|
|
 |
 |
|
SAĞLIK |
SAĞLIK terimi
hayatmeyat
tarafından 03.06.2003 tarihinde eklendi |
SAĞLIK sizce ne demek,
SAĞLIK size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
Dünya genelinde görülen akciğer kanseri vakalarının yüzde 15'ine neden olduğu belirtilen radon g azına karşı evlerin sürekli havalandırılması gerekiyor.
Açıklama, Selçuk Üniversitesi (SÜ) Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu'dan geldi.
Günümüzde sağlık açısından büyük tehlike olarak insanların karşısında duran radon gazının çok fazla bilinmediğini ifade eden Uslu, 'Radon gazı uranyum ve toryum gibi elementlerin doğada kurşun gibi elementlere dönüşürken ortaya çıkar. Bu gaz doğada kendiliğinden oluşur' dedi.
Radon gazının bugün dünyada en önemli kanser riski olarak görüldüğünü dile getiren Uslu, 'Dünya genelinde görülen akciğer kanseri vakalarının yüzde 15'inin nedeni olarak gösterilen radon gazı yüzünden her yıl birçok insan ölüyor. Havadaki radon gazı yağmur yağdığı zaman toprağın içine oradan da evlerin çatlak duvarlarından içeri birikiyor. Radon bu şekilde evlere hapsoluyor. Özellikle kış aylarında havalandırılmayan evlerde önemli oranda radon gazı bulunuyor' diye konuştu.
Sigarayla daha aktif hale geliyor
Uslu, evlerde biriken bu gazın sigara içilmesiyle aktif hale geldiğini ve solunarak ciğerlere alındığını belirterek, bu durumda zararın daha büyük boyutlara ulaştığını anlattı.
Evlerini düzenli şekilde havalandırmayan kişilerin alfa radyasyona maruz kaldığını ifade eden Uslu, 'Sigarayla evin içinde havada askıda kalan gazı dışarı çıkarmıyoruz. Kış aylarında bir de pencerelere hiç hava almayacak şekilde izolasyon yapıp tehlikenin boyutunu artırıyoruz. Evlerdeki gizli tehlike olarak görülen ve akciğer kanserine yol açan radon gazından tek kurtuluş yolu havalandırmadır. Düzenli havalandırılan evlerde bu risk yok denecek kadar azalıyor' dedi.
Röntgenlerdeki x ışınlarına göre 20 kat fazla oranda insan sağlığını etkileyen bu gaza karşı özellikle bodrum katlarda oturanların dikkat etmesi ve ölçüm yaptırmasını öneren Uslu, 'Radon gazı genellikle bodrum katlardaki evlerde birikiyor. Küçük bir ücretle Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bu ölçümü yapıyor' ifadesini kullandı.
Radon gazı deprem habercisi olabilir
Selçuk Üniversitesi'ne radon gazı ölçüm cihazı alınacağını ve Konya'da evlerde ücretsiz radon ölçümü yapacaklarını ifade eden Uslu, yoğun olarak görülen evlerin sahiplerine önerilerde bulunacaklarını belirtti.
Bu gazın depremi önceden bildirebildiğini dile getiren Uslu, 'Bu gaz depremin indikatörü olarak biliniyor. Yani, gaz bir çeşit deprem ajanı. Yeraltındaki fay hareketleri sonucu açığa radon gazı çıkıyor. Bu çıkış önceden tespit edilebilirse deprem önceden tahmin edilebilir. Bu konuda Selçuk Üniversitesinde de cihaz geldikten sonra bazı çalışmalarımız olacak. Bu gazın belki de en iyi yönü bu olacak' dedi.
Uslu, ayrıca radon gazına karşı kömür madenleri ile kaplıcalarda da ölçüm yapılması gerektiğini, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yapılan araştırmalarda bazı kaplıcalarda yoğun radon gazı bulunduğunu sözlerine ekledi. (22.12.2006 22:10)
(bakınız: insan, zaman, türk, büyü, dünya, yağmur, bugün, sigara, neden, türkiye)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
Atık yağlar sabun, hayvan yemi ve yemek olarak tüketiliyor
Kanserojen etkili atık yemeklik yağların, sabun, yem ve yemekte tekrar kullanıldığı öne sürüldü. Biyodizel üretmek için atık yağ toplayan şirketle yemek firmalarının atık yağları yeniden kullandığını ya da merdivenaltı yemek firmalarına sattığını iddia etti. Yemek sanayicileriyse topu 'kayıtdışı' işyerlerine atarak 'İhbar edin, aramızdaki çürük yumurtaları ayıklayalım' diyor.
Atık yağdan biyodizel üretme lisansı alan üç şirketten biri de Ezici Yağ Sanayi Biyodizel ve Enerji Üretimi Pazarlama A.Ş. oldu. Ama şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ezici karanlık bir tablo çiziyor: Türkiye'de yılda 1.5 milyon ton bitkisel yağ kullanılıyor. Bu hesaba göre yılda 350 bin ton atık yağ çıkması gerek. Oysa yağ toplama lisansı olan 10 firma geçen yıl 1200, bu yılsa 1400 ton atık yağ toplayabildi.
Bir de form çilesi!
Ezici 'Firmalar atmaları gereken kızartmalık yağları ya tekrar yemeklerde kullanıyor ya kanalizasyona döküyor ya da merdiven altı yemek üreten firmalara satıyor. Örneğin tulumba tatlısı kızartılırken kullanılan yağlar tenekesi 7 YTL'den satılıyor' dedi.
Ezici'ye göre atık yağı ücretsiz olarak toplayan firmalara vermek yerine, üç kuruşa da olsa satarak para kazanmak isteyen firmalar olduğu gibi, işin bürokrasisinden sıkılanlar da var. Yemek firmalarının her atık yağ çıkışında belediyelerden 5 YTL'ye form alıp doldurmak zorunda olduğunu belirten Ezici, bu uygulamanın kaldırılmasını, atık yağ denetimlerinin de sıklaştırılmasını istedi.
Veriyor ama ne kadarını?
Yemek firmalarının ruhsat alabilmesi için mutlaka atık yağ toplayan şirketlerle sözleşme yapması gerekiyor. Ama bu bile çıkan atık yağların tamamının toplanmasına yetmiyor. Palmiye Biyoenerji San. ve Ticaret Ltd. Şti'nin çevre mühendisi Derya Dizman'a göre süreç şöyle işliyor:
'2.5 yıldır atık yağ topluyoruz. 700'ü aşkın yemek şirketiyle sözleşmemiz var. Bin noktadan yağ almamız lazım. Ama firmalar atık yağları, atık değil, hâlâ ürün olarak görüyor. Örneğin, bir ton atık yağının 200 kilosunu bize verirse, kalanını da kilosu 10 YKr'den 70 YKr'ye kadar satabiliyor.'
Ah bu KDV'ler
İstanbul'da da yemek üreten şirketlerin ruhsat alabilmesi için atık yağ toplama konusunda lisanslı yedi firmadan birisiyle anlaşması gerekiyor. İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Hüseyin Bozdağ, üyelerine kefil: 'Üyelerimizin atık yağları tekrar kullanmadıkları konusunda kefiliz. Ama sektörde kayıt dışı fazla. İşçiye verilen yemekle lüks lokantalardaki yemeğe aynı KDV uygulanıyor. Yüksek KDV kayıt dışılığı teşvik ediyor. Fiyatı 3 YTL'nin altındaki tabldot, insan sağlığı açısından risk taşıyordur.'
Yemek Sanayicileri Dernekleri Federasyonu (YESİDEF) Başkanı Necat Aydın, kamu kurumlarının ihalelerinde kişi başına ortalama yemek bedelinin 1.65-2 YTL olduğunu vurgulayarak uyardı: 'Ekmeğiyle suyuyla 2 YTL'ye yemek olmaz. Demek ki belki de bu yağlar oraya gidiyordur.'
Kanser riski var
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Murat Tuncer'e göre yağlarla ilgili tehlike büyük. Kızartmalarda defalarca kullanılan yağların kanserojen etkisi konusunda ciddi tespitler var. Kızartmalık yağların, yanmayla ortaya çıkan kanserojen maddeler nedeniyle iki kezden fazla kullanılmaması gerekiyor.
Evlerdeki yağ da toplanacak!
Atık yemeklik yağlar etkin çevre politikası olan tüm ülkelerde önemli bir sorun olarak görülüyor. Çünkü atık yağların yemeklerde veya yemlerde tekrar tekrar kullanılması insan sağlığını tehdit ediyor. Atık yağların kanalizasyona gitmesiyse, bu yağlarla beslenen mikroskopik canlıların sayısında patlama yarattığı ve ekolojik dengeyi bozduğu için tehlikeli. Çevre Bakanlığı bu yüzden nisan ayında bir yönetmelik çıkardı. Yönetmelikle toplu yemek üretimi yapan yerlerde çıkan atık yağların 'doğaya atılması, yakılması, doğrudan veya dolaylı olarak yemeklik yağlara katılması, doğrudan yakıt olarak kullanılması' yasaklandı. Yemek firmalarının bu yağları lisanslı olarak toplayıp bertaraf edecek veya biyodizele çevirecek şirketlere vermesi gündeme geldi. Atık yağların kontrolü de belediyelere bırakıldı. Türkiye 2008 yılında, tıpkı Avrupa'da olduğu gibi, 'evlerden çıkan atık yağları da' toplamayı hedefliyor. (13.12.2006 22:20)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
Lütfen 15 Ekim ile 15 Mayıs tarihleri arasında salatalık, domates, patlıcan, biber, kabak, çilek vs gibi yaz SEBZE ve MEYVELERİ yemeyiniz, çocuklarınıza yedirmeyiniz. Çünkü bu tarihler arasında satın alacağınız bu gıdaların hiçbiri doğal ortamlarda, tarlalarda, güneş ışığında ve doğal gübrelerle yetiştirilmiyorlar.
Genetik yapısı ile oynanmış tohumlarla,
Hızlı büyümesi için aşırı miktarda kullanılan hormonlarla,
Böceklerden korunmak için kullanılan tarım ilaçlarıyla,
yetiştirilen bu ürünler, çabuk bozulmasın, raftaki ömrü uzun olsun diye de erkenden toplanıp sandıklanıyor ve size sunuluyor. Vitamin ve mineralleri de eksilmiş olarak sizlere sunulmaktadırlar.
Tüm bu doğal olmayan koşullarda yetişen sebze ve meyveler kanser riskini %70 artırmaktadır. İşin en acı tarafı hamile bir anne doğal olmayan, sera ürünü bu meyve ve sebzeleri yediği zaman beraberlerinde aldığı bu hormonlar ve tarım ilaçları doğrudan anne karnındaki bebeğine de geçebilmektedir. Yine emziren annelerden, anne sütü ile bu tarım ilaçlarının bebeğine de geçtiği bir çok bilimsel araştırmalarda gösterilmiştir.
Hem kansorejen hem de pahalı olan bu meyve ve sebzeler yerine kışın yetişen ve vitamin ve mineral bakımdan zengin olan ıspanak, pırasa, karnıbahar, lahana, kereviz, yerelması, elma, nar, ayva, portakal, mandalina gibi kış sebze ve meyveleri tercih ediniz. Bu şekilde hem sağlıklı olursunuz hem de kanserden korunmuş olursunuz. (12.12.2006 16:25)
(bakınız: çile, zaman, anne, büyü, çocuk, bahar, tarih, arda, bilim, araf)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
MUSLUK SUYUNDAKİ KLOR, DİŞ MACUNU, DEODERANT, SABUN, LOSYON, KREM VE DETERJANLARDA KULLANILAN TRİCLOSANLA BİRLEŞTİĞİNDE ÖLÜMCÜL OLABİLİYOR!
Suyu mikroplarından arındırmak için kullanılan Klor, bazı diş macunları, deodorant, sabun, losyon, krem ve deterjanlarda bulunan triclosan adlı maddeyle birleşerek çok tehlikeli olabiliyor.
ABD'nin Virginia Teknik Üniversitesi Uzmanları, musluk suyuna katılan klorla ilgili endişe verici bulgulara ulaştı. Uzmanlara göre, klor, diş macunu ve deterjanlardaki triclosan adlı maddeyle temasa geçtiğinde reaksiyona giriyor ve zehirli kloroform gazı oluşuyor. Bu gazın solunması ya da deriden nüfuzu depresyon, karaciğer rahatsızlıkları ve kanser riski ortaya çıkarıyor.
İngiltere'de Colgate, Aquafresh, Dentyl ve Sensodyne gibi çok sayıda diş macununun triclosan içerdiği tespit edildi. Triclosan içeren macunlar raflardan indirildi. Dişeti hastalıklarına karşı çok etkili triclosan'ın bulaşık ve el yıkama deterjanlarında da bulunduğu belirlendi. Triclosan adlı kimyasalı içeren ürünleri imal eden firmalar, bu kimyasalın güvenilir olduğunu iddia etseler de, United States Environmental Protection Agency (EPA) (Amerikan Çevre Koruma Vakfı) , onu böcek zehiri olarak kaydetti. Bu bileşimin kimyasal formülü ve molekül yapısı dünyadaki en zehirli kimyasalların bazılarıyla benzer özellikler taşıyor.
Triclosanla ilgili ilk alarm, 2000 yılında İsveç hükümeti, gereksiz yere triclosan kullanımını engellemek istediğinde ortaya çıktı. Bu kimyasal, lağımda, balıkta ve anne sütünde bulununca, İsveç’teki bayiler raflarından bu maddeyi kaldırdılar. Bu tutum İngiliz uzmanları tarafından da desteklendi ve İngiltere’deki ana bayiler bu kimyasaldan kurtulmaya karar verdiler. Triclosanın her gün kullanılan bir madde olması üstünde düşünülmesi gereken bir durum. Triclosanın yaygın kullanımı, bakterinin antibiyotiklere karşı dirençli hale gelmesine ve reçeteli ilaçların bakteriyel enfeksiyonlarla savaşamamasına neden olur diye endişelere sebep olmuştu İsveçli uzmanları asıl endişelendiren, bu maddenin anne sütünde ve çevrede bulunması oldu.
Mehmet ÖZDEMİR
Tarım İl Müdürlüğü
Kontrol Şube Müdürü
Gümüşhane (12.12.2006 16:16)
(bakınız: ölüm, anne, dünya, savaş, neden, amerika, üniversite, arda, esin, güven)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
1-7 OCAK Verem Haftası
7-14 OCAK Beyaz Baston, Körler Haftası
25-31 OCAK Yeşilay Haftası
9 ŞUBAT Dünya Sigarayı Boykot Günü
1-7 MART Yeşilay Haftası
8 MART Dünya Kadınlar Günü
14 MART Tıp Bayramı
15 MART Dünya Tüketiciler Günü
21 MART Dünya Ormancılık Günü
1-7 NİSAN Kanser Haftası
7 NİSAN Dünya Sağlık Günü
7 NİSAN Kalp, Sağlık Haftası
21-28 NİSAN Ebeler Haftası
22 NİSAN Dünya Günü
23 NİSAN Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
29 NİSAN Dünya Nüfus Günü
1 MAYIS İşçi Bayramı
2-8 MAYIS Trafik Haftası / 2 Mayıs Dünya Astım Günü
3 MAYIS Basın Özgürlüğü Günü
12-18 MAYIS Hemşirelik Haftası
14 MAYIS Eczacılık Günü
17 MAYIS Dünya İletişim Günü
31 MAYIS Dünya Sigarasızlık Günü
5 HAZİRAN Dünya Çevre Günü
17 HAZİRAN Uluslararası Silahsızlanma Günü
26 HAZİRAN Birleşmiş Milletler Günü
1 EYLÜL Dünya Barış Günü
8 EYLÜL Uluslararası Okuma Yazma Günü
8 EYLÜL Fizyoterapistler Günü
1-6 EKİM Emzirme Haftası
10 EKİM Dünya Ruh Sağlığı
4 EKİM Hayvanları Koruma Günü
5 EKİM Dünya Çocuk Günü
16 EKİM Dünya Gıda Günü
17 EKİM Dünya Menopoz Günü
29 EKİM Cumhuriyet Bayramı
29-4 EKİM Kızılay Haftası
14 KASIM Dünya Diyabet Günü
20 KASIM Çocuk Hakları Günü
20 KASIM Dünya Sigarayı Bırakma Günü
22 KASIM Diş Hekimliği Günü
1 ARALIK Dünya AIDS Günü
3 ARALIK Dünya Özürlüler Günü
10 ARALIK İnsan Hakları Günü
23 ARALIK Veteriner Hekimler Günü (15.11.2006 19:30)
(bakınız: insan, kadın, dünya, sigara, çocuk, eylül, kadınlar, cumhuriyet, kalp, yeşil)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
Babaannelerimizi üşütmeyelim, hastalanmayalım diye yaptığı kış tavsiyeri doktorlardan onay aldı. İşte bir uzmandan önemli kış uyarıları...
Eğer gripseniz anneannenizin dedikleri kulağınıza küpe olsun. Mesela kış aylarında sizi iki-üç kat giydirdiği zamanları hatırlayın. Bir bildiği vardı, zira kat kat giyinmek üşütmeye karşı en iyi, en doğal yöntemlerden biri... Özellikle de kış aylarında soğuk algınlığıyla vücudunuzu hırpalayıp, başka hastalıklara karşı savunmasız kalmamak için... Yine hatırlayın; “Olur olmaz yere hap, ilaç alma” tembihlerini... İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi ve Anadolu Sağlık Merkezi Hastane Enfeksiyonları Kontrol Komitesi Danışmanı Prof. Dr. Semra Çalangu, “Ben vitamin hapı almanızı bile tavsiye etmem. Mesela C vitamini hapları... Bir zararı yok, ama Türkiye bir meyve cenneti. Çeşit çeşit portakal var, mandalina, greyfurt var. Biberi, domatesi var. Böyle hem doğal hem de lezzetli meyveler, sebzeler dururken, vitamin hapı almaya ne gerek var” diyor. Konu vitaminler olunca şunu da eklemeden geçmeyelim; vitamin sadece vücudun bağışıklık sistemini geliştiren bir madde. Yoksa tek başına hastalıkları önlemek ya da iyileştirmek gibi bir etkisi yok. Yani siz gripken, “Bol bol portakal suyu iç, üstüne bir de aspirin, şıp diye geçer” diyenlere kulak asmamak ve hemen bir doktora baş vurup, ilaç kullanmak şart.
Başta grip olmak üzere bulaşıcı hastalıklardan korunmanın bir diğer yolu da temizlik. Mesela kağıt mendil... Sabah cebine iki kağıt mendil koyup, gün boyu bunlara aksırıp tıksırmak, hastalıkların iyileşmesini engeller. Neden mi? Aynı mikrobu tekrar tekrar almaya hizmet eder de ondan. Tüm bunlar, kuşaktan kuşağa geçen, kanıtlanmış önleyici hekimlik uygulamaları aslında. Eğer gripseniz, anneannenizin size tembihlerini hatırlayın. Bir daha o kadar kolay yatağa düşmezsiniz emin olun.
Günde bir büyük bardak portakal suyu tüm C vitamini ihtiyacınızı karşılar
* Hocam gripte bulaşma yollarını, klinik belirtileri konuştuk. Aşı dışındaki korunma yollarından da bahsettik... Eksik kalan var mı?
Bir de beslenmenin etkisi var. Gripten korunmak için, ‘C vitamini alalım, B vitamini alalım’ deniyor. Tabii ki ikisi de vücut direncini artırabilirler. Ama bilimsel olarak gösterilmiş, kanıtlanmış bir bilgi yoktur ki, C vitamini alanlar gribe yakalanmaz desin.
* Ama gripten yatak döşek yatanlara hep ‘Bol bol C vitamini alın’ denir. Bunda doğruluk payı var değil mi?
Tedavi açısından yararı olabilir. Ama, ‘Ben her gün bir tane C vitamini tableti alırsam gribe yakalanmam’ bilgisi doğru değil. Bunu ben, meslektaşlarımızda da, doktor arkadaşlarımızda da görüyorum. Söylenenlerden anlıyorum ki, ‘Günde bir bardak portakal suyu içersen ya da 2 tane portakal yersen, her gün 1 gram C vitamini alırsan gripten korunursun’ diyorlar. Keşke böyle olsa! Ama böyle olsa biz niye aşı olalım? Güzel portakalı da olan bir ülkedeyiz. Yeriz, biter. Ama bunu kanıtlayan bir bilimsel çalışma yok. Buna karşılık insan gribe yakalandıktan sonra vücut direncinin artırılmasında C vitamininin etkinliği var. Bu sadece gribe özgü değil, bütün enfeksiyonlara karşı böyle.
* C vitaminin nasıl bir katkısı var vücudumuza?
Damarlarımızı, özellikle mukoza dediğimiz ağız ve burun içersindeki salgı yapan dokularımızı, bir başka deyişle vücudumuza direnç kazandıran dokularımızı yenilemekte, korumakta katkısı var. Yani yeterli C vitamini almayan insanların dişleri çürür, dökülür. Ağız kuruluğu, burun kuruluğu olur. Bu bilinen bir şey ve doğrudur. Demek ki, bunlar olmasın diye yeterli C vitamini alınırsa insanın her türlü solunum yoluyla gelecek mikroba karşı direnci tam olur. Ama ‘Bu kişiler grip olmaz’ demek yanlış.
* Ama sonuçta günde 1 gram C vitamini almamız lazım değil mi?
Evet. Vücudun solunum yoluyla gelebilecek mikroplara karşı direncini koruyabilmek için günde 1 gram C vitamini almakta yarar var gerçekten. Bu efervesan tabletler şeklinde de olabilir, günde bir bardak portakal suyu şeklinde de olabilir.
HAPLARI ESKİMOLAR, İSKANDİNAVLAR ALSIN
* 1 bardak portakal suyunda 1 gram C vitamini var mı?
Büyük bir bardakta var...
* Peki C vitamini hap olarak alındığında bir yan etkisi var mı?
Hayır. C vitamini vücutta birikmez çünkü. Yani gidip de karaciğerde falan birikip bir yan etki yapmaz. Atılır vücuttan...
* Peki bugünlerde takviye olarak tablet şeklinde de alalım mı? Faydası olur mu?
Hayır. Ben hiç önermiyorum. Onu gidip Eskimolara önerelim. Ne bileyim, portakalı olmayan Antartika’daki insanlara önerelim. İskandinavlar alsın. Ama yani Antalyası, Alanyası, Fenikesi bir sürü çeşit portakalı olan bir ülkenin insanı da almasın... Üstelik de bunlar yetmiyormuş gibi durmadan dışarıdan meyve ithal edilen bir ülkede, insanlar C vitaminini niye hap olarak alsın? Doğal yollardan almak mümkünken... Üstelik C vitamini sadece portakalda, limonda, mandalinada değil, domateste, yeşil biberde, kıvırcık salatada, rokada da çok fazla var. Tüm yeşilliklerde C vitamini var.
* Peki doğal yollardan gripten korunmak için başka önerileriniz de var mı?
Var tabii... Korunmada bir başka şey de, dinlenmeye dikkat etmek. Bu özellikle çocuklar için çok önemli. Günde 8 saatlik bir uyku gerekiyor. Bizler için de gerekli.
* Prof. Dr. Necdet Üskent ‘İyi bir uyku bağışıklık sistemini güçlendirir’ demişti. T lenfositlerin, yani vücudu dışarıdan gelen saldırılara, özellikle bakteri ve virüslere karşı koruyan bağışıklık hücrelerinin sayısının arttığını söylemişti.
Evet. Hakikaten öyle... Bunun dışında giysilerle ilgi de bir küçük notum olacak. Sadece gripten değil, gripal enfeksiyonlardan korunmak için, hava değişimi sırasında ‘Ah cereyanda kaldım, ah soğukta kaldım, ince giymişim üşütmüşüm’ denir ya, işte bunun için biz kış aylarında tek bir kalın giysi yerine üst üste birkaç ince giysi şeklinde giyinilmesini öneriyoruz. Sıcak bir yere girildiği zaman üsttekiler çıkartılsın, soğuğa girildiğinde çıkartılsın. O bakımdan anneannelerimizin üzerlerine kat kat giydikleri yelekler, hırkalar, tek bir kalın giysiden çok daha sağlıklı. Onun dışında tabii ki korunma için aşıyı öneriyoruz.
* Aşıyı yarın konuşacağız. Korunmak için başka ne yapmamız gerekir?
Pratik olarak söylemek istediğim şey şu. Çok şükür galoşu kaldırdık hastaneden... Önceleri ‘Galoş olsun, galoş olsun’ dediler. Millet galoşu ayağına bir giyiyor, akşama kadar bir daha çıkarmıyor.
* Bu fırıncıların eline taktıkları eldivenler gibi sanırım... Bütün gün tek bir eldiven ellerinde, parayı da onunla alıyorlar, ekmeği de onunla alıp veriyorlar. Ne anladık hijyenden...
Aynen öyle. Her şey eldiven, her şey galoş... Kağıt mendilde de böyle bir durum var. Burnunu sil cebine koy, sil koy... O artık mikrop yuvası bir şey halini alıyor. Kağıt mendil bir kullanımlıktır.
* Sadece bir mi hocam?
Hadi iki olsun diyeyim. En azından defalarca kullanmamak lazım. Ama balgam ya da sümkürme ile kirlenmiş bir kağıt artık kullanılmamalıdır. Yoksa insan bir elini kurular, burnunun ucunu siler o tamam. Ama sümkürdünüz mü belli ki içinde cerahat taşıyor artık. O mendil atılmalıdır. (15.11.2006 19:28)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
Yeşilay Gebze Şubesi Başkan Yardımcısı Bilal Başkonuş, kokulu kırtasiye malzemeleri ve inşaat malzemeleri hakkında uyarıda bulunarak, çocukların çantalarında ve evlerde adeta birer bomba bulunduğunu söyledi.
.
Uyuşturucu maddeler konusunda vatandaşların fazla bilgisi olmadığını vurgulayan Başkonuş, 'Uyuşturucu maddeleri az buçuk hepimiz biliyoruz. Ancak bir de günlük yaşamda sürekli kullandıklarımız var. Son yıllarda, 'volatile solvent' veya 'inhalants' olarak ifade edilen benzin, çeşitli yapıştırıcılar, tiner, butan, naftalin, azot oksit gibi uçucu maddeleri, işimiz gereği sürekli kullanmamız gerekebilir. Ama bu maddeleri havadar bir yerde kullanılmalıyız. Bu maddelerin kısa süreli kullanımlarda solunum yoluyla geçmesi halinde ise, muhakeme yeteneğinin azalması, koordinasyon bozukluğu, öksürük, burun ve gözlerde tahriş, kalp atışında artış ve düzensizlik, solunum bozukluğu, boğulma ve sarhoşluk halleri. Uzun süreli kullanımlarda da kilo kaybı, ruhi çöküntü, paranoya, hafıza zayıflığı, beyin, karaciğer ve böbreklerde ciddi hasarlara ve hatta ölümlere bile yol açtığı bilinmektedir. Bu yüzden bu maddeler, göründüğü kadar çok masum değillerdir. Bu maddeleri kesinlikle evlerimizde bulundurmamalıyız' dedi.
Sağlığa zararlı kimyasal maddelerle üretilen kırtasiye malzemelerinin kullanılmamasının da gerektiğinin altını çizen Başkonuş, 'Öğretmen ve öğrencilerimizin sağlıklarının korunması ve çocuklarda daha sonra madde bağımlılığına dönüşebilecek, koklama alışkanlığının önlenmesi için, bütün eğitim kurumlarında, içinde çözücü olarak etilasetat bulunan, beyaz tahta kalemlerinin kullanılmaması gerekmektedir. Ayrıca ithal kalemleri alırken, içinde bu tür uçucu maddelerin bulunup bulunmadığına dikkat edilmelidir. Organik solvenlerle yapılan kırtasiye tipi yapıştırıcıların da kullanılmaması gerekir. Bunun yerine, su bazlı olarak üretilen yapıştırıcıların kullanılması daha sağlıklı olur. Kokulu silgi ve kalem gibi kırtasiye malzemeleri kullanmamaları konusunda, öğretmen ve öğrencilerin daha bilinçli olmaları lazım. Bu nedenle bağımlılığın her türlüsüne çok dikkat etmeliyiz' şeklinde konuştu. (14.11.2006 17:41)
(bakınız: ölüm, para, gözler, çocuk, yaşam, vatan, öğretmen, neden, bilgi, arda)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"SAĞLIK" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|