|
|
 |
 |
|
YUVA |
YUVA terimi
folter
tarafından 14.05.2005 tarihinde eklendi |
YUVA sizce ne demek,
YUVA size neyi çağrıştırıyor? |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
SONSUZLUĞUN YOLUNDA,,,,,
DAİMA VARDIR İNANANA
GÜVENLİ BİR YUVA.. (24.06.2010 04:05)
(bakınız: güven, sonsuz, nana, daima, güve)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
yuvam.....nesrin p okudum...şimdiki yaşadığımız hayat için doğru...fakat ALLAH yolunda olan hiç kimse ne yazıdaki kadın gibidir nede gözü dışarda erkek gibidir...bizler yaratılmışız birbirimize destek olmak...tamamlamak...asla boy ölçüşmek için değil...hayat müşterek olması için...bazı zorlukları beraber göğüsleyebilmek için...ne maco ne feminist...erkek gibi erkek ve kadın gibi kadın...vede adam gibi çocuklar yetişrmek...dünya kalabalığı olması için değil... (30.01.2010 10:59)
(bakınız: hayat, kadın, dünya, çocuk, şimdi, erkek, arda, yara, adam, bilmek)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 55 |
| Kahramanmaraş |
 |
|
|
 |
Cemruymaz Çok Doğru Bir Yazı Aslında.Ders Alınması Gereken Bir Konuda Bu Sanırım..Katılmadığım Konu İse Yuvayı Dişi Kuş Yapar.Bu Neki Erkek Çalışmayıp Evine Bakmazsa.Evin İhtiyacını Karşılamazsa Dişi Kuş Yuvayı Nasıl Yapar.Neyle Yapar...Yuvayı Dişi Kuş Yapar Değilde,Yuvanın Olduğu Kadınından Bellidir; Denilmesi,Yani Örnek Yuva Denilmesi Daha Doğru Bana Göre...Her Şey Karşılıklı,Hayat Paylaşılmalıdır. Yönetmekle Olmaz.Saygılar ve Sevgilerle Hocam.Yüreğin ve Ellerin Dert Görmesin.Selametle... (30.01.2010 10:40)
(bakınız: sevgi, hayat, kadın, erkek, saygı, esin, doğru, aslı, selam, dert)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan, 34 |
|
 |
|
|
 |
0-3 yaş çocuğunun daha çok özbakım ihtiyaçlarının karşılandığı eğitim kurumu.. (08.04.2007 21:45)
(bakınız: eğitim, ihtiyaç, daha)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bayan |
| Ankara |
 |
|
|
 |
Ohhhhhhhhhhhh....zor ve sıkıcı geçen bir günün ardından eve giriş anı muhteşem....sıcacık bir duygu karşılar sizi...evimdeyim dersin...birde benim gibi mum delisi isen, yakarsın bir mum ve bir keyif kahvesi ve belki bir cigaraaaaa... :)))
Her yer ben...Çünkü bu benim evimmmmm.... :) (15.01.2007 18:55)
(bakınız: deli, kahve, duygu, belki, gibi, bir gün, beni, çünkü, kars, ersin)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay, 30 |
| Ankara |
 |
|
|
 |
Mahalle... O bildik yüzü ile, alışılmış telaşı ile karşılıyor beni... Sessizce içine alıyor, kucaklıyor. Köfteci köşede, karpuzcu onun karşısında. Pazar sokağı boş; tezgahlar kenarlara savrulmuş, bekliyor. Eksiği yok gibi duruyor; bir benim bildiğim eksiğin eksikliğini çekmesini bekleyemem elbet! Evim az ötede; perdeleri çekili. İçeride ışık yok, içeride ışığa ihtiyaç duyan yok. Yansa bile boşluğa düşecek huzmeler. Yetim kalmış eşyaları kendileriyle yüzleştirecekler, belki de ağlatacaklar. Işığın vurduğu yerde bana yeni aydınlıklar sunacak yüzler yok.
Kapıdayım. Zile basmam gerekmiyor. Zilin sesine ses verecek yok. “Kim o? ” diyenim yok. Adımın ve sesimin yankılanmasına derinliğini bilemediğim ama varlığından emin olduğum tanımsız bir sevinçle karşılık verecek yok. Kapının arkasında bekleyenim yok. Önünde beklemek ile arkasına geçmek arasında pek fark yok. Kapalı kalsa ne gam! Açmaya değmeyen kapıdan daha büyük duvar var mı ki?
Anahtar elimde. Kendim çeviriyorum. Bana açılmıyor kapı. Ben açıyorum kapıyı. Ben açılıyorum kapıya. Sessiz ve loş koridor. Ses yok; tanıdık yüzler eksik, beklediğim gürültü tükenmiş, alıştığım uğultu alıp başını gitmiş. “Baba bana ne aldın? ” diyen bıktırıcı ses bile terk etmiş kapının arkasını. Ayakkabımı çıkarmama bile fırsat vermeyen, apansız boynuma atılan sabırsızlıkların yerinde yeller esiyor.
Mutfağın tıkırtısı kesilmiş. Koku gelmiyor içeriden. Ocak sönmüş; tencereler kenarda bekliyor, tabaklar pek uslu duruyor. İçeride kocaman bir boşluk; sanki ağız olmuş sustukça konuşuyor, konuştukça sus(tur) uyor. Çöp kutusu boş. Kocaman bir hiçliğin, hep dolu gördüğüm için hesap etmeye fırsat bulamadığım o tuhaf boşluğun sözcüsü olmuş. Konuşuyor boş çöp kutusu. Dolu dolu bağırıyor hiç çekilmeyen çekmeceler. Hiç kirlenmeyen tezgah, hiç akıtılmayan musluk, hiç kırışmayan kilim ve yerinden hiç kaymayan sehpa örtüsü, hayatın nabzının çekildiğini haykırıyor dört duvar arasından. Eşyanın ruhu çekilmiş. Pencere pervazlarında çocuk bakışının ışıkları eksik. Kapı aralarından aşina kadın sesi sızmıyor. Koridor daha da daralmış, darlanmış. Canı çekilmiş odaların, yastıkların beyin ölümü gerçekleşmiş. Aynaların yüzü solgun; bakanı yok. Hiç dokunulmamış diş fırçası içimin içinde bir yerlere dokunuyor. Hiç erimeyen sabun gizli sızılarımı köpürtüyor.
Bisikletler köşelerine çekilmişler; boyunları bükük, pedalları suskun. Giyilmeyen küçük terlikler ağlıyor gibi, minik ayakların dokunuşuna hasretler. Buzdolabındaki çikolatalar değecek dudaklar arıyorlar kendilerine. Derin dondurucuda eriyeceği aşklarını özlüyor dondurmalar. Ayakkabılık rahatlamışa benziyor, kalabalığı başından savmış, sakinleşmiş. Çok giyilen ayakkabılar alıp başlarını gitmişler. İçindeki ayaklar başka yerlere basıyorlar, uzak yollara koşuyorlar.
Bilgisayarın tuşlarına dokunurken omuzlarıma çıkan, “bana yesim göstey baba! ” engellemesinden kurtuldum. Bu “kurtuluş”un esiriyim şimdi. Omzuma apansız yaslanan o beklenmedik ağırlığın yokluğu çökertiyor omuzlarımı. Seccademin tam orta yerine uzanıp secdelerimi engellemeye çalışan minik bedenin bıraktığı boşluğa koyuyorum alnımı. Boşluğa düşüyor gözlerim. Sabah ayaklarıma dolanan, kapıdan çıkışımı sonu gelmez bir törene dönüştüren o ses yok. Hiç sırası değilken, “Baba, haydi gezmeye gidelim! ” diyen ses yok.
Eşim ve çocuklarım bir süreliğine şehir dışında. Acıyla anlıyorum ki, benim varlığım doldurmaya yetmiyor evi. Eşim ve çocuklarımın çekilmesiyle ortaya çıkan o boşluğun çok az bir kısmına denk geliyor cismim. Varlığım “ev”i “yuva” yapmaya yetmiyor. “Ev”i “yuva” yapan o görülmez boşluğun boyutlarını ölçmeye başlıyorum şimdi. Ölçü birimim Sueda Zeynep, Mustafa Ahmed, Mehmed Furkan ve Semine... Onların sıcak ve enis yüzlerince ölçüyorum o boşluğun yüz ölçümünü. Onların seslerinin yankılanmasıyla tahmin ediyorum o boşluğun nerelere kadar uzandığını. Onların hasretlerinin göğsümdeki ağırlığı ile tartıyorum o boşluğun havasını.
“Evim” onlarsız da oluyor ama onların uzaklığınca uzak kalıyorum “yuvam”a. “Evim” onların yokluğunda da ayakta duruyor ama “yuvam” onların kıyılarımdan çekilerek açtığı o derin uçurumun dibinde bekliyor.
Tecrübemle sabit olmuş tavsiyemdir: Bir gün “ev”iniz boş kaldığında, “yuva”nızı keşfe çıkın. Doğrudur; taştan ve demirden yapılır evler; kolayca da bulunur onlar. Ama yuvalar çocuk cıvıltılarının ninnisiyle, kadın dokunuşunun sıcaklığı ile inşa edilir. Kolayca kaybedilir onlar; kolay kolay bulunmazlar...
- senai demirci- (28.07.2006 09:59)
(bakınız: ölüm, hayat, kadın, baba, büyü, gözler, deli, gerçek, çocuk, hasret)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
Ya yuvasızlar (07.06.2005 11:41)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
|
|
|
| Bay |
|
 |
|
|
 |
en sıcak hissedilen yer (03.06.2005 16:57)
| Bu yorum için 1-5 arası yıldız verin. |
|
|
|
"YUVA" hakkında görüş yazmak için tıklayın.
|
 |
|
|
|
|