|
|
 |
 |
|
TÜRBAN |
TÜRBAN terimi
loverboy1ist
tarafından 09.11.2003 tarihinde eklendi |
TÜRBAN sizce ne demek,
TÜRBAN size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bay, 24 |
| Adana |
 |
|
|
 |
NUR SURESİ 31/ Mü'min kadınlara da söyle: 'Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiğilinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da kocalarının babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz.' (15.10.2004 11:41)
(bakınız: aşk, allah (c.c), çile, kadın, baba, acı, gözler, din, çocuk, kadınlar)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 25 |
| Erzincan |
 |
|
|
 |
ibrahim suresi
42 (Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
43 Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez.54 Kalbleri de (sanki) bomboştur.
44 Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: 'Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, Senin çağrına cevap verelim ve peygamberlere uyalım.' Oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler sizler değil miydiniz?
45 Siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik.
46 Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.55
47 Allah'ı, sakın peygamberlerine verdiği sözden dönen sanma.56 Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir.
48 Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün,57 onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla) caklardır.
49 O gün suçlu-günahkârların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün.
50 Giyimleri katrandandır,58 yüzlerini de ateş bürümektedir.
51 (Bu azab,) Allah'ın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. Hiç şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.
52 İşte bu (Kur'an) uyarılıp-korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ) dır (15.10.2004 11:32)
(bakınız: aşk, allah (c.c), insan, sen, gözler, korku, din, gerçek, akıl, muhammed)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 25 |
| Malatya |
 |
|
|
 |
Sen bir devsin,yükü ağırdır devin,
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin,
mehmedim sevinin başlar yüksekte,
Ölsekte sevinin,eve dönsekte,
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,
YARIN ELBET BİZİM ELBET BİZİMDİR,
GÜN DOĞMUŞ,GÜN BATMIŞ EBED BİZİMDİR................ (13.10.2004 20:23)
(bakınız: sen, doğru, yarın, biz, sevi, baş, bizim, nin)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 23 |
| İstanbul |
 |
|
|
 |
Nedir 'laiklik', insanların istediği gibi giyinememesi mi?
Laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır..
Mesela şeyhülislam kavramına karşıdır, meclis karar alırken hiçbir din görevlisine danışmak zorunda değildir...
Mesela haçlı seferi gibi dini savaşlara karşıdır...
Bu ülke laiktir, laik kalacak, kimse kimsenin giyimine kuşamına karışmayacak...!
Şunu unutma ki dedelerin cephede üzerinde yaşadığın toprakları hak ederken, türbanlı ninelerin onlara cephane taşıyordu...
Ona aptal, buna gerizekalı diyerek laiklik savunulmaz...
Aç anayasayı, laiklik neymiş oku...
SEVE SEVE OKUTURLAR GÜNÜ GELİNCE, SEVE SEVE.......! ! (13.10.2004 14:49)
(bakınız: insan, nedir, sen, laiklik, din, ney, savaş, anı, islam, şey)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 29 |
| Ankara |
 |
|
|
 |
) .
Sabıra yenik düşüpte aynaya karşı kendini anlatan gafil
Çok güzel bir yüzün var devam et
Seni daha iyi tanıyalım
Yüzünü daha net görelim
Bu ülkede ne bir savaş çıkar
Ne de insanlar birbirlerine girer
Muhabbetten anlamayan bir kaç itin yüzünden
İnsanların kardeşlerinin kanını döktüğü devirler geride kaldı
Çok şükür.
Şeriat demek terim olarak kanun demektir
Bazı inanlarısa nedendir
Kanun diyince yüzleri gözleri kararıyor.
Her insan alıştığı yerde
Yaşamaya mahkum
Hayat aynasına dilediğin kadar küfret
O sana seni anlatmaktan başka bir şey yapmaz. (13.10.2004 10:15)
(bakınız: aşk, insan, hayat, güzel, sen, gözler, din, savaş, ayna, yaşam)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
| Ankara |
 |
|
|
 |
Imanin sarti - belki bilmeyenler olabilir - 6'dir.
Allah’a inanmak, Meleklerine inanmak, Kitaplarına inanmak, Peygamberlerine inanmak, Ahiret gününe inanmak, Kadere; iyilik ve kötülüğün Allah’ın yaratması ile olduğuna inanmak.
Imani sartlari kabul etmemis kisilere (birini, ikisini veya hepsini kabul etmemis olabilir, bunlar bir butundur) tesetturden bahsetmek yanlis olur kanaatindeyim. (13.10.2004 08:34)
(bakınız: allah (c.c), kitap, kader, yara, ahiret, melek, peygamber, inanmak, ana, kan)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
| Rize |
 |
|
|
 |
5bin mesleğinden 100 bin okulundan evli doktorlarla ilişkileir yüzünden atılan türbanlı!
türkiyenin demokrasi,hukuk devleti,insan haklarına saygılı 21.yüzyıl icraatı... (13.10.2004 00:07)
(bakınız: insan, türk, saygı, demokrasi, türkiye, okul, devlet, doktorlar, hukuk, dem)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x |
| Rize |
 |
|
|
 |
NURHAYAT KIZILKAN
12.10.2004 SALI
Başörtüsüne özgürlük sempozyumunun ardından...
Bu pazar akşamı, hafta sonu iki günümü (9-10 Ekim) geçirdiğim İstanbul'da Kadırga Kültür Merkezi'nde düzenlenen Başörtüsü Sempozyumu'ndan çıkmış, kafamda bin bir düşünceyle Karaköy'de yürüyorken kördüğüm halini almış başörtüsü tartışmalarının nasıl olup da Anadolu'da bütün bu tartışmalardan habersiz ve-klişe olacak; ama gerçekten öyle- ‘masum' kızlarının hayatlarını nasıl ömür boyunca değiştirecek gelişmelere yol açtığını düşünüyordum.
Ve her ülkede ve zamanda birbirlerinin haklarını şu ya da bu şekilde gasp eden ve birbirlerine hak tanımayan topluluklar olduğunu ve bunun ‘survival of the fittest' denilen, ‘uygunların hayatta kalması' olarak tercüme edilebilecek bir ‘normal' durum olup olmayacağı üzerine kafa yoruyordum. Bir yandan da gereğinden fazla Discovery Channel seyrederek, vahşi kaplanların zarif ceylanları avlayıp yemesini seyrede seyrede insanın yapılan haksızlıklara alıştırılıp alıştırılmadığını düşünüyordum. Haksızlıkları kanıksama ne kadar süre içinde içselleştirilebiliyordu. Yoksa unutmayıp içselleştirmesek kahrımızdan ölür yaşayamaz mıydık?
Başörtülünün hakları kime emanet!
Bu yazıyı yazma niyetiyle bilgisayarımın başına geçince bütün sempozyum boyunca söylenen sözler kafamdan tek tek geçti, hangi birini yazacaktım? Bir yerden başlamam lazımdı. Başörtüsü kullanan kadınların bastırılmış oldukları, ikincil konumlarını içselleştirdikleri yönündeki görüşlere karşı dindar kadınların verdiği İslami cevap yani: ‘Ben başörtümü Allah'ın emri olduğu için örtüyorum' cevabı seküler dünyanın lisanına ne kadar tercüme ediliyordu? Bir şiiri bir dilden bir dile tercüme etmek ne kadar zorsa bu cevabın da tercümesi o kadar zor muydu? Sempozyum, bence, bu tercümeyi, bütün dünyada müttefikler bulabileceklerini umdukları ‘insan hakları ve inanç özgürlüğü' söylemiyle yapmaya çalışan ve haksızlığa uğramış ‘mazlum'lar olmaktan çıkıp, ‘hak arama' ve hakkını alma yolunda olacağını söyleyen genç kızlar ile ‘Müslümanlara hakkımızı söke söke alırız diyen söylemler yakışmaz mutedil olalım, sabredelim' diyen orta yaşlılar arasında geçti. Yani gerçekçi olmaya çalışan, başörtüsü meselesine karşı ciddi bir mücadele yürütenler ile; biraz da çaresizlikten, bu sorunun aslında asıl sahibinin kendisi olmadığını içten içe düşünen; ama yine de bir şeyler yapmak gerektiği ama ne yapılacağını iş imza toplamaya veya yasal başvuru yapmaya gelince, hep başkalarına bırakan ve birilerinin ‘nasılsa' bu meseleyi çözeceği ve tek yapılması gereken şeyin 'ümidi kaybetmemek ve sabredip dua etmek' olduğunu söyleyenler arasında.
Sempozyumda gerçekten de bir yıl boyunca gidip geldiğim ‘sivil toplum kuruluşları'nda çalışan ve bir başka katılımcının da dediği gibi ‘hep aynı insanlar' vardı, diğerleri neredeydi? İş ciddiye binince niçin insanlar hukuksal süreçlerden kaçıyor, bir kayıt altına girmekten, takipten vs. kaçıyorlardı? İçimden, onun söyleyemediğini ben söyledim: Devlet bu kadar korkulur bir hale ne zaman gelmişti? Ve yine onun söyleyemediğini söylemek zorundaydım: Varlıklılar kızlarını okutuyor, olan Anadolu'daki fakir kızlara oluyordu. Ak-der İstanbul'daydı, her yere ulaşamıyordu. Mesela Batman'da bizi evinde ağırlayan öğretmenin evinde ‘fotoğraf çekelim' dediğimiz zaman bir koşu gidip başını örten daha buluğ çağına yeni girmiş öğretmenin kızını görünce kızın üniversitedeki geleceğini düşünmeden edemedim.
Sempozyumun ilk günü, kadınların çoğunlukta olduğu bir dinleyici kitlesi vardı. Cumartesiydi, esnaf dükkanını kapayıp gelmemişti. Neyse ki pazar günü kızlarına ve hanımlarına eşlik ettiler. Arkaya yerleştirilmiş polis kamerasının eşliğinde, birçok konu değişik yaşta ve deneyimde birçok kişi tarafından gündeme getirildi. Örtünmenin, semavi dinlerin hepsinde yer aldığı hatırlatıldı, Kur'an'da örtünme emrine dair ayetler ve örtünmenin bir farz olduğunun altı çizildi. Bütün genç kızların o üzücü hikayelerini yeniden işittik. Orta yaşlı kadınların, 80'li yıllarda üniversite tecrübesi yaşayıp aflarla geri dönerek de olsa mezun olma hikayelerini dinledik. Gençliklerinde başörtüsü yüzünden yaşadıkları kimliklerini kazanma hikayelerinin yanında şimdi de yetişmekte olan kızları ile ilgili hikayeleri başlamıştı. Aynı sorunları yeni nesil de tecrübe edecekti. Endişeler ve çaresizlik yüzlerde geziniyordu. Diğer taraftan fark edildi ki; alternatif bir eğitim hayatı başlamıştı. Bütün kumaş boyama ve batik kursları doluydu. Hat ve tezhip kursları da öyle. Bütün kızlar ney üflemeye başlamıştı. Hayat devam ediyordu. Anlaşılan önümüzdeki 10 yılda bir sanatçı patlaması yaşanacaktı. Şerle gelen hayır bu olabilir miydi? Başörtüsü tartışmalarıyla ortaya çıkan sorunun aslında bir ekonomik yönünün de olduğu, yani aslında bir ‘sınıf' meselesi olduğu ve hiçbir sınıfın elindeki imkanları başka bir sınıfla paylaşmak istemeyeceği de belirtildi. Hukuksal süreçleri takip etmenin ve tarihe bir kayıt düşmenin önemini vurgulayan hukuk kökenli katılımcılar, ‘adalet aramak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmek gerekli miydi' eleştirilerine de cevap verdiler: Evet gerekliydi. AİHM norm koyamaz; ama her ülkenin kendi normlarına uyardı.
Diğer taraftan ‘iç meseleler' de kendini hissettirdi. 80'li yıllarda, genç kızlığı ile beraber başlayan dindarlaşma serüvenini ve başörtüsü takmaya başlamasını anlatan bir hanım konuşmacı, daha önceki intibalardan-anlaşılan-bir -sırası gelmişken-cevabını verme ataklığı ile konuyu ‘cinsiyetçi' bir şekilde ele almamak gerektiğine dair bir sonraki konuşmacı tarafından bir uyarı almakta gecikmedi. Tesettür kurallarının son zamanlarda ‘tehlikeli' bir şekilde yanlış uygulandığı, başını örtmüş kadınların ‘örtünün' anlamıyla çelişen kıyafetler giydikleri de dile getirildi. Kadının saçlarının örtülmesinin farz olduğundan emin olmadığını açıklayan veya bunu ima eden bazı kadın-erkek din alimlerinin ‘sistemle' ne kadar ne ilişkide olduklarına bakarak bir karar vermek, ona göre pozisyon belirlemek gerektiğine dair de görüşler öne sürüldü. Diğer yandan Başörtüsü Sempozyumu'nda da söylenildiği gibi 5.000 kadın öğretmen işinden ve 100 bine yakın kız çocuğu okuldan atılmış ise aynı işlem bir şekilde erkek çocuklarının başına gelmiş olsaydı durum bu şekilde kalmazdı diye içten içe düşündüm. Tabii bunu düşünürken bir hanımefendiye yakışmayacak bir şekilde ‘cinsiyetçi' ve dolayısıyla ayrılıkçı bir yaklaşım yapmakla suçlanabileceğim gerekçesiyle bunu kimseye söylemedim.
Voltaire’lerimiz kayıp; çünkü...
Bu sempozyum bana bir şeyi tekrar hatırlattı. Homojen dünyalarımızda yaşamak en konforlu şey. Heterojen dünyalara girmek ve var olmak ise en meydan okuma gerektiren şeylerden biri. Bu sorunun üzerine yapılacaklar sadece bu sorunun doğrudan ilgilendirdiği kadınlara mahsus olmaktan çoktan çıktı. Siz inanırsınız inanmazsınız; ama hayatını dine referans vererek tanzim eden ve hayatının merkezine dini koymuş insanların haklarına da saygı duyulmak zorunda. Bu sorun üzerine yorumda bulunan İslam alimlerinin çoğu -Türkiye'de ve dünyada- kadının saçları (ve boynunun) ‘ziynet' olduğuna ve vücudunun diğer na-mahrem bölgeleri gibi örtünmesi gerektiğine dair görüş bildiriyor. Birkaç tane İslam alimi ise başörtüsünün farz olduğu konusunda emin olmadığını söylüyor. Buradan hareketle örtünme konusunda binlerce yıldır örtünme geleneği olan toplumlarda bu uygulama ister farz olsun, ister sünnet isterse de gelenek, devam edecektir. Bu, hoşlanırsınız hoşlanmazsınız bir realitedir. Bu konuda sizin bu görüşlerden tamamıyla bağımsız sadece size mahsus bir görüşünüz de olabilir; ama demek istediğim şu ki başörtüsünü savunmak zorunda değilsiniz; ama başörtülünün hakları savunulmak zorunda, buna ne devletçi milliyetçiliğiniz ne de feministliğiniz engel olmamalı. Çünkü milliyetçiliğiniz veya feministliğinizin elverdiği noktaya kadar hakları savunuyor ve o noktada duruyorsanız, çok klişe olacak; ama bu sizi ne liberal yapar ne de demokrat. Voltaire'nin dediği gibi ‘Düşündüklerinize katılmayabilirim; ama onları söylemenizi sağlamak için ölümüne mücadele ederim'.
TESEV-DEMOKRATİK GELİŞİM GRUBU SÖZCÜSÜ
12.10.2004
zaman (13.10.2004 00:05)
(bakınız: aşk, ölüm, allah (c.c), istanbul, insan, hayat, zaman, ben, şiir, anne)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"TÜRBAN" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|