tutma diyorlar, ama ben Sen’in oruç tutma konusundaki ricanı affedilmeme ve daha da önemlisi rızan için bir vesile olarak görmüşüm, affet beni Allah’ım, zaten bu hastalık da başıma geçmiş günahlarımın affı için gelmiş bir sabır kapısı, daha doğrusu rahmet kapısıdır, oruçla bunu ben daha muhkem yapmak istiyorum….’ Size soruyorum, bir insana anasından babasından daha merhametli olan Allah, hal diliyle böyle diyen bir hasta kuluna nasıl muamele edecektir?
Oruç yüce Allah’a aşkı ve sevgiyi ifade etmede öyle kuvvetli bir hal dilidir ki, buna kendi hayatımdan bir örnekle değinmek istiyorum. Hem annemi hem babamı altı yedi yıl önce peşi sıra kaybettim. Babamı pek düşünmüyorum, ama annem her zaman hep aklıma geliyor. Gelen sahne de hep şu: Aslında bu sahne bütün çocukluğum boyunca annemle hemen her gün oynadığımız bir oyundu. Oyunun en acıklı sahnesi şöyle geçerdi: Rahmetli, canı çekmiş olacak, dolaptaki son elmayı, portakalı, havucu vs. alıp yavaş yavaş soymaya başlardı. Çok yavaş ve itina ile soyardı. Her şeyi soyardı. Şeftaliyi de soyardı. Ben önce uzaktan şöyle bir seyrederdim. Soyma işlemi biter bitmez koşarak yanına gelip soyduğu şeyi hemen elinden alırdım. Ama o, ‘Dur,’ derdi. Dilimlerdi. Dilim dilim bana verirdi. Oyunun en acımasız yeri bir dilim de olsa anneme bir şey yedirmememdi. Gerçekten o hiç bu oyunu kaybetmedi. Ben her dilimi sonuna kadar yerdim. Doysam bile inadına sonunu getirirdim. Kendisi için kestiği şeyden ona hiçbir şey nasip olmazdı. İşte ben ömrümce bu aşkın ve sevginin ötesinde başka bir aşk ve sevgi görmedim. Göreceğimi de sanmıyorum. Bu yüzden annemi hemen her gün hatırlıyorum ve ona olan şükran duygularımı manevi hediyelerle ödemeye çalışıyorum. Ama bu borç günden güne artıyor ve ben altından kalkamıyorum. İşte ben bu sahnelerin etkisiyle orucu çok iyi anlıyorum. Nasıl annem canı çektiği halde bir dilim meyveyi kendi nefsinden esirgeyip bana yedirerek fedakârlık yaptıysa oruçlu kişi de annem gibi nefsini gün boyunca canı çektiği şeylerden esirgemektedir. Ben aciz bir kul olarak annemin bu fedakârlığı karşısında eridim ve ezildim. Ona karşı büyük bir aşk ve sevdaya düştüm. Yıllardır sevabını onun ruhuna yolladığım manevi hediyelerle ödemeye çalışıyorum. Son iki yıl da haftada bir gün oruç tutup onun ruhuna hediye etmeye başladım. Peki kullarına karşı haya sahibi, vefakar, lütufkar, merhametli olan yüce Allah kendisi için oruç tutan kullarına karşı nasıl bir duygu taşımaktadır? Benim anneme taşıdığım duyguların fevkinde, hem de sonsuz fevkinde değil midir? Hele bir de bu oruç tutan kullar arasında hasta ve yolcu olanlar varsa, bu fedakârlıklarıyla bunların Allah indindeki durumlarını tasavvur etmek elbette çok zordur.
Ahrette oruç tutan hasta ve yolculara imreneceğimiz apaçık ortadır. Onun için fazla söze hacet yok. Allah’ın hasta ve yolcular için büyük rızasının gizli olduğu ayeti tekrar okuyup onun üzerinde biraz daha düşünelim ve mümkünse kararımızı oruç tutma lehinde kullanalım:
184.’Size farz kılınan oruç sayılı günlerdedir….İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan diğer günlerden sayısınca tutar. Ona dayanamayanların fidye vermesi gerekir, bu bir fakir doyumudur. Kim de hayrına fidyeyi artırırsa hakkında daha hayırlıdır. Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’
(27.07.2011 20:30)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
BayanŞüheda Nur Offline
Şüheda Nur
Bayan
Kim inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır. (Buharî) (17.07.2011 16:23)
(bakınız: ramazan, günah, geçmiş, nana, erek, ramazan orucu, rama, buhar, nârâ, allah)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Baybaltimora Offline
baltimora
Bay, 41
İstanbul
Ramazan'ın direği.. (03.09.2009 19:21)
(bakınız: ramazan, rama)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Baypostmodern p.. Offline
postmodern peygamber
Bay
allah, kullarını açlıkla terbiye etmesin :) (02.09.2009 18:40)
(bakınız: açlık, esin, allah)
Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin.
Sayfa: 1 2 3 4 5 7
sonraki sayfa >>

"ORUÇ" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
  - tiklayin - Bu sayfaya link ver - tiklayin - Bu sayfayı birine gönder Bu sayfada hata var!  

(c) Antoloji.Com, 2014. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Yayın Hakkı Notu.
Şu anda buradasınız: ORUÇ NEDİR? oruç ne zaman?

Antoloji.com
02.09.2014 00:12:39  #.234#
  » Şiir  » Kitap  » Etkinlikler  » Şarkı Sözleri  » Resim  » Forum  » Nedir  » Gruplar  » E-Kart  » Sinema  » Haber  » Bilgi Yarışması  » İletişim
 Antoloji.Com   » Hakkında   » Künye   » Yardım   » İnsan Kaynakları   » İletişim   » Seçim  
[Hata Bildir]