 |
 |
PEYGAMBER sizce ne demek, PEYGAMBER size neyi çağrıştırıyor?
 |
Terimi Ekleyen: Eceli Gelen Fare
Eklenme Tarihi: 08.11.2001 22:44 |
----------
öyle bir Sevda ki...
öyle bir sevdaya düssem ki dostlar,
Ben Sevdama, Sevdam da bana nâr gelse..
Askin atesinde kaynasa yüregim,
Ben Gönlüme, Gönlüm de bana kor gelse...
Allah sevmis, ben sevdim, ismi dillerde,
Sevgisi yüreklerde, hem gönüllerde,
Adini unutursam gurbet ellerde,
Ben Gurbete, Gurbet de bana zor gelse...
Dalsam ve kaybolsam tatli hülyalarda,
Baliklar gibi yüzsem ben Deryalarda,
´´ O `` nu (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) anmadan yasanan dünyalarda,
Ben Aleme, Alem de bana dar gelse...
(bakınız: dost, sevgi, dünya, ayna, sevda, gönül, esin, arda, eller, gibi)
|
Hayrun-Nisa
16.03.2008 11:39 |
Geç kalmışlığım
Geldiğimde yoktun..
Anlamım yoktu..
Hüznümden gayri uğrayanımda
Bivefa gözler anlamadı..onlar gençliğime ben ille de yokluğuna hicran dedik.bülbüllerin sesleri sinmedi içime..
Gülizarı görmedi gözlerim yokluğun vardı
Sen
Yoktun
Hicranın ruhumu titretirken,güneş vurdu nice gönüllere…yüreğimi yakan bu değildi Efendim…yapraklar çekilirken bedenimden,sızlayan acziyetim hicranıma yetişemedi…Gençsin dediler efendim….Güneş var,dediler,bülbül var,
Gülizar var
Yokluğun vardı efendim
Sen
Yoktun
Zaman değildi omuzlarımı düşüren
Gözyaşımı akıtan vedalar değil efendim…tomurcukluğuma sebep vuslatındı
Doğdum
Ben vardım da
Yokluğun vardı efendim
Sen
Yoktun
(bakınız: zaman, gözler, gözyaşı, anlam, gönül, vuslat, veda, güneş, vefa, yokluğun)
|
Hayrun-Nisa
16.03.2008 11:39 |
***...KIRKiKiNDi MAKAMI...***
Kırkikindi makamındayım ey sevgili! Bütün nisanları kuşanarak geliyorum gül kokulu iklimine...
Kırlangıç türküleri dolanıyor bu dem. Ufuklardan ufuk, çizgilerden çizgi alarak geliyorum kirpiklerinin serin ve derin gölgesine.
Avuntusuzluklarımı, yılgınlıklarımı tüketmek için ceylan gözlü gecenin gizinde, dizlerine kapanmaya geliyorum...
Belki bir serenat tutkusudur beni Kerbela’dan, en koyu karanlıklı belalardan kaçarak sana getirten amansız ve zamansız gök yangını. Kardelen kokulu, çiğdem dokulu kanyonlarda çürümüş çığlıklarımın, sessiz ve sedasız iniltileridir belki benim sana gelişim, bütün yüreğimle sana “yar” deyişim. Bilinmezlik koridorlarında bir ışık tufanı gibi, bir sevda volkanı gibi, kara yazgılı bir ölüm fermanı gibi düştün, düşlerini düşürmüş, düş düşkünü yüreğimin kara ölüm ormanlarına...
Bütün nisanlardan nisan çalarak, gururumu buzdağlarına çarparak geliyorum menevşe gözlerinin semtine. Kanatlarımda yarım kalmış türkülerim, kağıtların sinelerinde yarım bırakılmış şiirlerim, cesaret edilememişliklerim, söylenememişliklerim, adam yerine konulmamışlıklarım, sürülmüşlüklerim, şeytana adanmış gecelerde dara çekilmişliklerim, kıyıya vurmuşluklarım var benim. Ve ben gecenin dağdağasını yüreğimin en sarp ve ulu dağlarında dağlayarak, yüreğimi paralayarak, hüzün kulübesinin mahzun duruşlu, mükedder edalı, Yusuf soylu sahibi gibi ağlayarak geliyorum ayaklarının limanlarına...
Kırkikindi makamındayım ey sevgili! Yüzyıl sevdasına büründü bakışlarını tüketen ela gözlerim. Ellerim asırlık helezonlardan yorgun, dudaklarım antik çağ şiirleriyle kanatlı! Ve ben tamamen zamanın ezel kısmına tutunarak, bütün zamanları yüreğimin sevdakar süveydasına katarak düşüyorum ellerinin ebed burcuna. Sürgün düşlerimin maltasında sıraya dizdiğim voltalarımla, nihavend rüyalardaki kırgın ve sitemkar notalarımla, esmer tenli demlerde kıyıya vurulmuş güz bozgunu pusatlarımla geliyorum zaman mekan aşan yanaklarındaki ayva sarısı tüylere.
Kırkikindi makamındayım ey sevgili! ilan-ı aşklar dökülüyor mısralarımdan. Mısralarımdan kurşun soylu bakışların, elif boylu nakışların akıyor. “Sen” akıyorsun yüreğimin dallarından. Ve deli dolu damlalarımla geliyorum senin gül kokan diyarına...
Kırkikindi yağmurlarımı senin nisanlarında yağdırmak, ölgün ve solgun akşamlarımın bükük boyunlu çocukları olan güftelerimi senin ateşin bestelerinle kanatlandırmak için, yok oluşlarımı senin varlığınla varlığa vardırmak için düşüyorum gönlünün ve gözünün altın bahtlı tahtının vera kokan yollarına.
Kırkikindi makamındayım ey sevgili! Kapama ne olur kapılarını! Kapılarını ne olur kapama! Ne olur kapama kapılarını!
Sevgili!
En sevgili!
Ey sevgili!
(bakınız: ölüm, sevgi, zaman, elif, şiir, türk, gece, para, yağmur, gözler)
|
Hayrun-Nisa
16.03.2008 11:38 |
Taifte taş kalmasın
Develer işkembesiz doğsun!
(bakınız: deve)
|
Unal_Karabulut
11.09.2007 00:19 |
1400 küsür sene önceydi.sen geldin.ben elçiyim dedin.
O sizden şunu şunu yapamanızı istiyor yaparsanız karşılığı şu
yapmazsanız karşılığı şu dedin.Sana öyle inananlar olduki; söylediklerini
harfiyen yerine getirdiler yaptıklarını aynen yaptılar.
bir namaz esnasında sol ayagındaki çorabını çıkartmıştın
selam verdiğinde arkanda bulunan herkesin çorabını çıkarttığını gördün
neden çıkarttıklarını sorduğunda senin yaptığın bir şeyi yapmadığımızda
helak olmaktan korktuk dediler Sen ise bana Cibril geldi çorabımda necaset olduğunu söyledi
onun için çıkarttım dedin.Onlar sana böyle itaat etti.
aradan seneler geçti bizlerde duyduk yaptıklarını ve inandık
yapmaya çalışıyoruz şimdi.
hadislerini naklediyoruz: biri benden Beni Süleym,Rial,Zekvan,Useyye,Murdar kabilelerine
ettiğin bedduayı duymuş
benden duyduğuna mı inanmamış
yoksa ettiğin bedduayı sana mı yakıştıramamış
sordum kendisine
bana biz 'gönül adamı'yız dedi....
ne demek gönül adamı: merhametli ve şevkatliymiş bu insanlara beddua etmek yerine
onlara gönülle yaklaşıp doğru yola ulaştıralım mı demek istiyor
senden dahamı merhametli daha mı şevkatliymiş?
hiç kuran mı okumamış
'Ebu Leheb’in iki eli kurusun, kurudu da! '
ey nebi şevkatide,merhametide,öfkeyide,gazabıda,namazıda,zekatıda,
savaşıda, barışıda,hayatıda,ölümüde, duayıda,bedduayıda senden öğrendik
Allah sana benzemeyi nasip etsin!
(bakınız: ölüm, insan, hayat, namaz, şimdi, savaş, neden, adam, gönül, esin)
|
Unal_Karabulut
19.02.2007 13:07 |
|
 |