|
|
 |
 |
|
VELİ |
VELİ terimi
ikaruskafagüzel
tarafından 02.03.2006 tarihinde eklendi |
VELİ sizce ne demek,
VELİ size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| x |
|
 |
|
|
 |
Veli Nedir?
Allah’ı (c.c.) duyu organları ile algılayamıyoruz. Çünkü O yüce ve uludur. Ama O yarattığı varlıklardan, dolayısıyla insanlardan uzak değildir.
Bazı zengin insanlar vardır. Varlıkları onları toplumdan ve insanlardan uzaklaştırır. Kendi bencil dünyalarında onları yalnız kılar. Allah (c.c.) böyle değildir. O sonsuz zenginliği, gücü ve kudretiyle insanlardan uzaklaşmıyor. Bazı insanları kendisine yakın kılıyor.
Kelime-i şahadet getiren, yani Allah’ın (c.c.) varlığını ve birliğini kabul edip de Hz. Muhammed’in (s.a.s) peygamberliğini onaylayan herkes Müslüman’dır. Allah’ın (c.c.) emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçınan birisi ise mümin sınıfına girer. Müminler içerisinde bazıları bu konuda daha duyarlı hale gelirler. Yaşamlarında ibadetlere daha bir ağırlık verirler, yasaklardan daha bir özenle kaçınmaya çalışırlar. Allah’ın (c.c.) rızasına talip olup her işi Allah (c.c.) için yapmaya başlarlar. İşte velilik yolu bu noktada başlar. Allah (c.c.) böyle bir kulunu kendisine yol gösterip ulaştıracak veli kullarıyla tanıştırır. Zira yol çok tehlikelidir. Bir kılavuz olmadan yürünemez. Bu yolda daha önceden yürümüş olan birisinin rehberliğine ihtiyaç vardır. Nefis ve şeytan her an ayakları kaydırmak için fırsat gözetir. Bu yolda ibadetler kalbe, göğse gelen cezbeyle kolaylaştırılır. Onun için farz ibadetler dışında nafilelerle de Allah’a (c.c.) yaklaşılmaya çalışılır. Özellikle bu yolda Allah’ın (c.c.) zikrinden zevk alınmaya başlanır. Sürekli bir tövbe hali ile geçmiş hatalar telafi edilmeye, eksik ibadetler tamamlanmaya çalışılır. Bu sırada nur adeta Allah’la (c.c.) alış verişin ücreti olarak insanın ellerini ve yüzünü güzelleştirir.
Yol gösterici velinin (mürşidin) en belirgin özelliği görüldüğünde Allah’ı (c.c.) ve peygamberini (s.a.s) anımsatmasıdır. Öyle bir mübarek zatın siması, giyim kuşamı, tavrı, hareketleri, konuşması Allah Resulünden s.a.s. izler taşır. Allah (c.c.) ve peygamber sevgisi o mübarek zat görüldüğünde gönülde canlanır. Bunun içindir ki Kuran-ı Kerim Allah (c.c.) sevgisine ulaşmanın yolunu peygambere uymaya bağlamıştır: “De ki eğer siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr, Rahîm’dir (Âl-i İmran suresi, ayet 31) .”
Allah’ın (c.c.) el-Veliyyü güzel ismi (Allah [c.c.] müminlerin dostudur, seçtiği kulları Kendi’sine dost edinir.) içimizde Allah’a (c.c.) yakın olma konusunda bir arzuyu uyandırmalıdır. Çünkü Allah’a (c.c.) yakın olmak evrendeki en büyük lütuftur. Yaratılış amacıdır. Ondan daha büyük bir nimet olamaz. İnsanı, evreni, her şeyi yoktan yaratan Allah’a (c.c.) biraz daha yakın olmaktan, Allah’ın (c.c.) veli kulları arasında yer almaktan daha güzel başka bir şey var mıdır?
Peygamberimiz Aleyhissâlatu Vesselâm Efendimiz bir kutsi hadis-i şeriflerinde Allah’ın (c.c.) bu yakınlığını şöyle bildirmişlerdir: “Kulum Bana farz ibadetlerle yaklaşır. Nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. O kadar yaklaşır ki, onun gören gözü olurum Benimle görür, işiten kulağı olurum Benimle işitir, tutan eli olurum Benimle tutar, yürüyen ayağı olurum Benimle yürür.”
İşte velilikteki sır, keşf ve keramet de böylece başlar. Çünkü Allah (c.c.) bir kulun gören gözü, işten kulağı oldu mu onun için gizli hiçbir bilgi kalmaz. Dilediğini Allah’ın izni ile görür ve işitir. Yine yapamayacağı hiçbir iş kalmaz. Çünkü tutan eli Allah (c.c.) olmuştur. Yürüyen ayağı, Allah (c.c.) oldu mu istediği yerde hazır ve nazır olur. Çünkü Allah (c.c.) her yerde hazır ve nazırdır. Mesafeler, zaman ortadan kalkar.
Kuşkusuz hiçbir veli keşf ve kerameti amaç olarak görmez. Velilerin tek amaçladıkları şey Allah’ın (c.c.) rızasıdır. Hatta veliler keşf ve kerameti erkeklerin aybaşı hali olarak kabul ederler. Nasıl böyle bir durumda olan bir kadın ibadetlerden geçici olarak uzak durursa veliler de keşf ve kerametlerinden utanarak sıkılırlar. Bunu kendileri ile Allah (c.c.) arasında bir perde olarak görürler. Allah’ın (c.c.) kendilerini imtihan ettiğini düşünürler: Kendilerinin keşf ve keramete mi güvenip dayandığının yoksa bununla Allah’ın (c.c.) rızasına ermeye mi çalıştığının ölçüldüğünü düşünürler.
İster diri ister ölü olsun, Allah’ın (c.c.) veli kullarından en güzel şekilde yararlanmak gerekir. Bu yararlanma biçimlerinden birisi de veli kulu dualarda vesile kılmaktır. Bu sırada şuna azami derecede dikkat göstermek gerekir: Veli kulu duasında vesile kılan kişi, o veli kuldan değil Allah’tan (c.c.) istekte bulunmalıdır. Bazı cahil insanların velilerin mezarına çaput bağlamaları, velinin ruhundan yardım talepleri Allah’a (c.c.) birer şirktir. Şirk ise en büyük günahtır. Ama o velinin yüzü suyu hürmetine veya Allah (c.c.) indindeki derecesinden yararlanarak Allah’a (c.c.) duada bulunma dinde yeri olan bir durumdur. Duaların da kabulünde etkilidir.
Kuşkusuz Allah’a (c.c.) doğrudan yapılan dualar da kabul edilebilir. Ama duanın mahiyeti gereği kabulünün bir kısım koşulları üzerimizde bulunmayabilir. Bazı günahların ağırlığı, beddualar, haklar üzerimizde olabilir. Bu yüzden duamız da kabul görmeyebilir. Bu durumda bir Allah (c.c.) dostunun duasını almak veya dualarımızda onun ismini anmak bu olumsuz durumu ortadan kaldırabilir. Nasıl hayatta bazı meşru işlerimizi araya adam koyarak -başkaların hakkını yemeyi, torpili kastetmiyorum- veya uzmanına başvurarak yaptırabiliyorsak ahiret işlerinde de durum böyledir. Gücümüzün yetmediği dualarda Allah’ın (c.c.) veli kulları dualarımızın kabulünde büyük bir yarar sağlayabilirler.
Her gerçek şeyh mutlaka velidir. Veli olmadan şeyh olmak mümkün değildir. Gerçek şeyh diye bilerek yazdım, çünkü memleketimizdeki şeyhlerin bir kısmının silsilesi kopuktur. Yani gerçek şeyh değillerdir. Bunlar genellikle iyi niyetli insanlardır. İslam’a çeşitli açılardan hizmet de ederler. Ama tarikat yolunda şeyhin rabıtasından da yararlanılır. Rabıta demek, nur kaynağı ile bağlantıya geçmektir, şeytanı tabiri caizse elektrikli sandalyeye oturtmaktır. Yine rabıta demek, ruhu da en gıdalı besinle yani nurla güçlendirmektir. Rabıta olmayınca sofilik de olmaz. Şeyh gerçek şeyh değilse rabıtasıyla müritlerini şeytanın kucağına atar, hem kendisi hem de bağlıları büyük zarar görürler.
Her veli şeyh olacak diye bir kural yoktur. Şeyhlik izinle olur. Şeyhliğe karar veren organ silsiledeki şeyhlerin ervahları (sadatlar) ile Peygamber Efendimizin s.a.s. ruhudur. Yaşayan şeyh sadece kendi reyi ile oğlunu veya herhangi birisini şeyh olarak uzak bir beldedeki ihtiyacı karşılamak üzere atayabilir. Fakat bu kişi gerçek şeyh olmadığı için, yani teberrüken şeyh olduğu için müritlerine rabıtasını yaptırmaz. Teberrüken şeyh olan kişi müritleri ile birlikte ancak kendi gerçek şeyhini rabıta edebilir. Teberrüken şeyh olanlar, belli bir zaman sonra şayet zincirdeki sadatlar ve Rasulullah (s.a.s.) gerçek şeyhliğe onay verirlerse o zaman müritlerine kendi rabıtasını yaptırabilirler. Böyle bir kişinin şeyhi vefat ederse teberrüken şeyh olan kişinin hemen yeni bir şeyh bulması gerekir. Fakat işte tam bu noktada nefisleri devreye girerek böyle kişiler, yeni bir şeyh bulmak yerine ölen şeyhlerinin varisleri olarak mevkilerini daha da sağlamlaştırıp gerçek şeyhliğe soyunabilirler. İşte şeyh arayan kişiler özellikle bu duruma dikkat etmelidirler. Zira bunlar gerçek şeyh olmadığı için rabıtalarında nur, feyz, nisbet olmaz. Bu durum veliler için de böyledir. Veli de şeyh olmadan irşat faaliyetlerinde şeyh gibi davranıp rabıtasını yaptırırsa büyük bir hataya düşmüş olur. Gerçi onun rabıtası insanlara fayda verir ama izinsiz işler faydadan daha çok zarar da getirebilir. Tabii üveysi olarak yetişen ve gerekli yerlerden irşat izni alıp gerçek şeyh olanların da varlığını inkâr etmek doğru değildir. Fakat bunlar çok azdır ve istisna nevindendirler.
Velilik ancak nefs-i mutmainnede (tatmin olmuş, huzura ermiş nefis) mümkündür. Velilik kolay bir yol değildir. Nefis ve şeytanla savaştan sonra ulaşılan bir makamdır. Bu makama kadar kişi nefs-i emmare (kötülüğü emreden nefis) , nefs-i levvame (kendisini kınayan nefis) , nefs-i mülhime (ilham alan nefis) makamlarını tek tek geçer. Bu makamları tek tek aşmak zihinsel işlemlerle, hayallerle, düşünce boyutlarıyla olmamaktadır. Bunlar yaşamsal olarak gerçekleşmektedir. Bu makama yani velilik makamına ulaşan kişilerin bütün letaifleri açıldığı, yani değişik renkteki bütün nurları gördükleri gibi sadatların ervahları ile de peygamberimizin s.a.s. ruhu ile de istedikleri vakit görüşüp konuşabilirler.
Her insan tarikata girmeden önce genellikle nefsi emmare düzeyindedir. Yani bu insan için nefsi adeta ilahtır. Onu mutlu etmek için çalışır. Yaşam amacı budur. Nefsanî arzularını gerçekleştirmektir. Allah’ın emir ve yasakları onu pek ilgilendirmez. Tarikata girip gerçek manada tövbe edince yani tövbe-i nasuh kılınca nefsi levvame makamına yükselir. O zaman haramlara karşı duyarlı olup emirleri yerine getirmeye başlar. Geçmişte işlediği günahlara pişmanlık duyup eksiklerini gidermeye çalışır. Bunlar için her zaman gözyaşı döker. Daima mahzundur. Kılamadığı namazları, tutamadığı oruçları varsa kaza eder, her türlü hatasını telafi yoluna girer. Tarikata girmeyip de hal ve yaşayışı ile Allah’ın emir ve yasakları içerisinde olan Müslümanların da nefisleri genellikle bu makamdadır. Bu tür Müslümanlar en çok nefislerini mülhime makamına kadar çıkarabilirler. Şeyhin rabıta nuru olmadan bir insanın nefsini mutmainne makamına kadar çıkarması imkânsızdır. Yani bir insan tarikata girmeden, şeyhsiz veli olamaz. Bunun istisnaları demin de söz ettiğim üveysilerdir ki bunlar da pek azdırlar. Yüzyılda belki bir iki tane ya çıkar ya da çıkmaz. Bunları da Hz. Hızır Aleyhisselam veya ölmüş bir veli zatın ruhu terbiye eder. Yani bir insanın terbiye ve irşat olmadan Allah’ın veli kulu olması mümkün değildir.
Velilik yolunda en zorlu adımlar ise nefsin mülhime makamında atılır. Zira bu makamda sofi şeytanlarla karşılaşır. Şeytanlar adeta onun önüne dikilirler. Onların seslerini duymaya başlar, dokunmalarını da hisseder. Letaifleri de açılmaya başladığı için görüntülerini de görür. Şeytanlar kalp gözünde insan suretinde görünürler. Özellikle dişi şeytanlar sofinin ayağını kaydırmaya çalışırlar. Bunların görüntüleri aynı dünyadaki en güzel kadınlar gibidir. Sofiyi zina yapmaya zorlarlar. Bu çok zorlu bir imtihandır. Çünkü bu dişi cinler hem akıl almaz bir güzelliktedirler hem de cinsel tacizde bulunurlar, daha doğrusu her an tecavüze yeltenirler. İşte Allah sofiyi nefsinin arzusuna mı uyacak yoksa benim yoluma mı devam edecek diye böyle bir imtihana tabi tutar.
Medyumlar dişi şeytanları böyle görmezler. Onlar şeytanların seslerini ve dokunmalarını hissederler ama gözleri açık veya kapalı iken şeytanları sadece insan görünümlü duman olarak veya belli belirsiz bir saydamlık halinde görebilirler. Medyumlar dişi şeytanları letaifleri açılmış, nurları gören mülhime sofisi gibi görselerdi akılları başlarından gider, o âlemden çıkamazlardı. Ama Allah (c.c.) dağına göre kar vermektedir. Kimseyi kaldıramayacağı imtihana tabi tutmamaktadır.
Mülhime yolundaki kişiler her an sapıtabilir. Çünkü şeytan onlara çoğu kez hak suretinde gelir. Özellikle cinni şeytanlarla evlenme gibi bir saçmalığa bulaştı mı sofi mahvolur. Biter. Manevi ilerlemesi durduğu gibi yavaş yavaş gerilemeye de başlar ve ruh sağlığı da buna paralel olarak bozulur.
Yalancı mehdiler, yalancı kutuplar, yalancı veliler hep mülhime makamındaki kişilerden çıkar. Bunun en başlıca sebebi şeytanların hak suretinde yaklaşmalarıdır. Şeytanlar bu makamdaki sofilere genellikle ermişlerin, peygamberlerin ruhu olarak yaklaşırlar. Sofilerin ayaklarını da genellikle bu yolla kaydırırlar. Sofilerin de en büyük kusurları hallerini mürşid-i kâmillerden gizlemeleridir. Çünkü şeytanlar tarafından övülmek, yücelmek hoşlarına gider, şeytanlar ayrıca sürekli olarak şeyhlerini sofilerin gözlerinde düşürmeye çalışırlar. O zaman kolayca sofileri kucaklarına alırlar. Onları yalan dolanlarla evirip çevirmeye başlarlar. Tabii bir de şeyh gerçek şey değilse, o da mülhime makamında şeytanların oyuncağı ise, bu hadiseler daha bir hızlı ve katmerli yaşanır.
Mülhime makamını geçen ve artık veli olan şahsın nefsi mutmainneye erdiğinde adeta erir ve yok olur. Yani bu kişinin gözünde nefsi kâfirden bile alçaktır. Onun gözünde nefsinin hiçbir kıymeti yoktur. Ama bunu yanlış da anlamamak gerekir. Yani bu kişilerin cinsel istekleri kesinlikle azalmadığı gibi daha da bir güçlenmiştir. Allah (c.c.) kendisine veli seçecek zatları nefsi levvamede iken bu dünya kadınları ile mülhimede iken de dişi şeytanlarla imtihan eder. Bu sınavlarda ise nefsani isteklerini kat kat da artırır. Gerekli koşulları da yaratır. Bilindiği üzere cinsel arzu bastırma mekanizması ile gelişir ve artar. İnsanoğlu süfli yolu mu tercih edecek yoksa Allah’ın (c.c.) rızasına mı yönelecek diye en çok bu konularda imtihan edilir. Cinni dişileri ret eden bir velinin dünya kadınlarıyla zinaya yönelmemesinin nedeni, nefsindeki cinsel arzunun sönmesinden değil nefsinin mutmainne makamında kazandığı manevi doygunlukladır.
Allah’ın veli kullarının tek bir amacı vardır. Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmaktır. Dünya onlar için bu rızaya ermede sadece bir araç olur. Allah (c.c.) bizleri veli kulları yapmasa da bizlere onları inkar etmeyi veya onlara karşı gelmeyi nasip eylemesin. Bizlere ebedi kazancı sağlayacak hayır dualarını almayı nasip eylesin. Amin.
Muhsin İyi (16.09.2011 19:31)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
ALLAH’A DOSTLUK (veliyullah) kavramı ile anlatılan; Allah isimli ötede bir tanrı ile samimi olmak, yüz yüze gelmek ve sıkı fıkı bir arkadaşlık değildir. Allah’a dost olmak… kendisinden başka varlık olmayan Allah Hakikatinin mânâlarını idrak etmek ve Allah gerçeğinin değişmeyen sistemine göre yaşamını düzenlemektir. (26.10.2008 04:27)
(bakınız: dost, tanrı, yaşam, arkadaş, dostluk, emek, hakikat, isim, anal, gelmek)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
Tahkik yolunda olan her insanın aklı ve kalbi ALLAH’dan başka gerçek olmadığı konusunda MUTMAİN olursa bu bilgiden sonra bir daha asla TANRI var zannına dönemez. Geri dönüş yolu kapanan o kişi ALLAH İSMİ İLE ANLATILAN TEK HAKİKATİN MUHAMMEDÎ MÂNÂSINA “ DOST/VELΔ OLUR… Ruhsal ve bedensel üst yeteneklerini kullanacak hale getirmişse ve ya getirmemişse yine de o kişi ALLAH HAKİKATİNİN MÂNÂSINA DOSTTUR, ALLAH HAKİKATİNİN MÂNÂSINA VELÎDİR. (26.10.2008 04:25)
(bakınız: insan, dost, gerçek, tanrı, muhammed, bilgi, hakikat, sonra, yine, daha)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| x, 41 |
| Kütahya |
 |
|
|
 |
***Ümmeti Muhammed' in Veli' leri***
Benim ümmetimin Veli’ leri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir. İsrail oğullarının peygamberlerine verilen mucizeler ümmetimin Veli’ lerine keramet olarak verildi! ” Hadisi Şerif. Bazı insanların hadisleri inkâr ederek, Veli’ leri ve kerametlerini inkâr etmeleri din düşmanlığının başka bir boyutudur! Amaç insanları Allah dostlarından uzaklaştırıp kötü emellerine alet etmektir! Çünkü Allah dostlarının verdiği Kuranı Kerim terbiyesine sahip insanları çeşitli yalanlar ile kandırıp, nefislere hitap eden sömürü ve ahlaksızlık düzenine alet etmeleri mümkün değildir. Bu nedenle din düşmanlarının ve Şeytanın ilk ve en büyük düşmanları ümmeti Muhammed’ in Veli’ leridir! Peki Veli’ leri nasıl tanıyabiliriz? Zira şeytanın dostlarından da keramet benzeri istidraç denen olaylar zuhur etmektedir! O zaman Veli’ leri nasıl anlayacağız? Onlar Kuran ahlakına sahiptirler, güzel ahlaklı, efendimizin sünnetine bağlı ve dini görevlerini en iyi şekilde yerine getiren, geçmişte eğer hataları var ise çok tövbe edip o hatalarını telafi etmeye çalışan çok gayretli insanlardır! Zaten bu Veli’ ler başka bir Veli tarafından yetiştirildiğinden icazet denilen bir belgeye sahiptir. Yani hocası tarafından insanlara İslam’ ı anlatmak ile görevlendirilmiştir. Silsile itibariyle efendimize bağlıdırlar! Çünkü efendimiz Miraç’ a çıktığında kendisine öğretilen şeylerin % 60 ını herkese öğretmesi emredildi. Zira bu kısımın herkes tarafından bilinmesi zorunlu idi! % 30 unun ise efendimizin istediği kimselere öğretilmesi istendi. Geriye kalan kısım için ise rabbimiz şöyle buyurdu “ Bunları ise kimseye öğretme, gerekirse ben onları bazı kullarıma kendim öğretirim” İşte bu nedenledir ki Veli’ lerin yolu böyle gizli ilimlere sahip bir öğretim sistemidir. Sadece ehil olan insanlara icazet verilir bu yolda. Sahtekâr kimselere asla icazet verilmez. Bu nedenle Veli’ leri tanımanın en önemli yolu Kuranı Kerim in canlı bir örneği olup olmadığı ile alakalıdır. Örneğin onlar İslam ahlakının yaygınlaşması konusunda çok gayretlidirler! İslam’ a yapılan en küçük saldırı bile onları çok fazla rahatsız eder. Demek ki onları tanımanın en önemli yollarından biride İslam’ a olan düşkünlükleridir! Birde böyle kimselere Şeytanın ve dostlarının saldırıları çok olur. Nerede ahlaksız, hortumcu, alkolik, hırsız, terörist ve yalancı insanların azgınları varsa onlara saldırırlar. Karalama ve iftira kampanyaları ile insanlığı onlardan uzaklaştırmaya çalışırlar. Zira bu Veli’ lerin yetiştirdiği Kuran ahlakına sahip insanların bulunduğu toplumda rahat rahat ahlaksızlık yapamayıp insanlığı sömüremeyeceklerdir! Bazen üveysi dediğimiz Bizzat, vesilesiz yüce rabbimizin yetiştirdiği Veli’ lerde vardır. Veysel Karani örneğinde olduğu gibi. Onlarda insanları Hakikatlere ve İslam’ a davet ederler. Halka devamlı nasihatlerde bulunurlar. Ama bunların ellerinde insanları eğitmek için bir belge yoktur. Yanlız bir belgeye sahip olan Veli’ ler bu gibi insanların farkına vardığında onların da Veli olduğunu bilir ve destek verirler. Ama bazıları hiç kimse tarafından bilinmezler. Hatta bazen kendileri bile bilmezler! İşte bu paylaştığım bilgiler dahilinde dikkatli olmalıyız. Her şey yüce rabbimiz için! Ayeti Kerimede belirtildiği gibi “ Deki, benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin rabbi olan Allah içindir” Allah a emanet olun. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum tüm insanlığa. Rabbimiz bizleri doğru yoluna ulaştırıp yolunda ayaklarımızı sabit kılsın! Hidayete erdirdikten sonra tekrar sapıklığa düşürmesin!
Ahmet Namaz (23.01.2008 12:39)
(bakınız: ölüm, insan, sevgi, dost, hayat, zaman, yalan, büyü, güzel, namaz)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
Dağın tepesinde oturan kozasızların sayısı pek azdır; çünkü, insansılara ve mukallitlere tâbi olmaktan kendini arındırıp, onların (deccalın) geçici cennetinden yüz çevirebilen beyinlerin sayısı çok azdır! .. Bilgelerin tanrısı kalmamıştır! . “ALLAH KULU” olmuşlardır onlar! ... Toplumun tanrısal değerleri hiçtir onlar için! .. Kimseden saygı beklemez, huzurlarında elpençe divan durulmasından hoşlanmazlar! . Mukallitlerin, onları kabul edip etmemesi umurlarında değildir! . Ağaç altında kısa bir süre yorgunluk atıp, yoluna devam edecek; gibidirler onlar dünyada... Ûnvan ve pâyelerden hoşlanmaz, mukallitlerin ürettikleri kutsallıklarla etiketlenmezler! . (18.08.2007 06:45)
(bakınız: insan, dünya, cennet, tanrı, huzur, saygı, deccal, esin, ağaç, lara)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
En azından kozasından başını çıkartmış, evrensel gerçekleri-İslâm’ı OKUmuş(1) , varlığın ve kendisinin hakikatını farketmiş bir bilgenin ise, insansıların ya da mukallit insanların ne saygısına ihtiyacı vardır ne de değerlendirmelerine! .. Onlar Olimpos Dağındaki kulübelerinde, kozadışı âlemi seyirle ve “Allah”ı her dem biraz daha tanımaya çalışmakla zamanlarını değerlendirirler! .. Zaman zaman yeni bir konukları olur... Ender de olsa civarlarına taşınan yeni bir komşuları... Ama o dağ sâkinlerinin sayısı pek azdır! .. (18.08.2007 06:44)
(bakınız: insan, zaman, gerçek, saygı, islam, bira, insanlar, hakikat, sıla, değer)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
Dostlarım...
Kendimizi aldatmayalım...
Biz bilgi paylaşıyoruz! .
Mürşid yok ortada ve bir mürşide bağlı nefis terbiyesi yapılmıyor! .. Herkes bu bilgileri kendine göre yorumlıyarak kendine bir yol çiziyor ve olabildiğince kötülüklerden uzak kalmaya çalışıyor! .
Mürşide bağlanmak, Yunus’un Taptuk’a bağlanışı gibi kimi zaman 40 yıla kadar varan nefis terbiyesini gerektiren bir iştir! . Mürşid yanında yatıp-kalkmadıkça, her dem onun terbiyesi altında nefsini terbiye etmedikçe; Muhammedî ahlâk ile ahlâklanmadıkça; vermek ve paylaşmak için insanların içine girmek her demlik fiilin haline gelmedikçe velâyet yolu açılmaz! .
Tasavvuf bilgisi edinmekle, evliya olunmaz! . (23.05.2007 22:14)
(bakınız: insan, dost, zaman, muhammed, ahlak, bilgi, yara, tasavvuf, esin, yorum)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan, 26 |
|
 |
|
|
 |
isim.. (05.03.2006 21:11)
(bakınız: isim)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"VELİ" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|